Tezgâhlarda Dengeler Değişti! İstavrit Hamsiyi Tahtından Etti
Tezgâhlarda Dengeler Değişti! İstavrit Hamsiyi Tahtından Etti
İçeriği Görüntüle

Karnede, Türkiye’nin 2025’te kömürden çıkmak yerine kömürlü termik santral şirketlerine teşviklerini devam ettiren politikaları ve sera gazı emisyonlarını artıran yeni iklim hedefiyle bu sene de geçer not alamadığı belirtildi. COP31 ev sahipliğinde gerçek iklim liderliği için Türkiye’nin iddialı iklim hedefleri belirlemesi gerektiği vurgulandı.

Karnenin 12 maddede özeti şöyle:

İklim Kanunu: Kanun sürecinde sivil toplum dışlandı; çıkan kanun doğayı ve toplumu koruyacak şekilde uygulanmalı.

Yeni İklim Hedefi: Emisyonları artırıyor; fosil çıkış planı ve uyum politikaları eksik. Temiz bir ekonomi ve müreffeh bir toplum fırsatı kaçırılıyor.

Maden Yasası: Doğal alanları madenciliğe açıyor; Akbelen örneği kaygıları doğruladı; yasa iptal edilmeli.

Kömür Teşvikleri: 133 milyon dolarlık yeni teşvik halkın cebinden çıkıyor; sağlık etkileri artıyor, adil dönüşüm gecikiyor.

ETS Taslağı: Kirliliği azaltmayı garanti etmiyor, caydırıcı değil, adil dönüşümü merkeze almıyor.

Yönetişim: İklim alanında uzman STK’lar karar mekanizmalarından dışlanıyor.

Yenilenebilir Enerji: Yatırımlar artıyor; çevresel etkileri dikkate almayan ve çevresel demokrasiyi sağlamayan düzenlemeler ciddi risk yaratıyor.

İklim Etkileri: Rekor kuraklık, artan sel ve yangın kayıpları; iklim krizine karşı hazırlıksızlık can yakıyor.

Adil Geçiş: İlke olarak var; fosil yakıtlardan çıkış takvimi, işçiler ve yerel halk için somut mekanizmalar yok.

Afşin-Elbistan A Termik Santrali : Yeni üniteye verilen ÇED onayı kamu yararı taşımıyor.

Tarım: İklim krizinin tetiklediği aşırı hava olayları ve kuraklık 2025’te tarımı %12,7 küçülttü.

Nükleer Enerji: Pahalı, riskli ve atık sorununu çözemeyen nükleer enerji projelerinden vazgeçilmeli.

COP31: Büyük fırsat; gerçek liderlik için iddialı hedefler, kömürden çıkış ve katılımcılık şart.

12 maddede iklim karnesi:

1. İklim Kanunu: Ne iklimi ne doğayı ne toplumu koruyor

Temmuz ayında yasalaşan İklim Kanunu, iklim politikasında önemli bir araç olma potansiyeli taşımasına rağmen, ciddi birtakım eksiklikleri bünyesinde barındırıyor. Kanunun hazırlığında da meclisteki değerlendirme sürecinde de iklim alanında çalışan sivil toplumun talepleri dikkate alınmadı. Kanun, net sıfır emisyon hedefi, ulusal katkı beyanı ve iklim eyleminin temel ilkelerine hukuksal zemin sağlamakla beraber fosil yakıt kullanımını sonlandırmaya yönelik somut hedefler koymuyor, emisyon azaltımı için net bir yol haritası sunmuyor ve bilim temelli bağımsız bir denetim yapısını içermiyor. Sivil toplumun çabaları sonucu emisyon ticaret sistemi tasarımına ilişkin maddelere “net sıfır emisyon hedefi”, yerel iklim değişikliği eylem planlarına ilişkin maddelere adil geçiş ifadesi eklendi. Önümüzdeki dönemde kanun temelinde çıkarılacak mevzuatın güçlü güvenceler barındırması talep ediliyor.

2. Türkiye’nin yeni iklim hedefi: Emisyonlar artacak

Türkiye’nin kamuoyunda iklim hedefi olarak bilinen yeni ulusal katkı beyanı (NDC), emisyonları 2035 yılına kadar azaltmak yerine artırıyor. Yeni NDC, fosil yakıtlardan çıkışa dair hiçbir plan içermiyor. Belgede korunan alanların artırılması, iklim uyumu, gıda güvencesi ve kentlerin afetlere karşı dirençliliği gibi kritik konulara dair yeni hedeflere yer verilmemiş. Oysa toplumun iklim krizine karşı dirençli hale gelebilmesi için emisyonları bugünden itibaren azaltmamız ormanlar, sulak alanlar, denizler de dahil olmak üzere korunan alanları artırmamız, kentlerimizi iklime dirençli biçimde yeniden planlamamız, doğa temelli çözümleri yaygınlaştırmamız gerekiyor.

3. Yeni maden yasası iptal edilmeli

7554 sayılı Madencilik hakkında Torba Yasa ile suyumuz, toprağımız, zeytinimiz, ormanlarımız ve kültürel varlıklarımızı madenciliğe açılarak tarihte hiç olmadığı kadar tehlike altına sokuldu. Bu yasanın ilk somut uygulaması da Akbelen’de zeytin ağaçlarının sökülmesi oldu. Yasa acilen iptal edilmeli.

4. Kömüre teşvik halkın cebinden gidiyor

Yerli kömüre verilen yeni teşvik paketi kamu kaynaklarını kirletici kömür şirketlerine aktarmaya devam ederek hem temiz enerjinin yaygınlaşmasını engelliyor hem de halkın sağlığı ile bütçesini riske atıyor. Kömürlü termik santral işleten şirketlere her yıl fazladan ayrılacak 133 milyon dolar kamu kaynağı, 7 bin kömür madeni işçisinin 1 yıllık ortalama gelirine tekabül ediyor. Bu paket, kömür bölgelerinde yaşanan işten çıkarmalara karşı işçilere güvence sağlayacak adil geçiş planlarını geciktiriyor. Kömüre verilen teşvikler son bulmalı; işçileri ve yerel halkı koruyacak adil geçiş mekanizmaları kurulmalı.

5. İklim yönetişiminde sivil toplumun sesi yok

İklim politikasını tartışmak ve geliştirmek üzere bakanlıkların kurduğu masalarda iklim alanında uzman sivil toplum yer almıyor. Örneğin; iklim politikasının en üst kademesi olan İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu’nda (İDUKK) bakanlıklar dışında iş dünyası ve yerel yönetimler temsil ediliyor ancak iklim alanında uzman sivil toplum ve düşünce kuruluşları temsilcileri, katılmayı talep etmelerine rağmen, bu kurulda yer bulamıyor. Benzer şekilde ETS’de kotaları ve fiyatları belirleyecek Emisyon Piyasası Kurulu ve Danışma Kurulu’nda da bakanlıklar dışında iş, yatırım ve finans kuruluşları ve bir meslek odası yer alıyor.

6. Afşin-Elbistan Termik Santral Projesi: Kamu yararı yok

2025’te de yeni kömürlü termik santral kurma ısrarı devam etti. Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW’lık yeni bir ünite eklenmesi projesine verilen ÇED olumlu kararına dair bilirkişi raporu, kamu yararı bulunmadığını, bölge halkı ve çevre üzerinde ciddi zararlar doğuracağını ortaya koydu. Afşin-Elbistan havzası, Türkiye’nin en kirli hava sahalarından biri olup, yöre halkı yıllardır sağlıksız koşullara mahkûm ediliyor. Bu nedenle proje acilen iptal edilmeli ve var olan santraller kimsenin geride kalmadığı bir adil geçiş programıyla kapatılmalı.

7- İklim krizinin de etkileriyle tarımda küçülme yaşandı

Her yıl sayısı artan aşırı hava olayları ve artan sıcaklıklarla bağlantılı kuraklık gıda güvencesinin temeli olan gıdanın bulunabilirliği ve erişilebilirliğini riske atıyor. 2025 yılı boyunca görülen don olayları, aşırı sıcaklar ve diğer iklim anomalileri meyvede alışılmadık fiyat artışlarına sebep oldu. Aynı yıl içerisinde, susuzluk gıda üretimini önemli ölçüde etkileyen bir diğer unsurdu. Bu durum artan fiyatlar ile tüketicileri de etkiledi. İklim krizinin de etkileri ile tarım sektörü 2025’in 3. çeyreğinde yıllık bazda %12,7 küçülerek son yılların rekor küçülme oranına ulaştı. İklime dirençli ve doğa dostu bir tarım sistemi için agroekoloji yaklaşımı benimsenmeli ve buna yönelik bölgesel planlar geliştirilmeli, teşviklerin en az %30’u doğa dostu uygulamalara yönlendirilmeli, onarıcı tarım teknikleri yaygınlaştırılmalı.

8- Nükleer enerji hem pahalı hem tehlikeli

Türkiye’nin Akkuyu’nun yanında Sinop ve Trakya’da yeni nükleer santraller ekleme ısrarını büyük bir endişeyle karşılıyoruz. Nükleer enerji; kaza riski, radyoaktif atık sorunu, uzun inşaat süreleri yanında hâlâ en pahalı elektrik üretim yöntemlerinden biri. Akkuyu Santrali’nde üretilen elektrik için devletin Rus şirkete ödemeyi garanti ettiği fiyat piyasadaki elektrik fiyatından neredeyse 2 kat yüksek. Küçük modüler reaktör (SMR) gibi yeni nesil reaktörlerde de durum farklı değil; yüksek maliyet ve atık sorunları çözülemiyor. Üstelik nükleer yatırımlar, güneş ve rüzgar gibi çok daha ucuz, hızlı devreye alınabilen ve emisyonları bugün azaltabilecek yenilenebilir enerji yatırımlarını da geciktirme riski taşıyor.

9. Doğadan vazgeçmeden yenilenebilire geçiş mümkün

Türkiye’nin rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesi 2025’te artışını sürdürerek Kasım ayı sonunda 38,8 GW’a ulaştı ve elektrik üretiminin %22’sini karşıladı. Bu gelişme enerji dönüşümü için umut verici görünmekle birlikte yenilenebilir enerjiye geçiş doğa ve tarım alanları pahasına olmamalı. Temmuz ayında kabul edilen 7554 sayılı torba yasa, korunan alanlar da dahil olmak üzere doğal alanlarda, mera ve orman alanlarında çevresel etkileri dikkate almazken ekosistemler, biyoçeşitlilik, yerelin geçim kaynakları açısından riskler yaratıyor. Oysa %100 yenilenebilir bir enerji sistemi, hassas alanları koruyarak uygun yer seçimiyle ve yerel halkın hakları ve geçim kaynakları korunarak da hayata geçirilebilir.

10. Adil geçişin adı var ama adresi belirsiz

Karbonsuzlaşma sürecinde çalışanların ve yerelin haklarını koruyan adil geçiş, politika belgelerinde yer alsa da uygulamaya dönük bir mekanizma henüz tanımlanmış değil. Temmuz ayında kabul edilen İklim Kanunu’nda ilke olarak benimsenen adil geçişin, fosil yakıtlardan çıkış takvimi ve somut politika araçlarıyla desteklenmesi gerekiyor. Kimseyi geride bırakmayan bir dönüşüm için tüm paydaşların katılımını güvence altına alan güçlü bir toplumsal diyalog kurulmalı; toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalı, bölgesel koşullar gözetilerek yerel ekonomiler çeşitlendirilmeli, etkilenen çalışanlar için yeni beceriler ve geçim güvenceleri sağlanmalı.

11. İklim değişikliğine bağlı afetlerin etkileri ağırlaşıyor

2025 yılı, iklim krizinin Türkiye üzerindeki etkilerinin belirgin biçimde ağırlaştığı bir yıl oldu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 su yılında (1 Ekim 2024- 30 Eylül 2025) alansal yağış 422,5 mm ile son 52 yılın en düşük seviyesine geriledi. Orman Genel Müdürlüğü verileri ise 1 Ocak - 17 Ağustos tarihleri arasında 64.500 hektar büyüklüğünde alanının (Tarım arazileri, makilikler, yol kenarları ve kırsal yerleşimler ve ormanlar) yangınlarda zarar gördüğünü ortaya koydu. Prof. Dr. Murat Türkeş ve Nami Yurtseven’in 2025’te yayımlanan çalışması, kurak ve yarı kurak iklim koşullarının önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaşacağına işaret ediyor. Bu tablo karşısında şehirlerde doğa temelli çözümlerle iklim direncinin artırılması, korunan alanların oranı ve niteliğinin güçlendirilmesi ve afetler sonucu oluşan kayıp ve zararlar için tazminat mekanizmalarının kurulması gerekiyor.

12- COP 31 ev sahipliği: Önemli bir fırsat

Her ne kadar Türkiye 2025 yılındaki iklim politikaları ile geçer not alamasa da 2026’da COP31’e ev sahipliği yapacak olması karbonsuz ve adil bir ekonomi inşa etme yolunda önemli bir fırsat. Ancak gerçek liderliği yalnızca ev sahipliğinden değil, emisyonları azaltan iddialı iklim hedeflerinden, kömürden çıkış stratejisinden, doğayla uyumlu yenilenebilir enerji yatırımlarından, güçlü adaptasyon politikalarından, katılımcı ve insan haklarını gözeten bir yönetim anlayışından geçiyor. Türkiye’den COP31 müzakerelerinde küresel fosil yakıtlardan çıkış konusunda kararlı ve hakkaniyetli bir duruş bekliyoruz.