Devletin zirvesini ve güvenlik bürokrasisini bir araya getiren konferansın açılışında konuşan Erdoğan, Türkiye'nin milli güvenlik vizyonunun geleceğine dair önemli satır başlarına değindi.

"Milli Güvenlik Vizyonumuzu Geleceğe Taşıyoruz"

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konferans dizisinin Türkiye’nin stratejik vizyonuna sunacağı katkının altını çizdi. Katılımcıları selamlayarak konuşmasına başlayan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Bugün, ülkemizin gelecekteki güvenlik politikalarına yön verecek Milli Güvenlik Konferansları'nın açılışını yapmak üzere bir aradayız. Bu gazi mekana, milletin evine hepiniz hoş geldiniz. Konuşmamın başında, vatanımızın bağımsızlığı ve güvenliği için canını feda eden tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle ve minnetle yad ediyorum."

Erdoğan'ın açıklamalarından önemli satırbaşları:

Bugün Milli Güvenlik Konferansları'nın açılışını yapmak üzere sizlerle bir aradayız. Konuşmamın hemen başında, bin yıldır istiklal ve istikbalimiz uğrunda bir gül bahçesine girercesine kara toprağın bağrına giren tüm şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Yine bu vesileyle, aziz vatanımızın dört bir yanında, sınır boylarında ve ötesinde fedakârca görev yapan asker, polis, jandarma, sahil güvenlik personeli, korucu ve istihbaratçılarımız başta olmak üzere güvenlik kuvvetlerimizin her bir mensubuna, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Talimatlarımız doğrultusunda Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin daha iyi anlaşılması amacıyla hazırlanan Milli Güvenlik Konferansları'nın başarılı geçmesini temenni ediyorum.

Bölgesel gelişmeler bağlamında hassas bir döneme tekabül eden konferansları, devletimizin stratejik hafızasını güçlendiren, kurumlarımız arasındaki koordinasyonu pekiştiren ve yeni tehditleri doğru okuyacak kadroların yetişmesine zemin oluşturan önemli bir adım olarak görüyorum. Değerli tecrübeleri, birikimleri ve uzmanlıklarıyla programa katkı verecek tüm katılımcılara şimdiden tebriklerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Sessiz devrimin sembollerinden biri; Millî Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişim

Burada öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Devlet yönetiminde millî irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri; Millî Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir. Yasal ve anayasal düzenlemeler, Kurulun ve Genel Sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde icra etmelerini mümkün hâle getirmiştir. Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinden sinema ve müzik eserlerinin denetimine kadar geniş bir alanda mesai harcamak zorunda kalan Genel Sekreterliğimiz, artık bu yüklerinden kurtulmuştur.

Türkiye'nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz

Genel Sekreterliğimizin dikkatini ve enerjisini dağıtan bu işlerden kurtulup asli görevlerine odaklanmasını sadece Türk demokrasisi açısından değil, Türkiye'nin ulusal güvenliği bakımından da çok kıymetli buluyorum. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin devlet idaremize ve karar alma süreçlerine kazandırdığı avantajları en iyi şekilde kullanarak Türkiye'nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz.

Her defasında Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk

Milletçe stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösteriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Forsu'nda temsil edilen 16 devletimizin 2200 yılı aşkın bir mazisi vardır. Avrupa'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'dan Afrika'nın derinliklerine uzanan geniş bir coğrafyada ecdadımız at koşturmuş, devletler kurmuştur. Söğüt'te büyüyüp filizlenen Osmanlı çınarı, 600 yılı aşkın süre boyunca üç kıta yedi iklimde bayrağımızı gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı'nın takati tükendiğinde ise yerini genç Cumhuriyetimiz almıştır. Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti, bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Bunu bilhassa şunun için söylüyorum. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice zorluklarla karşılaştık. Nice ihanetlere maruz kaldık. Nice badirelerden geçtik. Ama her defasında Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk.

Sınır ötesi harekâtlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk

Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin gücü dışında kimseye umut bağlamadık. Millî Mücadele'yi bu anlayışla yürüttük. Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk. Demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. Kırk yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik. Ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık. Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken diğer taraftan da sınır ötesi harekâtlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk.

Irak ve Suriye harekâtları güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlattı

Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci, Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Millî güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekâtlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye, başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikâyesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör hâline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir.

Terörsüz Türkiye süreci, stratejik bir devlet vizyonunun adıdır

Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez Bölgesi'nden Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde, ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında, iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edecek ve milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır.

Rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar

Biz kendisini asker millet olarak tarif eden bir kimliğe, böyle bir kültüre sahibiz. Güvenlik, özellikle bizim milletimiz için ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk sırada yer almaktadır. Şunu gayet iyi biliyoruz ki gardımızı indirdiğimiz, rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur. Çünkü biz, bölgemizin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmeyen, kendi huzuru kadar dost ve kardeşlerinin de huzurunu isteyen bir ülkeyiz. Şurası bir gerçek ki günümüzde tehditlerin doğası, savaşların tekniği, ittifakların işleyişi ve toplumsal risk alanları hızlı bir değişim geçiriyor.

Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici rol oynuyor

Bunlara paralel olarak güvenlik kavramının mahiyeti ve kapsama alanı da değişime uğruyor. Çağımızın güvenlik anlayışında enerji hatlarına yapılan bir saldırı da limanları ve lojistik ağlarını devre dışı bırakan bir kesinti de bankacılık sistemini işlemez hâle getiren bir siber tehdit de toplumun birlik ve bütünlüğünü bozan bir dezenformasyon kampanyası da doğrudan millî güvenliğin alanına giriyor. Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici rol oynuyor. Yani hemen her alanda ön kabullerin yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor, kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve millî imkânlarla geliştirilmiş teknolojik kabiliyetleri, millî güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.

Veri güvenliğine büyük önem veriyoruz

Aynı şekilde veri güvenliğine büyük önem veriyoruz. Gelinen noktada artık hepimiz şu gerçeğin farkındayız. Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke, ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez.

Bakan Fidan’dan Kritik Karadeniz Uyarısı: "Savaşın Yayılması Seyrüsefer Emniyetini Tehdit Ediyor"
Bakan Fidan’dan Kritik Karadeniz Uyarısı: "Savaşın Yayılması Seyrüsefer Emniyetini Tehdit Ediyor"
İçeriği Görüntüle

Yapay zekâ ciddi riskleri de barındırıyor

Bir diğer mesele, kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zekâ teknolojisidir. Doğru kullanıldığında yapay zekâ, karar alma süreçlerini hızlandırmakta ve riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zekâ ciddi riskleri de barındırmaktadır. Yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları toplumsal psikolojiyi, sahte içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçekle yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekâyı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak, ülkemiz için tercihten öte bir zorunluluktur.

Savaşlar cephe ile birlikte siber alanda, uydu sistemleri üzerinden ve sosyal medya platformlarında eş zamanlı yürütülüyor

Bugün savaşlar cephe ile birlikte siber alanda, uydu sistemleri üzerinden ve sosyal medya platformlarında eş zamanlı yürütülüyor. Cephe ile cephe gerisi arasındaki sınır bulanık hâle gelirken, sivil ve askerî alan ayrımı da günden güne zayıflıyor. Bir mühendis geliştirdiği bir yazılımla, bir veri analisti yaptığı bir değerlendirmeyle, bir siber güvenlik uzmanı dijital alandaki önleyici bir faaliyetiyle, bir vatandaş ise manipülasyon ve dezenformasyona karşı gösterdiği dirençle millî güvenliğin etkin birer parçası hâline gelebiliyor. Bunu biz hem Rusya-Ukrayna Savaşı'nda hem de son üç yılda bölgemizde yaşanan hadiselerde gördük.