Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik temasların değil, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği yeni dönemin de önemli göstergelerinden biri oldu.

Zirvenin en dikkat çeken başlıklarından biri, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan arasındaki samimi diyalogdu. Uzun süredir gündemde olan CAATSA yaptırımlarının geleceğine ilişkin olumlu mesajlar ve Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil olabileceğine yönelik beklentiler, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başlayabileceğine işaret etti.

Bu süreçte gözler yalnızca ABD-Türkiye ilişkilerine değil, Rusya ve İran’ın atacağı adımlara da çevrilmiş durumda. Bölgedeki dengelerin nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. Ancak bugün gelinen noktada Türkiye’nin izlediği dengeli dış politika, uluslararası alanda dikkat çekmeye devam ediyor.

Ekonomik açıdan bakıldığında ise zirve öncesinde savunma sanayii şirketlerinin hisselerinde önemli beklentiler oluşmuştu. Zirvenin ardından beklentilerin büyük ölçüde fiyatlanmasıyla birlikte bu hisselerde kâr realizasyonları ve geri çekilmeler görüldü. Bu durum, piyasalarda sıkça görülen “beklentiyi satın al, gerçekleşince sat” anlayışının doğal bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Zirve boyunca Türkiye’nin organizasyon başarısı da uluslararası kamuoyunun takdirini topladı. Karşılama törenlerinden diplomatik organizasyona, güvenlikten ev sahipliğine kadar birçok detay yabancı basında olumlu değerlendirmeler aldı. Hatta NATO’yu takip eden yabancı bir muhabirin, “Birçok NATO zirvesini takip ettim ancak organizasyon açısından en etkileyici zirvelerden biri buydu.” şeklindeki değerlendirmesine denk geldim. Bu tür yorumlar, ülkemizin uluslararası organizasyonlardaki başarısını göstermesi açısından gurur vericiydi.

Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konum nedeniyle dünyanın en hassas bölgelerinden birinde bulunuyor. Bu nedenle atılan her diplomatik adımın çok boyutlu sonuçları olabiliyor. Böylesine zorlu bir dönemde savaşın tarafı olmadan, hem NATO müttefikleriyle hem de bölgesel aktörlerle iletişim kanallarını açık tutarak dengeyi koruyabilmek son derece önemliydi. Bu süreçte Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği denge politikasının Türkiye’nin uluslararası konumuna önemli katkı sağladığı görülüyor.

Dünya artık eski dünya değil. Jeopolitik dengeler hızla değişiyor, yeni ittifaklar kuruluyor ve küresel güç dengeleri yeniden şekilleniyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin güçlü diplomasisini sürdürmesi, milli çıkarlarını koruması ve her türlü gelişmeye hazırlıklı olması her zamankinden daha büyük önem taşıyor.