Son dönemde yatırım fonları ve portföy yönetim şirketleriyle ilgili yaşanan gelişmeler, birikimlerini yatırım fonlarında değerlendiren vatandaşları endişelendirdi. Özellikle bazı şirketler hakkında gündeme gelen soruşturmalar, tutuklama haberleri ve son olarak Pusula Portföy'ün bazı fonlarda katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğunu açıklaması, yatırımcıların aklına aynı soruyu getirdi:
“Fondaki paramı kaybeder miyim, paramı geri alamazsam ne olacak?”
Bu sorunun yanıtında ise yatırımcı açısından kritik bir ayrım bulunuyor: Fonun malvarlığı ile fonu yöneten portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığı aynı şey değil.
Fonun parası şirketin kasasındaki para değil
Sermaye Piyasası Kurulu'nun yatırım fonlarına ilişkin bilgilendirmesine göre fon malvarlığı, kurucunun malvarlığından ayrı tutuluyor. Fon malvarlığının rehnedilmesi, teminat gösterilmesi ve üçüncü kişiler tarafından haczedilmesi de mevzuat çerçevesinde sınırlandırılmış durumda.
Bu nedenle portföy yönetim şirketinin kendi mali yapısında sorun yaşanması, tek başına yatırım fonunda bulunan varlıkların şirketin kendi borçları nedeniyle ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Ancak bu durum, “yatırım fonundaki para yüzde 100 garantide” anlamına da gelmiyor.
Çünkü yatırım fonları banka mevduatı değil. Fonun değerindeki değişim, fonun yatırım yaptığı varlıkların fiyatlarına, yatırım stratejisine ve piyasa koşullarına bağlı.
Kritik gelişme: Bazı fonlarda ödemeler zamanında yapılamadı
Bu ayrımın neden önemli olduğu 15 Eylül'de Pusula Portföy tarafından yapılan açıklamayla bir kez daha görüldü.
Pusula Portföy, kurucusu olduğu bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt durumu oluştuğunu KAP'a bildirdi. Şirket, ilgili fonlar hesabına işlem yapılan aracı kurumlarla mutabakatların ve likidite yönetimi sürecinin devam ettiğini açıkladı.
Şirket ayrıca gerekli tedbirlerin alındığını ve gelişmeler konusunda yatırımcıların bilgilendirilmeye devam edileceğini duyurdu. Ancak açıklamada hangi fonlarda ne kadar ödeme yapılamadığı ve ödemelerin ne zaman tamamlanacağına ilişkin rakamsal bir bilgi paylaşılmadı.
Buradaki “temerrüt”, yatırımcının fon katılma paylarını satmasının ardından yapılması gereken ödemenin belirlenen sürede gerçekleştirilememesi anlamına geliyor.
Bu durum “fon varlıkları kayboldu” anlamına gelmiyor. Ancak yatırımcının parasına erişim açısından ciddi bir likidite ve ödeme sorununun ortaya çıktığını gösteriyor.
Tera'dan da kritik açıklama geldi
Pusula Portföy'deki gelişmenin ardından gözler Pusula Finans Holding'in Tera Grubu'na devri sürecine çevrildi.
Tera Grubu, yaptığı açıklamada Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerinin devralınmasına ilişkin hukuki ve fiili sürecin henüz tamamlanmadığını bildirdi. Buna göre mevcut aşamada Pusula Portföy tarafından yönetilen yatırım fonlarının portföy ve likidite yönetimi ile katılma payı alım-satım süreçleri Tera Grubu'nun sorumluluğunda bulunmuyor.
Bu gelişme, yatırımcı açısından önemli bir noktayı ortaya koyuyor: Bir şirketin devriyle fonun kendisinin devri aynı işlem değil.
Peki şirket batarsa fon da mı batar?
Kısa cevap: Hayır, otomatik olarak böyle bir sonuç çıkmaz.
Fon malvarlığının kurucunun malvarlığından ayrı olması, yatırımcı açısından önemli bir hukuki koruma mekanizması oluşturuyor.
Ancak burada “fon batmaz” şeklinde de anlaşılmaması gereken bir nokta var.
Fonun yatırım yaptığı hisse senetleri değer kaybedebilir. Tahvil ve diğer sermaye piyasası araçlarında fiyat düşüşleri yaşanabilir. Döviz veya altın fiyatları gerileyebilir. Fonun yatırım stratejisine bağlı olarak yatırımcı zarar edebilir.
Dolayısıyla iki farklı risk birbirinden ayrılmalı:
Piyasa riski: Fonun yatırım yaptığı varlıkların değer kaybetmesi.
Likidite ve operasyonel risk: Fonun yatırımcıya yapılması gereken ödemelerde veya varlıkların nakde çevrilmesinde sorun yaşanması.
Pusula Portföy'de gündeme gelen temerrüt, özellikle ikinci başlık açısından yatırımcıların dikkatini çekti.
Portföy saklama mekanizması neden önemli?
Yatırım fonlarında yalnızca portföy yönetim şirketinin rolü bulunmuyor. Fon varlıklarının saklanmasına ilişkin de mevzuatta ayrı bir yapı bulunuyor.
Portföy saklama kuruluşları, fon varlıklarının saklanması ve belirli fon işlemlerinin mevzuata uygunluğunun gözetilmesi bakımından sistemin önemli unsurlarından biri.
Dolayısıyla yatırım fonu sistemini yalnızca “paramı verdiğim şirket” üzerinden değerlendirmek doğru değil.
Yatırımcının; fonun kurucusunu, portföy yöneticisini, portföy saklama kuruluşunu, fonun yatırım yaptığı varlıkları ve fonun likidite koşullarını birlikte değerlendirmesi gerekiyor.
Yatırımcı hangi bilgileri kontrol etmeli?
Bir yatırım fonuna para yatırmadan önce yatırımcının yalnızca geçmiş getirisine bakması yeterli değil.
Fonun;
- Yatırım stratejisi,
- Risk değeri,
- Portföy dağılımı,
- Hangi varlıklara yatırım yaptığı,
- Kurucusu ve portföy yönetim şirketi,
- Portföy saklama kuruluşu,
- Katılma payı alım-satım ve geri ödeme koşulları,
- KAP ve TEFAS'taki açıklamaları
incelenmeli.
Özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler, “Fon yüksek getiri sağlıyor mu?” sorusu kadar “Fon gerektiğinde ne kadar hızlı nakde dönüşebiliyor?” sorusunun da önemli olduğunu gösterdi.
Vatandaşın korktuğu sorunun yanıtı ne?
Yatırım fonlarında yaşanan son gelişmeler, bütün fonlardaki paraların kaybolduğu veya yatırımcıların tamamının parasını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor.
Ancak yatırım fonlarının da risksiz bir yatırım aracı olmadığı açık.
Fon malvarlığının ayrı tutulması, portföy yönetim şirketinin sorun yaşaması halinde yatırımcının varlıklarının otomatik olarak şirketin borçlarına dönüşmesini engelleyen önemli bir mekanizma. Fakat bu mekanizma yatırımcıya getiri veya her koşulda anında ödeme garantisi vermiyor.
Bu nedenle yatırımcının sorması gereken soru yalnızca “Param güvende mi?” değil.
Asıl sorulması gerekenler:
Param hangi fonda?
Fon hangi varlıklara yatırım yapıyor?
Kim tarafından yönetiliyor?
Varlıklar nerede saklanıyor?
Fonun likiditesi nasıl?
Paramı geri almak istediğimde hangi koşullar uygulanıyor?
Son dönemde yaşanan gelişmeler, yatırım fonlarında yatırımcı açısından en önemli konunun yalnızca getiri değil, şeffaflık, likidite ve varlıkların hukuki yapısı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


