İddiaya göre bilindik uygulamaların birisi üzerinden korsan yolcu taşıyan emekli polis Ekrem Akyol, trafik uygulaması sırasında genç polis memuru Mehmet Ali Koparan tarafından durduruldu. Yapılan işlem ve aracın bağlanmasının ardından Akyol'un genç polisi silahla vurduğu, daha sonra ise yaşamına son verdiği bildirildi.

Bir olayda iki polis de hayatını kaybetti.

Biri görev başındaki genç bir polis memuruydu. Diğeri ise mesleğini tamamlamış, emekli olmuş bir polis.

Bu nedenle olayın yalnızca “korsan taşımacılık yapan sürücü ile trafik polisi arasındaki çatışma” şeklinde değerlendirilmesi, meselenin toplumsal boyutunu gözden kaçırmak anlamına olur.

Asıl soru: İnsanlar neden emekli olduktan sonra çalışmak zorunda kalıyor?

Türkiye'de emeklilik, milyonlarca vatandaş açısından artık yalnızca çalışma hayatının sona ermesi anlamına gelmiyor.

Emekli olan vatandaşların önemli bir bölümü, gelirini artırmak için yeniden çalışmanın yollarını arıyor. Kimi özel sektörde çalışıyor, kimi küçük bir işletmede görev alıyor, kimi ise sahip olduğu otomobili kullanarak ek gelir elde etmeye çalışıyor.

Özellikle İstanbul gibi büyükşehirlerde kira, gıda, ulaşım ve diğer zorunlu harcamaların fahiş boyyutlara ulaşması, emekli gelirlerinin üzerindeki baskıyı da artırıyor.

Bu noktada karşımıza gri bir tablo çıkıyor.

Paylaşımlı yolculuk uygulamaları, bir tarafta “masraf paylaşımı” ve alternatif ulaşım modeli olarak savunulurken, diğer tarafta taksici esnafı tarafından ruhsatsız ve haksız rekabet yaratan taşımacılık faaliyeti olarak değerlendiriliyor. İki taraf arasında adeta bir savaş söz konusu.

Üstelik konu artık yalnızca siyasi veya sektörel bir tartışma değil. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24 Haziran 2026 tarihli kararında, dava konusu araç paylaşım hizmetinin belirli yönleriyle haksız rekabet oluşturduğu değerlendirmesine yer verildi. Karar henüz kesinleşmiş değil. Mahkeme dosyasındaki bilirkişi değerlendirmelerinde de mevcut mevzuatın bu tür uygulamaları açık biçimde tanımlamakta yetersiz kaldığı belirtildi.

Yani ortada vatandaşın kafasını karıştıran ciddi bir hukuki ve idari boşluk da bulunuyor.

Uygulama var, sürücü var, yolcu var; peki kurallar nerede?

Bugün vatandaş bir uygulamayı telefonuna indirip sürücüyle eşleşebiliyor.

Ancak aynı vatandaşın kullandığı otomobilin ticari taşımacılık bakımından hangi statüde olduğu, hangi şartlarda yolcu taşıyabileceği ve hangi noktada faaliyetinin “masraf paylaşımı” olmaktan çıkıp ticari taşımacılığa dönüştüğü tartışma konusu.

Mahkeme dosyasına yansıyan bilirkişi değerlendirmelerinde de ulaştırma mevzuatının bu yeni platform modellerini açık biçimde tanımlamadığı, bunun bir mevzuat eksikliği oluşturduğu ifade edildi.

İşte tam da burada devletin düzenleme sorumluluğu ortaya çıkıyor.

Eğer bu faaliyet yasadışıysa, kurallar açık biçimde belirlenmeli ve yalnızca direksiyon başındaki vatandaş cezalandırılmamalı.

Eğer yasal bir ekonomik faaliyet olarak kabul edilecekse, bunun da ruhsat, vergi, sigorta, yolcu güvenliği ve çalışma koşulları bakımından açık bir çerçeveye oturtulması gerekiyor.

Vatandaşın bir uygulama üzerinden çalışmasına izin verip, daha sonra yalnızca sahada yakalandığında cezalandırılması sürdürülebilir bir sistem değil.

Emekli vatandaş ek gelir ararken neden kayıt dışı alanlara yöneliyor?

Şunu sormak lazım: Emekli vatandaş neden emekli olduktan sonra yeniden çalışmak zorunda hissediyor?

Bu sorunun cevabını emekli maaşının rakamsal büyüklüğünde aramak yanlış olur, önemli olan; emeklinin eline geçen paranın yaşadığı şehirde ne satın alabildiği.

Özellikle büyükşehirlerde konut ve kira gibi ana kalem maliyetlerinin yükselmesi, emekli gelirinin önemli bir bölümünü ve hatta neredeyse tamamını maaş aldığı gün tüketebiliyor. Bu durumda emekli vatandaşın yeniden iş araması şaşırtıcı değil.

Bir emekli için otomobilini kullanarak ayda birkaç bin lira ek gelir elde etmek, aile bütçesi açısından önemli olabilir.

Ancak sistem bunu kayıt dışı veya hukuki açıdan tartışmalı bir alana itiyorsa, ortaya çok daha büyük bir problem çıkıyor.

Çünkü bu durumda emekli vatandaş ile denetim görevlisi karşı karşıya geliyor.

Esenyurt'taki olayda olduğu gibi, basit bir trafik denetimi bile son derece ağır sonuçlar doğurabiliyor.

Devletin yapması gereken ne?

Burada hükümete ve ilgili bakanlıklara önemli görevler düşüyor.

Birincisi, paylaşımlı yolculuk ve uygulama üzerinden gerçekleştirilen bireysel taşımacılık konusunda açık ve anlaşılır bir mevzuat oluşturulmalı.

İkincisi, emekli vatandaşların yeniden çalışmasını zorunluluk olmaktan çıkaracak şekilde emeklilerin alım gücü ve sosyal destekleri güçlendirilmeli.

Üçüncüsü, emekli olup çalışmak isteyen vatandaşların kayıt dışı alanlara itilmesi yerine, yasal ve güvenli ek gelir modelleri oluşturulmalı.

Dördüncüsü, özellikle eski kamu görevlileri açısından emeklilik sonrasında oluşan gelir kaybı daha kapsamlı şekilde ele alınmalı.

Beşincisi ise korsan taşımacılıkla mücadele yalnızca sürücüyü yakalayıp ceza kesmekten ibaret olmamalı. Sistemi oluşturan, sürücü ile yolcuyu buluşturan ve bu faaliyet üzerinden ekonomik değer üreten bütün aktörler aynı hukuki çerçevede değerlendirilmeli.

İki polis memurunun ölümü bize ne söylüyor?

Esenyurt'taki olayın bütün ayrıntıları yargı süreciyle birlikte elbette ortaya çıkacak.

Ancak şimdiden görünen bir gerçek var:

Türkiye'de emeklilik, çalışma hayatının huzurlu bir şekilde sona erdiği bir dönem olmaktan çıkıp birçok vatandaş için yeni bir geçim mücadelesinin başlangıcına dönüşmüş durumda.

OECD'nin 2025 çalışmasında Türkiye'nin emekli aylıklarının çalışma dönemindeki gelire oranı, uluslararası karşılaştırmalarda yüksek görünüyor. Ancak bu tür göstergeler, emeklinin yaşadığı şehirde gerçek hayat maliyetleri karşısındaki durumunu tek başına açıklamıyor.

Dolayısıyla tartışmayı yalnızca “emekli maaşı kaç lira?” sorusuna sıkıştırmak da yeterli değil.

Asıl soru şu:

Bir insan 25-30-35 yıl çalıştıktan sonra emekli olduğunda, gerçekten geçinebilecek mi?

Geçinemiyorsa yeniden çalışacak.

Yeniden çalışmak zorundaysa iş arayacak.

İş bulamazsa elindeki otomobili, bilgisini veya mesleki tecrübesini kullanarak ek gelir elde etmeye çalışacak.

Ve devlet bu yeni çalışma biçimlerini açıkça düzenlemezse, vatandaş ile denetim mekanizması arasında sürekli bir gerilim oluşacak.

Esenyurt'ta yaşanan olayın ardından yalnızca “kim haklıydı?” sorusunu sormak kolay.

Daha zor olan ise şu soruyu sormak:

İş insanı Şimşek’ten İmamoğlu davasında sert sözler: “Yatırımlarımı heba ettiler, şikâyetçiyim”
İş insanı Şimşek’ten İmamoğlu davasında sert sözler: “Yatırımlarımı heba ettiler, şikâyetçiyim”
İçeriği Görüntüle

İnsanları emeklilikten sonra yeniden çalışmak zorunda bırakan ekonomik ve sosyal düzen nasıl düzeltilecek?

Çünkü iki polis memurunun hayatını kaybettiği bu trajedinin ardından asıl ders, yalnızca bir kişinin öfkesinde veya bir aracın bağlanmasında değil; o noktaya gelene kadar biriken ekonomik, hukuki ve sosyal sorunlarda aranmalı.