Yirmi birinci yüzyıl güce yeni ve çok daha değerli bir anlam kazandırıyor: Bir ülkenin gerçek gücü, kendi refahını yükseltirken insanlığın hangi büyük meselesine çözüm üretebildiğiyle ölçülecek.
Dünya nereye gidiyor ve yaşanabilir bir gelecek için hangi ülkeye ne düşüyor?
Eylül, takvimde yenilenmenin en güçlü aylarından biridir. Okullar açılır, şehirler yeniden hızlanır, iş dünyası masasına döner, yeni kararlar ve yeni hedefler gündeme gelir. İnsan zihni de sanki yılın ikinci bir ocak ayına girer. Bu yüzden eylül, dünyaya şu soruyu sormak için en doğru zamandır: Birlikte daha yaşanabilir bir gelecek kurmak için hangi ülke, hangi üstün yeteneğini insanlığın hizmetine sunabilir?
Bugün insanlığın önünde benzersiz bir imkân bulunuyor: Dünyanın bir bölgesindeki bilgi, sermaye ve teknoloji başka bir bölgenin üretim gücü, genç nüfusu ve doğal zenginliğiyle birleşebilir. Yapay zekâ milyonlarca veriyi saniyeler içinde işliyor; yenilenebilir enerji giderek yaygınlaşıyor; tıp, tarım ve haberleşme teknolojileri insan hayatını dönüştürüyor. Bütün bu gelişmeleri ortak bir çalışma mimarisi içinde buluşturabilirsek, yirmi birinci yüzyılı insanlığın en büyük iş birliği çağına çevirebiliriz.
Gücün yeni tanımı: Dünyaya değer katmak
Yirmi birinci yüzyıl güce yeni ve çok daha değerli bir anlam kazandırıyor: Bir ülkenin gerçek gücü, kendi refahını yükseltirken insanlığın hangi büyük meselesine çözüm üretebildiğiyle ölçülecek. Her ülkenin kendine özgü bir kabiliyeti vardır. Biri teknolojide, biri tarımda, biri finansmanda, biri bilimde, biri lojistikte, biri su yönetiminde öne çıkabilir. Dünyanın geleceği, bu farklı kabiliyetlerin ortak hedefler için birbirine bağlandığı akıllı bir görev dağılımıyla kurulacaktır.
Bir orkestranın güzelliği, farklı enstrümanların aynı eserde buluşmasından doğar. Devletler düzeni de böyledir. Güçlü dünya, her ülkenin en iyi olduğu alanda ustalaştığı ve aynı büyük eserin notasına katkı sunduğu dünyadır.
Tarih, birlikte başarılabilenin kanıtıdır
İnsanlık bunun mümkün olduğunu daha önce gösterdi.
Avrupa ülkeleri kömür ve çelik üretimini ortak kurallara bağlayarak kalıcı iş birliğinin temelini attı. CERN, farklı ülkelerin bilimsel kapasitesini bir araya getirdi. Bugün orada dünyanın dört bir yanından bilim insanları evrenin en küçük parçalarını birlikte araştırıyor. Bilim, ortak bir hedefin ülkeleri nasıl yakınlaştırabileceğinin en güzel örneklerinden birini sunuyor.
Çiçek hastalığının küresel olarak ortadan kaldırılması da uluslararası dayanışmanın unutulmaz başarılarından biridir. Ülkeler sağlık bilgilerini paylaştı, aşı ekipleri sınırları geçti ve Dünya Sağlık Örgütü 1980’de bu büyük ortak başarının tamamlandığını ilan etti. İnsanlık, sağlık alanında tek bir hedef etrafında birleştiğinde neleri başarabileceğini gösterdi.
1987 tarihli Montreal Protokolü ise iş birliğinin çevre alanındaki en parlak örneklerinden biridir. Bilim insanları çözüm yollarını gösterdi, devletler ortak bir takvim üzerinde anlaştı, sanayi yeni teknolojiler geliştirdi ve gelişmekte olan ülkelere dönüşüm desteği sağlandı. Ozon tabakasını etkileyen maddelerin yaklaşık yüzde 99’u kullanım dışına çıkarıldı. Mevcut politikalar sürerse ozon tabakasının dünyanın büyük bölümünde 2040 dolaylarında 1980 seviyelerine dönmesi bekleniyor.
Bu başarı; bilim, finansman, teknoloji, takvim ve ölçümün aynı hedefte buluşmasıyla geldi. Tarihin bize verdiği formül açıktır:
Ortak amaç + ölçülebilir hedef + adil kaynak paylaşımı + teknoloji transferi + sürekli gelişim.
İklimden yapay zekâya kadar her büyük alanda bu beşli düzen yeni başarıların kapısını açabilir.