Bu yılın temmuz ayında 2026 FIFA Dünya Kupası ve Milletler Ligi voleybol müsabakaları yapıldı. Meksika, ABD ve Kanada üçgeninde yapılan dünya futbol şampiyonasında Türkiye grup aşamasında elendi. Çin’de de VNL Bayanlar voleybol müsabakası final maçı yapıldı. Finalde Brezilya ile oynayan kadın voleybol takımımız 3-1’lik skorla kupayı kazandı. Tebrik ediyorum.
Dünya Kupası finalinde ise adeta Siyonizm’i destekleyen Messi ve Arjantin ile Filistin’i destekleyen Lamine Yamal’ın oynadığı İspanya arasında kıyasıya bir mücadele oldu; İspanya kazandı. İspanyol oyuncular ABD Başkanı Donald Trump’ın elinden kupayı aldı ancak elini sıkmadı. “Trump’ın eli dokundu” diyen futbolcular, kupayı ülkelerine çöp poşeti içinde taşıyarak dünyaya anlamlı bir mesaj verdi.
BELİRSİZLİKTEN REKABET GÜCÜNE GİDEN YOL…
2026 yılı başından bu yana 3. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyecek kıvılcımlar konuşuluyor. Savaş bölgesi genişliyor, ekonomiler daralıyor, enerji krizi gün be gün artıyor. Birçok ülke resesyon dönemini yaşıyor. İşte böyle belirsiz bir ortamda dünya ekonomisi artık yalnızca büyüme rakamlarıyla değil; dayanıklılık, teknoloji üretme kapasitesi ve stratejik öngörüyle şekilleniyor.
Jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması, yapay zekâ devrimi, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme; ülkeleri yalnızca yeni fırsatlarla değil, aynı zamanda tarihi sınamalarla da karşı karşıya bırakıyor.
GÜÇLÜ EKONOMİLER, GÜÇLÜ HAYALLERİN ÜZERİNE İNŞA EDİLİR
Ekonomi, yalnızca üretim ve tüketimden ibaret değildir; bir milletin geleceğe dair iddiasının en somut ifadesidir. Güçlü ekonomiler, güçlü hayallerin üzerine inşa edilir.
Bugün Türkiye’nin önünde duran fırsat, yalnızca küresel rekabette daha yüksek bir pay almak değildir. Asıl mesele; üreten, geliştiren, ihraç eden ve dünyaya yön veren bir medeniyet iddiasını yeniden ekonomik başarıyla buluşturabilmektir.
Biz, ekonomiyi sadece bugünün bilançosu değil, yarının hikâyesi olarak görüyoruz. Çünkü inanıyoruz ki gerçek kalkınma, rakamların büyümesinden önce ufkun büyümesiyle başlar.
Yarın, bugünden daha güçlü olmayacak; yarın, bugünden daha hazırlıklı olanların olacaktır.
Türkiye’nin en büyük sermayesi ne yeraltı kaynaklarıdır ne de coğrafi avantajıdır. En büyük sermayemiz; üretebilen aklımız, girişimci ruhumuz ve vazgeçmeyen insanımızdır.
Ve ben inanıyorum ki; belirsizliklerin konuşulduğu bir dünyada Türkiye, güvenin, üretimin ve vizyonun adı olabilir. İşte o gün, rekabet gücümüz yalnızca ekonomimizi değil, geleceğimizi de büyütecektir.
Dünyada artık mesele yalnızca daha fazla üretmek değil; daha akıllı üretmek, daha fazla teknoloji ihraç etmek ve küresel markalar oluşturabilmektir.
Yapay zekâdan savunma sanayine, finans teknolojilerinden biyoteknolojiye kadar uzanan yeni ekonomi alanlarında atılacak her stratejik adım, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü belirleyecektir.
İnanıyorum ki; ekonomik dönüşüm yalnızca devlet politikalarıyla değil; özel sektörün cesareti, akademinin bilgisi ve girişimcilerin vizyonuyla mümkün olacaktır.
Çünkü geleceğin ekonomisi, değişimi bekleyenlerin değil, değişimi yönetenlerin ekonomisidir.
Türkiye, doğru strateji, güçlü kurumlar ve ortak akılla belirsizlikleri avantaja çevirebilir. Rekabet gücü artık bir tercih değil, ekonomik bağımsızlığın ve sürdürülebilir refahın temel şartıdır.
Geleceği öngören değil, geleceği inşa eden ülkeler kazanacak; Türkiye’nin de bu yeni hikâyeyi yazacak iradeye ve potansiyele sahip olduğuna inanıyorum.
Değerli dostlar…
Ekovitrin ağustos sayısında eğitim sektöründe yaşanan gelişmeleri gündeme taşıdık. Her sayımızda olduğu gibi ağustos sayısı da ilginizi çekecek dosyalar ve özel haberlerle dopdolu.
Dünyada olup bitenleri anlık olarak öğrenmek için www.ekovitrin.com haber portalımızı takip etmenizi tavsiye ediyorum.
Sağlıkla kalın.