2026 yılı son çeyreğine girdik. Üretimden tüketime uzanan zincirin içinde en mutsuz kesimin (tarlada, fabrikada, hizmet sektöründe çalışanlar) olduğu aşikar. Üreten değil; taşıyan, pazarlayan, satan, stoklayan kesim çok kar ederken üreten kesim maalesef her gecen gün fakirleşiyor.

Üreticiyi korumak için taban fiyat açıklayan ekonomi yönetimi maalesef tüccarın, aracının ve alıcının kurduğu ‘saadet zinciri’ni kıramıyor.

Örnekleme yaparsak; fındıkta ekonomi yönetimi taban fiyatı kilogram olarak 250-255 lira açıklamasına rağmen tüccar 180 liradan fiyat vererek üreticilerin malına çöküyor. Yasa taban fiyat koyarken bundan aşağı olmaz diyor. Peki düşük fiyatla ürüne çöken vurguncu kesim bu cesareti kimden alıyor?

Türkiye ekonomisinde 2026 yılının ilk 9 aylık verilerine baktığımızda karşımızda dikkatle okunması gereken bir tablo var.

Temmuz ayında yıllık enflasyon yüzde 31,75 seviyesinde gerçekleşirken, ekonomimiz yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdü. Haziran ayında ihracat yüzde 21,7 artış gösterirken, sanayi üretimi yüzde 1,4 geriledi. İşsizlik ise yüzde 7,6 seviyesinde bulunuyor.

RAKAMLAR BİZE NE SÖYLÜYOR?

Enflasyonla mücadele sürerken büyümeyi, üretimi ve ihracatı aynı anda güçlü tutmak zorundayız. Çünkü artık yalnızca büyümek yetmiyor; kaliteli, sürdürülebilir ve rekabetçi büyümek gerekiyor.

DEVLET: ÇARKIN ZEMİNİNİ HAZIRLAMAK

Ekonominin sağlıklı işlemesi için devletin en önemli görevi, yatırımcıya ve üreticiye öngörülebilir bir ortam sunmaktır.

Sık değişmeyen mevzuat, hızlı işleyen bürokrasi ve hukuk sistemi, sade vergi uygulamaları, hedefe yönelik teşvikler ve rekabetçi enerji maliyetleri üretimin önünü açacak temel unsurlardır.

Yatırımcı için en değerli teşvik, öngörülebilirliktir.

İŞ DÜNYASI: DAHA FAZLA DEĞİL, DAHA AKILLI ÜRETİM

Sanayi üretimindeki yüzde 1,4'lük gerileme, üretimin niteliği ve verimlilik konusunu yeniden gündeme getiriyor.

Türk iş dünyasının önündeki görev yalnızca kapasite artırmak değil; teknolojiye, yapay zekâya, nitelikli insan kaynağına ve yüksek katma değerli üretime yatırım yapmak.

İhracatta yüzde 21,7'lik artış önemli bir başarı. Ancak bundan sonraki hedef daha fazla ihracat kadar, daha yüksek katma değerli ihracat olmalı.

FİNANS: KAYNAĞIN ADRESİ DEĞİŞMELİ

Ekonominin çarklarını döndüren temel unsurlardan biri finansman. Ancak mesele yalnızca daha fazla kredi değil, doğru finansman.

Kaynakların üretime, ihracata, KOBİ'lere, teknolojiye, yeşil dönüşüme ve yüksek katma değerli yatırımlara yönelmesi Türkiye'nin gelecekteki rekabet gücünü belirleyecek.

Bu nedenle bankacılık sektörü, finansman sağlayan bir kurum olmanın ötesinde, ekonomik dönüşümün stratejik ortağı olmak zorunda.

ASIL GÜÇ: İNSAN

Bütün bu dönüşümün merkezinde ise insan var.

Yapay zekâ ve otomasyonun üretim süreçlerini değiştirdiği bir dünyada nitelikli iş gücüne yatırım yapmadan rekabet gücünü artırmak mümkün değil.

Sonuç olarak; ekonominin çarklarını tek başına devlet, iş dünyası veya finans sektörü döndüremez.

Devlet öngörülebilirliği, iş dünyası üretim ve verimliliği, finans sektörü doğru kaynağı, çalışanlar ise nitelikli emeği ortaya koyacak.

Eylül sayımızın kapağında VakıfBank Genel Müdürü Sayın Osman Arslan ile gerçekleştirdiğimiz röportajda da finans sektörünün bu dönüşümdeki rolünü ele alıyoruz.

Çünkü önümüzdeki dönemin asıl sorusu artık “Ne kadar büyüyeceğiz?” değil.

Nasıl büyüyeceğiz, ne üreteceğiz ve bu büyümeyi nasıl kalıcı bir rekabet gücüne dönüştüreceğiz?

Türkiye'nin yeni ekonomi hikâyesi, bu sorulara vereceği cevaplarla yazılacak.

www.ekovitrin.com’u günün her anında takip etmenizi öneriyorum.

Sağlıkla kalın.