Türkiye’de yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatların tarladan market rafına uzanan yolculuğuna ilişkin başlatılan soruşturma, yıllardır tartışılan üretici-tüketici fiyat makasını yeniden gündemin merkezine taşıdı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 22 ilde 109 iş yeri ve ikamette arama yapılırken, 41 büyük dağıtıcı firmanın yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturmada yaklaşık 1029 çiftçinin beyanına başvurulduğu, ürünlerin üreticiden hangi bedelle çıktığı ve tedarikçilere hangi şartlarda ulaştığının incelendiği açıklandı.
Soruşturmanın dikkat çeken başlıklarından biri ise bazı firmaların piyasadaki hakimiyetlerini kullanarak ürün arzını olduğundan düşük, maliyetleri ise gerçeğinden yüksek gösterdiklerine ilişkin tespitler oldu. Soruşturma kapsamında sahte müstahsil makbuzlarıyla maliyetlerin yüksek gösterildiği ve bu yöntemlerle fiyatların yukarı yönlü manipüle edildiği iddiaları da incelemeye alındı.
Asıl soru şimdi başlıyor
Ortaya çıkan tablo, “Tarladan markete fiyat neden bu kadar artıyor?” sorusunun yanı sıra daha önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
Üreticiden 5 liraya çıkan bir ürün tüketiciye 100 liraya ulaşıyorsa, aradaki 95 liranın ne kadarı gerçek maliyetlerden, ne kadarı ticari marjlardan, ne kadarı ise fiyatlama davranışlarından kaynaklanıyor?
Elbette tarladaki fiyat ile marketteki fiyat arasındaki farkın tamamını haksız kazanç olarak değerlendirmek mümkün değil. Ürünün tüketiciye ulaşması sırasında nakliye, depolama, fire, işçilik, ambalaj, komisyon, finansman, vergi ve perakende giderleri gibi çok sayıda maliyet kalemi bulunuyor.
Ancak soruşturmanın ortaya koyduğu iddialar, bu maliyet zincirinin şeffaf biçimde ortaya konulmasının önemini artırıyor.
95 liralık farkın enflasyon hesabı yapılıyor mu?
Buradaki kritik nokta ise fiyat makasının yalnızca tüketicinin cebine yansıyan bir fark olmaması.
Gıda ürünleri, tüketici enflasyonunun önemli kalemleri arasında yer alıyor. TÜİK'in Haziran 2026 verilerine göre yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,11 seviyesindeydi. Gıda ve alkolsüz içecekler grubu da fiyat hareketleri açısından en yakından takip edilen ana harcama gruplarından biri olmayı sürdürüyor.
Dolayısıyla üreticiden çıkan bir ürünün tedarik zincirinde olağan maliyetlerin çok üzerinde fiyat artışlarıyla tüketiciye ulaşması halinde mesele yalnızca “pahalı sebze ve meyve” olmaktan çıkıyor. Bu fiyatlamanın genel fiyat seviyesine ve dolayısıyla enflasyona ne ölçüde yansıdığı da önem kazanıyor.
Burada cevap bekleyen soru şu:
Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkının enflasyona yaptığı katkı düzenli olarak ölçülüyor mu?
Eğer ölçülüyorsa, ortaya çıkan sonuçlar hangi kurum tarafından değerlendiriliyor ve fiyat zincirindeki hangi aşamada müdahale edilmesi gerektiğine nasıl karar veriliyor?
Denetimler daha önce yapılsaydı ne değişirdi?
Yaş sebze ve meyve piyasasına yönelik soruşturmanın kapsamı, denetimlerin etkinliği konusundaki tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Çünkü bugün soruşturma dosyasına giren üretici beyanları, alış belgeleri, satış kayıtları ve maliyet verileri üzerinden yapılan incelemeler, aslında ürünün tarladan sofraya kadar geçtiği zincirin geriye dönük olarak da izlenebildiğini gösteriyor. Soruşturma kapsamında Ticaret Bakanlığı'nın Hal Kayıt Sistemi, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın Çiftçi Kayıt Sistemi verileri ile Vergi Denetim Kurulu'nun çalışmalarından yararlanıldığı açıklandı.
Bu noktada kamuoyunun önündeki soru ise şu:
Bu tür fiyat hareketleri yıllar içinde daha erken ve daha sistematik biçimde denetlenebilir miydi?
Bu sorunun cevabı soruşturmanın tamamlanması ve elde edilen bulguların hukuki süreç sonunda netleşmesiyle daha sağlıklı değerlendirilebilecek.
Ancak ortaya çıkan tablo, yalnızca soruşturmadaki şirketlerin olası sorumluluğunun değil, tarladan sofraya kadar uzanan fiyat zincirinin tamamının daha yakından izlenmesi gerektiğini gösteriyor.
Fiyat zincirinin tamamı şeffaflaşmalı
Tüketicinin karşılaştığı 100 liralık fiyatın nasıl oluştuğunun anlaşılabilmesi için yalnızca marketteki etiketin değil, ürünün tarladan çıktığı andan itibaren geçirdiği bütün aşamaların izlenebilmesi gerekiyor.
Üreticinin kaça sattığı, aracının hangi maliyetlerle ürünü aldığı, ürünün kaç kez el değiştirdiği, lojistik ve depolama maliyetlerinin ne olduğu, dağıtıcı ve perakendecinin hangi marjla satış yaptığı ortaya konulabildiğinde fiyat farkının hangi noktada oluştuğu da daha net görülebilir.
Çünkü mesele yalnızca “tarlada 5 lira, markette 100 lira” meselesi değil.
Mesele, aradaki 95 liranın nasıl oluştuğu ve bu fiyat oluşumunun tüketici enflasyonuna ne kadar yansıdığıdır.
Şimdi soruşturmanın ardından gözler yalnızca gözaltı ve adli sürece değil, tarladan sofraya fiyat zincirinin tamamının nasıl denetleneceğine çevrilmiş durumda.



