ABD ve diğer G20 üyeleri Çin’in itiraz ettiği başlıklarda ortak zemine yaklaşırken, Pekin’in şerhi nedeniyle ortak bildiri yayımlanamadı. IMF ise küresel borç ve ekonomik dengesizlikler konusunda alarm verdi.
ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki Asheville kentinde 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı, küresel ekonomide giderek belirginleşen görüş ayrılıklarını bir kez daha ortaya koydu.
Toplantının en dikkat çekici sonucu, G20 üyelerinin küresel ekonomik dengelerin nasıl yeniden kurulacağı konusunda tam bir uzlaşı sağlayamaması oldu.
ABD’nin yayımladığı G20 Başkanlık Açıklaması’nda küresel ekonominin savaşlar ve diğer şoklara rağmen dirençli kaldığı belirtilirken, enerji, gıda, gübre ve kritik mineraller gibi stratejik tedarik zincirlerinin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.
Ancak toplantının perde arkasındaki asıl tartışma ticaret dengesizlikleri ve ihracata dayalı büyüme modeli oldu.
Washington’ın hedefinde “piyasa dışı” politikalar var
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, toplantının ardından yaptığı açıklamada G20 üyelerinin büyük bölümünün, piyasa dışı politikaların küresel ticarette dengesizlik oluşturduğu görüşünde birleştiğini söyledi.
Bessent’e göre özellikle aşırı ihracata dayalı ekonomik modeller, diğer ülkelerin üretim kapasitesi ve iç tüketimi üzerinde baskı oluşturuyor.
ABD yönetimi bu tartışmanın merkezine Çin’i yerleştiriyor. Washington, Çin’in yüksek üretim kapasitesinin dünya pazarlarına düşük fiyatlı ürün akışını artırarak diğer ülkelerde sanayi üzerinde baskı oluşturduğunu savunuyor.
Reuters'ın toplantıya ilişkin haberine göre ABD, G20 ülkelerinden “piyasa dışı” politikaların ve ticaret dengesizliklerine yol açan uygulamaların azaltılması yönünde adım atılmasını istedi. Çin ise bu yaklaşımın yer aldığı bazı bölümlere karşı çıktı.
Çin neden karşı çıktı?
Pekin’in itirazları yalnızca ticaret başlığıyla sınırlı kalmadı.
Çin; enerji ticareti, jeopolitik çatışmalar, küresel dengesizliklerin ele alınması, IMF’nin bu alandaki rolü ve borç yapılandırmalarıyla ilgili bazı maddelere şerh düştü.
Bu itirazlar nedeniyle toplantı sonunda bütün G20 üyelerinin üzerinde uzlaştığı ortak bir bildiri yerine ABD başkanlığında bir açıklama yayımlandı.
ABD Hazine Bakanı Bessent ise 20 üyeden 19'unun ilgili ekonomik yaklaşım konusunda uzlaştığını, Çin’in ise karşı çıktığını ifade etti.
Bu tablo, G20 içinde özellikle ticaret fazlası veren ülkeler ile yüksek dış ticaret açığı bulunan ülkeler arasındaki gerilimin daha görünür hale geldiğine işaret ediyor.
Tartışmanın merkezinde Çin’in ihracat gücü var
Küresel ekonomide son yıllarda üretim kapasitesinin belirli ülkelerde yoğunlaşması ve bu ülkelerin yüksek ihracat performansı, özellikle ABD ve Avrupa’da yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Washington’ın yaklaşımına göre yalnızca gümrük vergileriyle çözülmeye çalışılan ticaret sorunlarının arkasında daha büyük bir yapısal problem bulunuyor: Ülkelerin üretim, tüketim, tasarruf ve yatırım dengeleri.
ABD, Çin’in yüksek cari fazlasının küresel ekonomideki dengesizlikleri artırdığını savunuyor.
Bu nedenle Asheville toplantısındaki tartışma, klasik bir “Çin-ABD ticaret anlaşmazlığı”nın ötesine geçerek küresel ekonomik sistemin nasıl işlemesi gerektiği sorusuna dönüştü.
IMF’den küresel borç uyarısı
Toplantının bir diğer önemli başlığı ise küresel borç ve ekonomik dengesizlikler oldu.
IMF Başkanı Kristalina Georgieva, G20 toplantısının ardından yaptığı açıklamada ülkeler arasında ekonomik görünüm ve riskler açısından önemli farklılıklar bulunduğunu belirtti.
Georgieva, küresel kamu borcunun GSYH’nin yaklaşık yüzde 100’üne ulaştığını, enerji arzındaki şokların sürdüğünü ve birçok ülkede dezenflasyon sürecinin yeniden yavaşladığını vurguladı.
IMF Başkanı'na göre kalıcı bir ekonomik dengelenme için yalnızca açık veren ülkelerin değil, yüksek cari fazla veren ülkelerin de politika değişikliklerine gitmesi gerekiyor.
Bu yaklaşım, G20’deki tartışmanın neden yalnızca ABD ile Çin arasındaki bir anlaşmazlık olmadığını da ortaya koyuyor.
G20’nin önündeki asıl sorun
Dünyanın en büyük ekonomilerini aynı masa etrafında buluşturan G20, ekonomik büyümenin yeniden hızlandırılması, borç yüklerinin azaltılması ve küresel ticaret sistemindeki dengesizliklerin giderilmesi konusunda ortak bir hedefe sahip.
Ancak bu hedefe nasıl ulaşılacağı konusunda ülkelerin çıkarları birbirinden ayrılıyor.
ABD daha fazla iç üretim ve daha dengeli ticaret isterken, Çin ihracat gücünü korumak ve kendi ekonomik modeline yönelik uluslararası baskının artmasını engellemek istiyor.
Avrupa ülkeleri ise bir yandan Çin’in artan ihracat baskısından rahatsız olurken diğer yandan ABD’nin korumacı ticaret politikalarının küresel ticareti daha da parçalayabileceği endişesini taşıyor.
Dolayısıyla Asheville’de ortaya çıkan tablo, küresel ekonomide yeni bir güç mücadelesinin yalnızca Washington ile Pekin arasında değil, üretim, ticaret ve borç politikaları üzerinden G20’nin tamamında yaşandığını gösteriyor.
Türkiye açısından neden önemli?
Türkiye açısından ise bu tartışmanın sonuçları yakından takip edilmeli.
Çin’in küresel ihracatındaki artış, Türkiye’nin özellikle sanayi, otomotiv, beyaz eşya, makine, elektronik ve tüketim malları sektörlerinde rekabet koşullarını doğrudan etkileyebilecek bir gelişme.
Öte yandan ABD ve Avrupa’nın Çin menşeli ürünlere yönelik daha korumacı politikalar uygulaması, küresel ticaretin yönünü değiştirebilir.
Türkiye için ortaya çıkabilecek tablo iki yönlü.
Çin ürünlerinin bazı pazarlarda daha fazla ticaret engeliyle karşılaşması, Türk üreticiler için yeni ihracat fırsatları yaratabilir. Ancak küresel ticarette korumacılığın artması ve ticaret bloklarının daha belirgin hale gelmesi, Türkiye gibi dış ticarete ve küresel tedarik zincirlerine entegre ekonomiler açısından yeni riskler de oluşturabilir.
Bu nedenle Asheville toplantısından çıkan mesaj, yalnızca G20 diplomasisi açısından değil, Türkiye’nin ihracatı, sanayisi ve küresel rekabet gücü açısından da yakından izlenmesi gereken bir gelişme niteliğinde.




