ABD Başkanı Donald Trump’ın İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile New York’ta görüşmeye açık olduğunu söylemesi, Washington-Tahran hattında uzun süredir devam eden gerilimin yeniden diplomasi zeminine taşınabileceği beklentisini gündeme getirdi.
Trump, İran konusunda toplantıları bulunduğunu belirterek Tahran yönetiminin zor bir süreçten geçtiğini söyledi. ABD Başkanı ayrıca İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağını vurguladı.
Pezeşkiyan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için New York’a gitmesi beklenirken, iki lider arasında resmi olarak planlanmış bir görüşme henüz açıklanmış değil. Dolayısıyla gündemdeki temas şu aşamada olası bir görüşme niteliğinde.
47 YILLIK KRİZİN GÖLGESİNDE TARİHİ İHTİMAL
Washington ile Tahran arasındaki gerilimin kökleri bugünkü nükleer tartışmalardan çok daha eskiye dayanıyor.
İki ülke arasındaki ilişkiler, 1979 İran Devrimi sonrasında kritik bir kırılma yaşadı. 4 Kasım 1979'da İranlı öğrencilerin Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ni ele geçirmesiyle başlayan rehine krizi 444 gün sürdü. Krizin ardından ABD, İran'la diplomatik ilişkilerini kesti ve ekonomik yaptırımlar uygulamaya başladı. Rehineler 20 Ocak 1981'de serbest bırakıldı ancak iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler yeniden kurulmadı.
Bu kopuş, sonraki yıllarda karşılıklı yaptırımlar, bölgesel çatışmalar ve askeri gerilimlerle daha da derinleşti.
KÖRFEZ'DE ASKERİ ÇATIŞMA
1988'de İran'ın Basra Körfezi'nde bir ABD savaş gemisine zarar veren mayın olayının ardından Washington, "Praying Mantis" operasyonunu düzenledi. ABD güçleri İran'a ait petrol platformlarını ve bir savaş gemisini vurdu.
Aynı yılın temmuz ayında ABD donanmasının İran'a ait yolcu uçağını savaş uçağı sanarak düşürmesi sonucu uçaktaki 290 kişinin tamamı hayatını kaybetti. Olay, iki ülke arasındaki güven krizini daha da ağırlaştırdı.
YAPTIRIMLARIN YENİ DÖNEMİ
1990'lı yıllarda Washington'ın İran'a yönelik ekonomik baskısı genişledi. ABD yönetimleri İran'ın enerji sektörüne ve ticaretine yönelik yaptırımları artırırken, 1995'te petrol sektörünü de hedef alan kapsamlı kısıtlamalar getirildi. 1996'da İran'ın petrol ve doğal gaz sektörüne yatırım yapan şirketleri de kapsayan yeni yaptırım mekanizmaları oluşturuldu.
Ancak iki ülke arasındaki en önemli diplomatik kırılmalardan biri nükleer program üzerinden yaşandı.
2015'TE MASAYA OTURDULAR
Yıllar süren müzakerelerin ardından İran ile ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği 2015'te nükleer anlaşmaya vardı.
JCPOA olarak bilinen anlaşmayla İran, nükleer faaliyetlerine önemli sınırlamalar getirirken karşılığında yaptırımların hafifletilmesini elde etti. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve nükleer tesisleri üzerinde daha kapsamlı denetim mekanizmaları öngörüyordu.
Fakat bu diplomatik dönem uzun sürmedi.
TRUMP 2018'DE ANLAŞMADAN ÇEKİLDİ
Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde Washington, 2018'de JCPOA'dan çekildi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya başladı.
Tahran ile Washington arasındaki gerilim bundan sonra yeniden yükseldi. ABD'nin "maksimum baskı" politikası kapsamında yaptırımları artırması, İran'ın ise nükleer faaliyetlerini anlaşmada öngörülen sınırların ötesine taşımaya başlaması, taraflar arasındaki krizi yeniden tırmandırdı.
SÜLEYMANİ SUİKASTI GERİLİMİ ZİRVEYE TAŞIDI
2020'nin başında ABD'nin Bağdat'ta düzenlediği drone saldırısında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, Washington-Tahran hattındaki gerilimi bir kez daha kritik seviyeye taşıdı. O dönem İran misilleme tehdidinde bulunurken bölgede ABD ve İran güçleri arasında doğrudan çatışma ihtimali gündeme geldi.
BUGÜN YENİDEN NEW YORK MASASI GÜNDEMDE
Şimdi ise iki ülke, yıllardır doğrudan diplomatik ilişki kurmadan sürdürdükleri karşı karşıya gelişin ardından yeniden bir temas ihtimaliyle karşı karşıya.
ABD yönetimi, Pezeşkiyan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmasına izin verdi. İran heyetinin New York'taki hareket alanına ise çeşitli kısıtlamalar getirildi.
Trump'ın Pezeşkiyan ile görüşmeye açık olduğunu söylemesi de bu nedenle yakından izleniyor.
Ancak iki tarafın pozisyonları hâlâ oldukça uzak. Washington, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını kabul etmeyeceğini vurgularken Tahran'ın yeniden müzakere masasına dönmek için çeşitli şartlar öne sürdüğü bildiriliyor. İran tarafında savaşın sona ermesi, yaptırımların ve bazı ekonomik kısıtlamaların kaldırılması, dondurulan varlıkların serbest bırakılması ve askeri baskının sona ermesi gibi başlıklar öne çıkıyor.
PETROL PİYASASI DA NEW YORK'U İZLİYOR
Washington-Tahran hattındaki gelişmeler yalnızca diplomasi açısından değil, küresel enerji piyasaları açısından da yakından takip ediliyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve bölgedeki çatışmalar nedeniyle enerji taşımacılığında yaşanan aksaklıklar petrol fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Reuters'ın 22 Eylül tarihli haberine göre Brent petrolün kasım vadeli kontratı 101,63 dolara kadar yükseldi. Piyasalarda olası ABD-İran temasının çatışmanın seyri ve enerji arzı üzerindeki etkileri de izleniyor.
Bu nedenle New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, yalnızca iki liderin olası karşılaşması açısından değil, ABD-İran ilişkilerinde 1979'dan bu yana biriken sorunların yeniden diplomasi masasına taşınıp taşınmayacağı açısından da kritik önem taşıyor.




