Mağduriyet Söylemi Sorgulanıyor
Ünlü işletmeci Bedri Usta’nın kendi restoranında ayranı 300 TL’ye sattığı iddiaları sosyal medyada paylaşılmaya başlandı. Menü görselleri ve kullanıcı paylaşımlarıyla desteklenen bu iddia, “yüksek fiyatlardan şikâyet eden bir işletmecinin, kendi mekânında benzer hatta daha yüksek fiyatlar uygulaması” eleştirilerini beraberinde getirdi.
Kamuoyunda şu soru öne çıktı:
Yüksek fiyatlara maruz kalınca isyan edenler, sıra kendi işletmelerine gelince aynı hassasiyeti gösteriyor mu?
Türkiye’de Fiyat Algısı Ciddi Şekilde Bozuldu
Bu olay yalnızca bireysel bir çelişki olarak değil, Türkiye’de giderek bozulan fiyat algısının somut bir örneği olarak değerlendiriliyor. Artık tüketiciler herhangi bir ürünü satın alırken, söylenen fiyatın yüksek mi, normal mi yoksa ucuz mu olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor.
Bir bardak ayranın 300 TL, iki kahvenin 840 TL olduğu bir ortamda şu sorunun cevabı net değil:
Bu fiyatlar gerçekten maliyet mi, fırsatçılık mı, yoksa yeni normal mi?
En tehlikeli nokta ise toplumun bu belirsizliğe alışması. Fiyatlar o kadar hızlı ve dengesiz değişiyor ki, tüketici de işletmeci de referans noktasını kaybetmiş durumda.
Eleştirilerin Odağında Bedri Usta Var
Bedri Usta’ya yöneltilen eleştirilerin temelinde, samimiyet ve tutarlılık beklentisi yatıyor. Eğer bir işletmeci yüksek fiyatlardan şikâyet ediyorsa, önce kendi uygulamalarını sorgulaması gerektiği vurgulanıyor. Aksi halde bu tür çıkışlar, “gerçek bir fiyat tepkisi” olmaktan çıkıp algı yönetimi olarak görülüyor.
Sonuç: Asıl Sorun Kişiler Değil, Sistem
Bu olay, tek başına Bedri Usta’yı değil; Türkiye’de denetimsiz fiyatlandırma düzenini, bozulan piyasa dengesini ve kaybolan fiyat algısını gözler önüne seriyor. Bugün bir ayran 300 TL’ye satılabiliyorsa ve bu hâlâ tartışmalı ama net şekilde “anormal” diyemiyorsak, asıl sorun burada başlıyor.
BETRİ USTA GÜNAH KEÇİSİ OLDU!
Ancak bu tabloyu yalnızca Bedri Usta üzerinden okumak ya da tek bir ismi hedef alarak meseleyi kişiselleştirmek gerçeği açıklamaya yetmiyor. Çünkü sorun münferit değil, özellikle İstanbul gibi insan sirkülasyonunun çok yüksek olduğu büyük şehirlerde neredeyse genelleşmiş bir durum. Reklamı güçlü, sosyal medyada sık görünen, “çok tercih edilen” algısı yaratılmış birçok mekân, fahiş fiyat politikalarıyla dikkat çekmesine rağmen müşteri kaybetmiyor. İsteyen gidiyor, istemeyen gitmiyor; ancak asıl dikkat çekici olan, fiyatlar ne kadar yükselirse yükselsin tüketicinin bu mekânlara gitmeye devam etmesi. Bu durum, yalnızca işletmecilerin değil, tüketici davranışlarının da fiyat algısındaki bozulmayı beslediğini gösteriyor. Tepki sosyal medyada veriliyor ama fiili karşılığı çoğu zaman gelmiyor; sonuçta yüksek fiyatlar eleştiriliyor, fakat aynı masalarda tüketim sürüyor.
Tüketicinin de işletmecinin de ortak noktada buluştuğu gerçek şu: Türkiye’de artık fiyatlar değil, fiyat algısı krizde.




