Ancak, en az altmış yedisi geçemedi, boğuldular ya da dalgakıranın üzerindeki izdihamda ezildiler. Ölü sayısı bile ajanstan ajansa değişti, kırk birden altmış yediye kadar. İspanya ordusunu sokağa çıkardı, sınıra beş yüz metrelik yüzer bariyer serdi ve kırk sekiz bin kişiyi kırk sekiz saat içinde geri göndermeyi başardı.
Ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tabloyu kısaca şöyle özetledi ‘tek bir kişi bile İspanya anakarasına ya da AB'nin geri kalanına ulaşamadı’.
Avrupa'nın sınır doktrini bu cümlenin içinde duruyor. Sistem yine çalıştı, çünkü ölenler sınırın dışında öldüler.
VANA MADRİD'DE DEĞİL
Avrupa'nın güney dış sınırı yıllardır bir kapı gibi değil, bir vana gibi çalışıyor ve volan Rabat'ın elinde bulunuyor. Fas'ın Madrid büyükelçisi olanların "Fas Krallığı'nın istediği bir şey olmadığını" söyledi.
Doğrudur, kim ister böyle bir sonucu. İnsan sadece bazen sınır devriyesini o sabah başka bir göreve kaydırıverir.
Provanın tarihi de belli. 2021 Mayıs’ında, İspanya Polisario lideri Brahim Ghali'yi tedavi için ülkeye aldıktan kısa süre sonra aynı kıyıdan dokuz bin kişi geçmişti; bin iki yüzü refakatsiz çocuktu.
Avrupa Parlamentosu Fas'ı çocukları siyasi araç olarak kullanmakla suçlayan bir karar aldı, sonra herkes işine döndü.
Ödeme on ay sonra yapıldı: Mart 2022'de Madrid, 1975'ten beri sürdürdüğü tarafsızlığı bırakıp Batı Sahra'da Fas'ın otonomi planını destekledi.
Sınır ondan sonra uzun süre şaşırtıcı biçimde sakin kaldı.
Şimdi İspanya Cezayir'e yeniden yanaşıyor ve vana yeniden açılıyor. Bunun tesadüf olduğunu savunacaksak eğer uluslararası ilişkiler bölümlerini kapatıp yerlerine astroloji kürsüsü açmamız gerekir.
Madrid'in tepkisi de kendi türünün klasiği oldu. Pedro Sánchez olanları "saldırı" ve "İspanya'nın toprak bütünlüğünün ihlali" diye tanımladı.
1580'den beri Afrika kıyısında tutulan, Fas'ın kendi toprağı saydığı, çift sıra tel örgüyle çevrili bir şehir için toprak bütünlüğü.
Hukuken savunulabilir bir pozisyon, buna elbette itirazım yok. Ancak, egemenlik dilini bu perdeden kullanan bir başkentin, o egemenliğin gündelik işleyişini komşusunun keyfine bağlamış olması en hafif ifadeyle bir tasarım kusuru.
İçişleri Bakanlığı'nın açıklaması ise başlı başına tuhaf kalıyor. Bakanlığa göre insan kaçakçılığı şebekeleri, Yüksek Mahkeme'nin geri itmelere ilişkin yakın tarihli kararını çarpıtarak gençleri geçişe teşvik etmişti; yani elli bin kişilik bir hareket, bir hukuki yanlış anlamanın ürünüydü.
Rakamların bu açıklamayı pek desteklemediği söylenebilir. 2026'nın ilk yarısında İspanya geneline düzensiz girişler 17.990'dan 12.138'e düşerken, Ceuta'ya kara yoluyla girişler 978'den 2.582'ye çıktı, yüzde 164 artış.
Basınç aylardır tek bir noktada birikiyordu ve o nokta, Fas'ın elinde tuttuğu noktaydı.
AVRUPA DAYANIŞMASI İKİ GÜN SÜRDÜ
Olayın sonrasında, İspanya sınırı kırk sekiz saatte kapattı ve Avrupa'dan gelen ilk tepki ise ceza önerisi oldu.
İtalya, Ceuta görüntülerinin kontrolsüz göçün Avrupa sınırlarına yönelik doğrudan tehdidini "bir kez daha" gösterdiğini açıklarken; üst düzey İtalyan yetkililer İspanya'nın Schengen'den geçici olarak çıkarılmasını gündeme getirdi.
Danimarka da destekleyen bir pozisyonda durdu, yirmi iki ülkenin imzaladığı bir mektup hemen dolaşıma girdi.
Fransa askıya alma teklifini reddetti ama İspanya sınırındaki kontrolleri artırdı, ki bu da dayanışmanın Fransız tarifi olsa gerek.
Küçük bir teknik ayrıntıyı belirtmek gerek, Ceuta zaten Schengen alanına dahil değil. Bir ülkeyi, dahil olmadığı bir bölgede yaşadığı olay yüzünden dahil olduğu düzenden çıkarmayı önermek hukuki bir argüman sayılmaz.
Roma'da, Kopenhag'da ve Madrid'de aynı anda seçmen var; açıklama bu kadar basit.
Sánchez cevabını von der Leyen'e, António Costa'ya ve dönem başkanlığına yazdığı mektupla verdi.
İspanya Başbakanına göre, bazı üyelerin tavrı "bencil, kutuplaştırıcı ve hukuka aykırı"ydı, önyargıdan, yalan haberden, cehaletten ya da siyasi çıkardan besleniyordu.
Sonra rakamlara girdi ve Frontex verilerine göre İspanya, AB'nin en az geçirgen dış sınırlarından birine sahipti ve son beş yıldaki düzensiz giriş sayısı İtalya'nınkinin yarısı kadar olduğunu söyledi.
Elli bin insanın sınırı aştığı bir haftada Avrupalı liderler karşılaştırmalı istatistik yarıştırdı.
Ölü sayısı henüz kesinleşmemişti ama tabloların dipnotları hazırdı.
Aslında hepsi aynı doktrinin farklı lehçelerini konuşuyor. Avrupa, dış sınır güvenliğini yıllar önce taşeronlaştırdı: 2016'da Türkiye'ye, sonra Libya'ya, ardından Tunus'a, en nihayetinde Fas ile yürüttü bu düzeni.
Taşeronluk sözleşmelerinin ortak özelliği, taşeronun işin kritikliğini kavradığı anda fiyatı yeniden müzakereye açmasıdır. Von der Leyen'in "sistem güçlü ama daha da güçlendirilmeli" cümlesi de faturayı ödemeye devam edeceğiz demenin diplomatik hali.
SÖMÜRGECİLİK DERSİ, BEKLENMEDİK BİR KÜRSÜDEN
Bu arada kriz sürerken İsrail'in BM Daimi Temsilcisi Danny Danon sosyal medyada, İsrail'e ders vermek için hiçbir fırsatı kaçırmayan İspanya'nın göç politikası yüzünden Ceuta'da olağanüstü hal ilan ettiğini yazdı.
Ardından ekledi: Madrid ders vermeye devam etmeden önce Afrika'da hâlâ neden sömürge yerleşkeleri tuttuğunu dünyaya açıklasa iyi olur.
Sömürgecilik eleştirisinin 2026 yılında bu kürsüden geleceğini kimse öngörmemişti. İsrail'in Madrid maslahatgüzarı birkaç saat içinde açıklamanın devletin resmî pozisyonunu yansıtmadığını duyurmak zorunda kaldı.
Bir başka İsrailli bakan da Sánchez'i, madem bu kadar duyarlı, Gazzelileri İspanya'ya kabul etmeye davet etti.
İspanya tarafı karşılığını hemen verdi. Ulaştırma Bakanı Óscar Puente, Danon'un paylaşımını alıntılayıp "işler netleşmeye başlıyor" diye yazdı.
İspanyol bakan, kendi sınırındaki çöküşü açıklamak için İsrail kartını öne sürdü.
Washington'ın olaya katkısı da gecikmedi. Donald Trump görüntüleri "bir ülkenin işgaline benziyor" diye niteledi ve Demokratlar iktidara dönerse ABD'nin çok daha büyüğüyle karşılaşacağını söyledi; Beyaz Saray krizden İspanya'nın solcu göç politikalarını sorumlu tuttu.
Bu değerlendirme, dört hafta önce Ankara'daki NATO Zirvesi'nde İspanya'yı "berbat bir ortak" ilan edip Hazine Bakanı'na kameralar önünde ülkeyle tüm ticareti kesme talimatı veren, sonra Madrid savunma taahhütlerini artırınca İspanya'nın "kendini tamamen affettirdiğini" söyleyen ve Dünya Kupası finalinde Sánchez'le aynı locada oturan adama ait.
KOMPLOYA GEREK YOK, ÇIKAR YETER
İspanyol sosyal medyasında dolaşan "bunu ABD ile İsrail yaptırdı" iddiasının elle tutulur kanıtı bulunmuyor.
Ancak, durumun daha sıkıcı ve daha rahatsız edici tarafı, kanıta ihtiyaç duymayan bir çıkar birliğinin ortaya çıkışı.
Fas 2020'de İsrail'le normalleşti, ABD karşılığında Batı Sahra üzerindeki Fas egemenliğini tanıdı ve BM'de Rabat'ın elini güçlendirmeye devam ediyor.
Fas geçen günlerde Batı Sahra'yı geçen 1.055 kilometrelik otoyola Trump'ın adını verdi.
2024'te İspanya, İsrail'e silah taşıyan ABD bayraklı gemiyi Algeciras'a almamıştı, gemi Fas limanına yanaştı.
Diğer tarafta İspanya, İsrail'in Gazze'deki harekâtını soykırım olarak tanımladı, Ekim 2025'te silah ambargosunu 178'e 169'luk bir oyla yasalaştırdı, Mart 2026'da Tel Aviv'den büyükelçisini çekti, İran harekâtı sırasında Rota ve Morón üslerini kapattı, hava sahasını Amerikan askerî uçaklarına açmadı ve NATO'nun yüzde 5 hedefini makul bulmadığını söyledi.
Sonuç olarak Washington ile Tel Aviv'in bölgedeki en uyumlu ortağının elinde, Avrupa'daki en dik başlı muhalifinin en hassas noktasına açılan bir vana bulunuyor.
Bu tablonun işlemesi için kimsenin kimseye talimat vermesi gerekmiyor. Bir ülkenin, sınırı gevşetmenin kendisine maliyeti olmayacağını bilmesi yeterli, çünkü kızacak başkentler zaten onun dostu.
Sömürgecilikten Danon bahsediyor, egemenlikten Sánchez, sınır güvenliğinden Meloni. Kimin hangi ilkeyi hangi hafta hatırladığını takip etmek için artık ayrı bir takvim gerekiyor.
Göçün bir silahtan ziyade sosyo-ekonomik bir olgu olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak, silah olarak bu kadar kullanışlı olmasının nedeni de tam olarak bu.
Fnideq'ten yüzen gençler bir anda ortaya çıkmadı, hakeza işsizlik de, yüzerek varılabilecek mesafedeki Avrupa da zaten oradaydı.
Yani, basıncı önlemek için vanayı bir süreliğine gevşetmeniz yetiyor, üstelik sonrasında "bu bizim istediğimiz bir şey değildi" de diyebiliyorsunuz. Maliyeti düşük, inkârı kolay.
Hiçbir füze sistemi bu kolaylığı sunmuyor.
Bu düzenin diğer ucunda ne olduğunu Türkiye on beş yıldır yaşayarak biliyor.
2011'den sonra gelen Suriyeliler geçici koruma altında kayda geçti; sayı 2021'de 3 milyon 737 bine kadar çıktı, Haziran 2026 itibarıyla 2 milyon 265 bin.
Afganistan'dan gelenlerin sayısı hiçbir zaman aynı kesinlikle bilinmedi, çünkü büyük bölümü kayıt dışı geldi.
Avrupa'nın bu on beş yıldaki katkısı 2016 mutabakatı ve altı milyar avro oldu. Karşılığında Ege'deki rakamlar düştü ve Brüksel yıllarca dış sınır güvenliği başlığında rahat etti.
Faturanın geri kalanı ise Türkiye'nin içinde ödendi, işgücü piyasasında, kira fiyatlarında, okullarda, hastanelerde ve gündelik siyasette.
Bir süre sonra ödenen faturanın kendisi de iç politikada kullanılabilir bir malzemeye dönüştü; her seçim döneminde geri gönderme rakamları yarıştırılır oldu.
2016'dan bu yana gönüllü dönenlerin sayısı 1 milyon 425 bin olarak açıklanıyor.
Ceuta'da farklı olan tek şey faturanın kırk sekiz saate sığmış olması.
Mantık aynı, Avrupa dış sınırını başka bir ülkenin toprağında ve başka bir toplumun maliyetiyle savunuyor.
Von der Leyen'in kimsenin anakaraya ulaşamadığını söyleyen cümlesinin Türkçesi de budur.
Ceuta dosyası şimdilik kapanıyor. Ordu çekilecek, olağanüstü hal kalkacak, salı günü yirmi yedi içişleri bakanı video konferansta buluşup ortak bir metin yayımlayacak.
O metinde altmış yedi ölünün bir maliyet kalemi olarak yer alacağını sanmıyorum; onlar sistemin dışında öldüler ve von der Leyen'in cümlesine göre sistem tam da bu yüzden çalıştı.
Vana kapandı ama volan yerinde duruyor.
Bir dahaki sefere kimin elinde döneceğini ve faturanın kaça çıkacağını Rabat, Cezayir ve Washington'daki takvimler belirleyecek.
Brüksel yine parayı ödeyecek ve yine dayanışmadan söz edecek.