30 yıldır misafir odaklı yaklaşımlarından hiçbir zaman vazgeçmediklerinin altını çizen Akçelik, kendilerini Türkiye’nin gönüllü kültür elçileri olarak gördüklerini belirtiyor. Akçelik ile Club NENA’nın 30 yıllık başarı öyküsünü ve turizm sektörünü bugünün ve yarının konuştuk..
“TÜRK TURIZMI DAYANIKLILIĞINI GÖSTERDİ”
Türkiye 2025'te ziyaretçi başına ortalama gelirde ilk kez 1000 dolar barajını aşmıştı. 2026 yılının ilk yarısında ise ziyaretçi sayısı 25 milyon 759 bin kişi, gelir ise 25 milyar 746 milyon dolara yükseldi. Turizm sektörü açısından 2026 yılının ilk yarı performansını nasıl değerlendiriyorsunuz, yılın geri kalanı için beklentiniz nedir?
2026 yılının ilk yarısını, Türkiye turizmi açısından zorlayıcı koşullara rağmen güçlü ve dirençli bir dönem olarak değerlendiriyorum. İlk altı ayda ziyaretçi sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 2,4'lük bir gerileme yaşanmasına rağmen, turizm gelirinin 25,7 milyar dolar seviyesinde korunması son derece önemli. Burada özellikle ziyaretçi başına harcamanın ve ortalama konaklama süresinin artması dikkat çekiyor. Ortalama kalış süresinin 7,5 gece seviyesine çıkması, Türkiye'nin yalnızca daha fazla turist ağırlamaya değil, daha yüksek katma değer yaratan bir turizm modeline doğru ilerlediğini gösteriyor.
Öte yandan, bölgesel jeopolitik gelişmeler, hava trafiğindeki dönemsel sorunlar, enerji ve işletme maliyetleri ile küresel ekonomik belirsizlikler sektör üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Buna rağmen Türkiye'nin güçlü destinasyon çeşitliliği, ulaşılabilirliği, konaklama altyapısı ve özellikle Avrupa, Rusya ve İngiltere gibi ana pazarlardaki gücü önemli bir avantaj olmaya devam ediyor.
Yılın ikinci yarısına baktığımızda ise daha olumlu bir tablo bekliyorum. Özellikle üçüncü çeyrek, Türkiye turizminin ana sezonu olması nedeniyle belirleyici olacak. Temmuz itibarıyla turizm hareketliliğinde yeniden pozitif bir ivme görüldüğüne ilişkin değerlendirmeler de mevcut.
Benim beklentim, yılın geri kalanında doluluk kadar kişi başı gelirin ve toplam turist harcamasının da yakından takip edilmesi gerektiği yönünde. Artık turizmde sadece “kaç turist geldi?” sorusuna bakmamalıyız. Turistin kaç gece kaldığı, tesis içerisinde ne kadar harcama yaptığı, hangi hizmetlerden yararlandığı ve ülkeye bıraktığı toplam ekonomik değeri çok daha önemli hale geldi.
Bu çerçevede 2026'nın Türkiye turizmi açısından ana hedefinin, nicelikten çok nitelik ve sürdürülebilir gelir artışı olması gerektiğine inanıyorum. Yıl sonunda açıklanan 68 milyar dolarlık turizm geliri hedefinin korunuyor olması da sektörün ikinci yarıya ilişkin beklentisinin güçlü olduğunu gösteriyor.
Özetle; 2026'nın ilk yarısında Türkiye turizmi dış etkenlere rağmen dayanıklılığını kanıtladı. İkinci yarıda ise özellikle yüksek sezonun etkisiyle daha güçlü bir performans bekliyorum. Ancak sektörün bundan sonraki başarısını yalnızca turist sayısıyla değil, turist başına gelir, hizmet kalitesi, sürdürülebilirlik ve işletmelerin kârlılığı üzerinden değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bölgemizde yaşanan jeopolitik gerilimler turizm sektörünü nasıl etkiliyor?
Turizm, küresel ve bölgesel gelişmelere, siyasi dalgalanmalara karşı hassasiyeti en yüksek olan sektörlerden biridir. Bölgemizde yaşanan jeopolitik gerilimlerin turizm sektörü üzerinde etkisi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Ancak bu etkiyi yalnızca turist sayısındaki değişim üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.
Özellikle seyahat kararlarında güvenlik algısı, hava ulaşımı, uçuş güzergâhları, enerji maliyetleri ve rezervasyonların son dakikaya kalması sektörümüzü doğrudan etkiliyor. Bölgedeki çatışmalar, turistlerin seyahat planlarını yeniden değerlendirmesine ve bazı pazarlarda bekle-gör yaklaşımının oluşmasına neden olabiliyor. Orta Doğu'da ve yakın coğrafyamızda zaman zaman tırmanan jeopolitik gerilimler, hiç şüphesiz potansiyel misafirler üzerinde psikolojik bir tereddüt yaratabilmekte ve rezervasyon akışlarında kısa süreli duraksamalara ya da son dakika satışlarına kaymalara yol açıyor.
Ancak burada vurgulamam gereken en önemli husus; Türk turizm sektörünün kriz yönetimi konusundaki muazzam kas hafızasıdır. Türkiye'nin çok önemli bir avantajı var. Türkiye, jeopolitik olarak sorunlu bölgelerle aynı coğrafyada değerlendirilse de çok geniş ve çeşitlendirilmiş bir turizm altyapısına sahip. Türkiye'nin birçok turizm merkezi uluslararası ziyaretçiler açısından güçlü alternatifler olmaya devam ediyor.
Yıllar içerisinde edindiğimiz tecrübeler sayesinde, pazar bağımlılığını azaltacak esnek pazarlama stratejilerine sahibiz. Bir pazarda yaşanan daralmayı, Avrupa, Doğu Avrupa, İngiltere veya iç pazar hareketliliğiyle hızla kompanse edebiliyoruz. Nitekim bazı Avrupa pazarlarında Türkiye'nin güvenli ve fiyat-performans açısından avantajlı bir destinasyon olarak tercih edildiği görülüyor.
Ben burada özellikle Türkiye'nin güvenli destinasyon algısını çok iyi yönetmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü turizmde gerçek güvenlik kadar, güvenliğin uluslararası kamuoyundaki algısı da önemlidir. Türkiye’nin güvenli destinasyon imajı, güçlü tesisi yapısı ve sunduğu yüksek misafir memnuniyeti, jeopolitik risklerin olumsuz etkilerini en aza indiren en büyük kalkanımızdır.
Ben önümüzdeki dönemde Türkiye turizminin, bölgedeki belirsizliklere rağmen krizi doğru yönettiği takdirde yeni pazarlar kazanabileceğine ve mevcut pazarlarını daha da güçlendirebileceğine inanıyorum.

“AÇIKLANAN PAKETLERİ SEKTÖR AÇISINDAN OLUMLU BULUYORUZ”
Turizm sektörüne yönelik açıklanan finansman ve istihdam destek paketlerini sektör olarak nasıl karşıladınız, etkisi ne yönde oldu?
Turizm sektörü olarak açıklanan finansman ve istihdam desteklerini olumlu ve zamanında atılmış adımlar olarak değerlendiriyoruz. Özellikle yüksek personel maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve işletme giderlerindeki artış düşünüldüğünde, bu desteklerin sektörün üzerindeki yükü bir ölçüde hafiflettiğini düşünüyorum.
İstihdam destekleri, sektörümüzün en büyük kanayan yarası olan "yetişmiş kalifiye eleman kaybını" önleme adına son derece kıymetli oldu. Otelcilikte sürdürülebilir kalitenin sırrı, sadık ve eğitimli bir ekiple çalışmaktır. Destekler sayesinde sezon aralarında yetişmiş insan kaynağımızı bünyemizde tutma imkanı bulduk.
2026 yılında turizm işletmesi belgeli konaklama tesislerine yönelik uygulanan turizm ücret desteği, çalışan başına oluşan SGK maliyetinin azaltılması açısından işletmelere doğrudan katkı sağlıyor. Bunun yanında genç, kadın ve mesleki yeterliliğe sahip çalışanların istihdamına yönelik prim teşvikleri de özellikle sezonluk istihdamın yoğun olduğu turizm sektöründe önemli bir destek niteliğinde.
Ancak burada şunu da açıkça ifade etmek gerekiyor: Turizm sektörünün ihtiyacı sadece istihdam desteği değil, öngörülebilir ve uygun maliyetli finansmana erişimdir. Çünkü bugün işletmeler açısından personel giderleri kadar enerji, gıda, bakım-onarım, finansman ve diğer işletme maliyetleri de ciddi bir baskı oluşturuyor.
Finansman paketleri ise tesislerin fiziki yenileme (renovasyon), dijitalleşme ve yeşil dönüşüm yatırımlarını ertelemeden hayata geçirmelerine olanak sağladı.
Bu nedenle desteklerin daha uzun vadeli, öngörülebilir ve sektörün sezonluk yapısına uygun hale getirilmesini önemli buluyorum. Özellikle yüksek sezonda personel ihtiyacının arttığı dönemlerde işletmelerin istihdamı koruyabilmesi, çalışanını kaybetmemesi ve hizmet kalitesinden ödün vermemesi büyük önem taşıyor.
Benim beklentim, bundan sonraki süreçte desteklerin yalnızca mevcut maliyeti azaltmaya değil, istihdamı korumaya, işletmelerin yatırım yapabilmesine, teknolojik dönüşüm gerçekleştirmesine ve turizmde kaliteyi yükseltmesine de katkı sağlayacak şekilde genişletilmesidir.
Kısacası, açıklanan paketleri sektör açısından olumlu buluyoruz; ancak bunları bir başlangıç olarak görüyoruz. Türkiye'nin turizmde dünya çapındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için finansman maliyetlerinin düşürülmesi, nitelikli personelin sektörde tutulması ve işletmelerin uzun vadeli yatırım yapabilmesinin desteklenmesi gerekiyor.
“MİSAFİR ODAKLI YAKLAŞIMIMIZDAN HIÇ VAZGEÇMEDİK”
Club NENA olarak bu yıl 30. yılınızı dolduruyorsunuz. Turizm sektöründe 30 yıldır var olmanın temel dinamiği nedir?
Club NENA olarak bu yıl turizm sektöründeki 30. yılımızı doldurmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bizim için 30 yıl sadece bir işletmenin faaliyet süresi değil; emeğin, güvenin, istikrarın ve misafir memnuniyetinin oluşturduğu çok değerli bir hikâye.
Bence Club NENA’nın 30 yıldır ayakta kalmasının temel dinamiği, her şeyden önce misafirimizi bir müşteri olarak değil, bizimle bağ kuran bir misafir olarak görmemizdir. Bir misafirimiz yıllar sonra tekrar tesisimize geldiğinde onu tanımak, ailesiyle birlikte karşılamak ve kendisini evinde hissettirmek bizim için çok önemli.
İkinci önemli unsur ise değişime ayak uydururken kendi değerlerimizi koruyabilmek. Turizm sektörü son 30 yılda çok büyük bir değişim geçirdi. Misafir beklentileri, teknolojiler, satış kanalları ve rekabet koşulları değişti. Biz de bu değişime sürekli uyum sağladık; ancak hizmet anlayışımızdan ve misafir odaklı yaklaşımımızdan hiçbir zaman vazgeçmedik.
Bir diğer gücümüz ise insan kaynağımız. Club NENA’yı sadece binalar, odalar veya restoranlardan oluşan bir tesis olarak görmüyoruz. Burası, çalışanlarımızın emeğiyle değer kazanan bir yaşam alanı. Uzun yıllardır bizimle çalışan arkadaşlarımızın deneyimi, genç çalışanlarımızın enerjisiyle birleştiğinde çok güçlü bir kurum kültürü ortaya çıkıyor.
30 yılın en önemli kazanımlarından biri de güven. Misafirimizin, çalışanımızın, tedarikçimizin ve iş ortaklarımızın bize duyduğu güveni korumak bizim için en büyük sermaye.
Bugün geriye baktığımda, 30 yılın bize şunu öğrettiğini düşünüyorum: Turizmde başarı sadece güzel bir tesis yapmakla elde edilmiyor. Başarı; her gün aynı kaliteyi korumak, her gün yeniden heyecan duymak ve misafirin neden tekrar gelmek isteyeceğini düşünmekle mümkün.
Club NENA’nın 30. yılında geçmişimize büyük bir gururla bakıyoruz; ama asıl hedefimiz bundan sonraki 30 yılı düşünmek. Geçmişten aldığımız deneyimi geleceğin turizmine taşımak ve Club NENA’yı yeni nesillere güçlü bir marka olarak bırakmak istiyoruz.
“TÜRKİYE İLE DÜNYA ARASINDA GÖNÜL KÖPRÜLERİ KURUYORUZ”
Turizm işletmecileri aynı zamanda birer elçilik görevi de yürütüyor. Siz bu sektörde köklü bir girişimci olarak sektörün geldiği noktayı ve turizm sektörünün geleceğini nasıl değerlendirirsiniz?
Turizm işletmeciliğini hiçbir zaman sadece bir ticari faaliyet olarak görmedim. Bizler aynı zamanda Türkiye’yi, kültürümüzü, insanımızı ve misafirperverliğimizi dünyaya anlatan gönüllü elçileriz. Tesisimize gelen her misafir, aslında Türkiye hakkında bir deneyim yaşıyor. Bu nedenle yaptığımız işin ekonomik olduğu kadar sosyal ve kültürel bir sorumluluğu da var.
30 yıllık bir turizm yolculuğundan baktığımda, Türk turizminin çok önemli bir mesafe kat ettiğini düşünüyorum. Türkiye bugün sadece deniz, kum ve güneş destinasyonu değil; gastronomisi, tarihi, kültürü, doğası, sağlık turizmi, spor turizmi ve farklı deneyimleriyle dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biri haline geldi.
Ancak önümüzde yeni bir dönem var. Artık turizmde sadece daha fazla turist getirmek yeterli değil. Daha nitelikli turist, daha yüksek kişi başı harcama, daha uzun konaklama ve daha sürdürülebilir bir turizm modeli hedeflemeliyiz.
Bunun için de sektör olarak kaliteye, insan kaynağına, teknolojiye ve sürdürülebilirliğe daha fazla yatırım yapmamız gerekiyor. Özellikle gençlerin turizm sektörünü bir meslek ve kariyer alanı olarak görmesini sağlayacak yeni bir anlayış geliştirmeliyiz. Çünkü turizmin geleceğini yalnızca tesisler değil, insan kaynağımız belirleyecek.
Ben Türkiye turizminin geleceğine güveniyorum. Çünkü elimizde çok güçlü bir destinasyon çeşitliliği, deneyimli bir sektör ve dünyaya kendisini kabul ettirmiş bir Türk misafirperverliği var.
Bizim görevimiz, sahip olduğumuz bu değerleri koruyarak geleceğe taşımak. Club NENA olarak 30 yılda edindiğimiz deneyimi yeni nesillere aktarmak ve Türkiye turizminin geleceğine katkı sağlamak istiyoruz.
Ben turizmi aslında şöyle görüyorum: Biz misafir ağırlamıyoruz sadece; Türkiye ile dünya arasında gönül köprüleri kuruyoruz. Eğer bunu başarıyla yapabilirsek, turizmin Türkiye ekonomisine katkısının çok daha ötesinde, ülkemizin dünyadaki itibarına da büyük değer katmış oluruz.
“HER MİSAFİRE BİR FİDAN DİKİYORUZ”
Yeşili koruyan ve yeşil alan oranını yüksek tutan bir tesissiniz. Bu özelliğiniz müşteri memnuniyetini nasıl etkiliyor?
Tesisimizde yeşil alanların korunması ve mevcut yeşil alan oranının yüksek tutulması, misafirlerimizin genel tatil deneyimini ve memnuniyetini doğrudan etkileyen önemli unsurlardan biridir. Özellikle büyük ve yoğun kapasiteli bir tesiste, yapılaşma yoğunluğunun oluşturabileceği kalabalık ve betonlaşmış ortam hissini azaltarak misafirlerimize daha ferah, doğal ve huzurlu bir atmosfer sunmaktadır.
Tesisimizde her misafir adına kendi dikilen ağaçların mevcut olması, misafirlerimizin doğayla olan bağını güçlendiren özel uygulamalarımızdan biridir. Her misafir adına dikilen ağaçlar, yalnızca yeşil alanlarımızın artırılmasına katkı sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda misafirlerimizin tesiste bıraktıkları kalıcı ve anlamlı bir iz oluşturmaktadır.
Yüksek yeşil alan oranı özellikle aileler ve çocuklu misafirler açısından da önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çocukların güvenli ve doğal bir ortamda zaman geçirebilmesi, ailelerin ise havuz, restoran veya konaklama alanları arasında daha rahat ve keyifli bir şekilde vakit geçirebilmesi genel memnuniyete olumlu katkı sağlamaktadır.
Tesisimiz global tarım yapmakta ve arazi sınırları içerisinde çeşitli meyve ağaçları yetiştirmektedir. Bu uygulama sayesinde misafirlerimize dalından meyve yeme imkanı sunuyoruz. Kendi arazimiz içerisinde yetiştirdiğimiz meyvelerin misafirlerimiz tarafından doğal haliyle tüketilebilmesi, doğayla iç içe tatil deneyimini daha da özel hale getirmektedir.
Misafirlerimizin dalından meyve toplayabilmesi ve tüketebilmesi, özellikle çocuklu aileler açısından hem keyifli hem de doğayla bağ kurmayı sağlayan farklı bir deneyim oluşturmaktadır.
Antalya ve Side bölgesinin kültürel ve doğal simgelerinden biri olan nar meyvesinin de tesisimizin bahçesinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Amacımız, misafirlerimizin tesisimizde kaldıkları süre boyunca doğayla iç içe, huzurlu, ferah ve kaliteli bir tatil deneyimi yaşamalarını sağlarken mevcut doğal dokumuzu korumaktır.
“DOĞAYLA OLAN BAĞIMIZI ÖNEMSİYORUZ”
Işletmenizde özellikle sürdürülebilirlik alanında hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?
Club NENA olarak sürdürülebilirliği yalnızca çevreyi korumaya yönelik bir uygulama olarak değil, işletmenin geleceğini güvence altına alan bir yönetim anlayışı olarak görüyoruz.
Öncelikle su ve enerji tüketimimizi azaltmaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Misafir odalarından mutfağa, teknik alanlardan ortak kullanım alanlarına kadar tüketimlerimizi takip ediyor, gereksiz tüketimin önüne geçmeye çalışıyoruz.
Gıda israfı bizim için ayrıca önemli bir konu. Mutfaklarımızda üretim planlamasını daha doğru yapmak, porsiyon ve tüketim miktarlarını takip etmek, fazla üretimi azaltmak ve atıklarımızı kontrol altında tutmak için sürekli çalışmalar yapıyoruz. Çünkü bizim için israf edilen her gıda aynı zamanda israf edilen emek, su, enerji ve ekonomik değerdir.
Doğayla olan bağımızı da çok önemsiyoruz. Club NENA’nın bünyesinde bulunan zeytin ağaçlarımız bizim için bunun güzel bir örneği. Zeytinlerimizi değerlendirerek hem mutfağımızda kullanıyor hem de bu doğal değeri misafirlerimiz ve çalışanlarımızla paylaşmaya çalışıyoruz. Bu bizim için sadece bir üretim faaliyeti değil, toprağa ve bulunduğumuz coğrafyaya sahip çıkmanın bir yolu.
Atıkların ayrıştırılması, geri dönüşüm, tek kullanımlık ürünlerin azaltılması ve çalışanlarımızın çevre konusunda bilinçlendirilmesi de sürdürülebilirlik yaklaşımımızın önemli parçaları.
Ancak sürdürülebilirliğin yalnızca yönetimin aldığı kararlarla gerçekleşemeyeceğine inanıyorum. Bunun bütün çalışanlarımız tarafından benimsenmesi gerekiyor. Bu nedenle çalışanlarımızı da sürecin içine dahil ediyor, “tasarruf et, koru, israf etme” anlayışını günlük çalışma kültürümüzün bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz.
“GİRİŞİMCİ OLMAK İSTEYENLER ÖNCE KENDİLERİNE İNANMALILAR”
Turizm sektöründe adınızdan başarılarla söz ettiren bir isimsiniz. Aldığınız ödüllerle bunu taçlandırdınız. Bir kadın girişimci olarak, girişimci olmak isteyenlere neler önerirsiniz?
Girişimcilik benim için öncelikle inanmak, cesaret etmek ve vazgeçmemek demek. Bugün aldığım ödüller ve elde ettiğim başarılar elbette benim için büyük bir gurur kaynağı. Ancak her ödülün arkasında yıllarca süren emek, mücadele, risk almak ve zor zamanlarda ayakta kalmak var.
Bu nedenle girişimci olmak isteyen özellikle genç kadınlara ilk tavsiyem, kendilerine inanmaları ve başkalarının onlar adına sınır koymasına izin vermemeleri. Her yolculukta zorluklar olacaktır. Önemli olan hiçbir zaman hata yapmamak değil; yaptığınız hatadan ders çıkarıp yeniden ayağa kalkabilmektir.
Ben de 30 yıllık turizm hayatımda çok şey öğrendim. Bazen başarıdan, bazen de başarısızlıklardan…
İkinci olarak, çok çalışmak kadar sürekli öğrenmenin de önemli olduğuna inanıyorum. Dünya değişiyor, turizm değişiyor, misafir beklentileri değişiyor. Başarılı olmak isteyen bir girişimcinin kendisini sürekli yenilemesi gerekiyor.
Ben aldığım ödülleri bir son nokta olarak değil, daha büyük sorumlulukların başlangıcı olarak görüyorum. Çünkü gerçek başarı sadece kendiniz için yükselmek değil, sizden sonra gelenlere bir yol açabilmektir.
Bugün genç bir kadın bana “Ben de girişimci olmak istiyorum” dediğinde ona tek bir şey söylerim: Hayaliniz büyük olsun, cesaretiniz hayalinizden daha büyük olsun ve ne olursa olsun vazgeçmeyin.
Son olarak şunu söylemek isterim; 30 yıl boyunca bize eşlik eden, Club NENA’nın bugünlere gelmesinde emeği olan tüm çalışma arkadaşlarıma, iş ortaklarımıza ve en önemlisi bize güvenerek kapımızdan içeri giren tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum.