Ekovitrin dergisi, başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere, Avrupa ülkelerinde, Balkanlar’da ve ülkemizin genelinde bilinen ve tanınan bir marka. Ekovitrin, yurt dışı temsilcilikleriyle ülkemizin ilk ve tek yerli ve milli uluslararası aylık iş ve ekonomi dergisidir.
2000 yılında kurduğumuz ve ekonomi dergiciliğin de ülkemizin önde gelen markalarından biri haline getirdiğimiz Ekovitrin, Ocak sayısıyla birlikte yayın hayatında 26. yılına girdi.
Özellikle yazılı medyanın zor bir süreçten geçtiği dönemde; Ekovitrin Medya Grubu olarak çeyrek asrı geride bırakıp, bugünlere ulaşmaktan son derece mutlu ve gururluyuz.
Bizlere bu mutluluğu yaşattığı, bu günleri gösterdiği için Rabbime sonsuz şükürler ediyo rum. Pozitif yayıncılık yapmak, milletimizin moral değerlerini yükseltmek bizim ana ilkemizdir. Yatırıma, üretime ve emeğe saygı duyuyoruz. Bu ülkeye yatırım yapanları destekliyoruz. Dürüst iş adamına, yöneticiye, bürokrata, siyaset ve devlet adamına büyük saygı duyuyoruz. Kısaca insan olanın önün de saygıyla eğiliyoruz. Bizim arkamızda bir sermaye gücü yok. Sırtımızı devlete dayamadık. Arkadaşlarımızla birlikte tırnaklarımızla kazıya rak bugünlere geldik. Ekovitrin’i arkadaşlarımızla birlikte bir “marka” haline getirdik.
Bu çabamızda Allah’tan başka güvendiğimiz, sırtımızı dayadığımız hiçbir yer olmadı. Ekovitrin Medya Grubu, kendi öz sermayesi ve mesleğine âşık olan gazetecilerin kendi emek ve gayretleriyle 26. yayın yılına girdi. Bu bizim için en büyük gurur kaynağı. Türkiye güçlenirken, biz de güçlendik. Ekovitrin dergisi, başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere,
Avrupa ülkelerinde, Balkanlar’da ve ülkemizin genelinde bilinen ve tanınan bir marka. Ekovitrin, yurt dışı temsilcilikle riyle ülkemizin ilk ve tek yerli ve milli uluslararası aylık iş ve ekonomi dergisidir. Ekovitrin’in bugünlere ulaşmasında büyük emekleri geçen Yönetim Kurulu Başkanımız Kamuran Abacıoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız ve Genel Yayın Yönetmenimiz Şeref Özata ve mesai arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyo rum. Bu dergiyi ayakta tutan okuyucularımıza, reklam veren kuruluşlarımıza da kalpten teşekkür ediyorum.
GÜÇLÜ MEDYA MI, AHLÂKLI MEDYA MI?
Ekovitrin Medya Grubu olarak sahibi olduğumuz medya organ larını hiçbir zaman bir güç, bir silah olarak düşünmedik. Ekovit rin dergimiz, www.ekovitrin. com haber sitemiz ve yaptığımız televizyon programlarıyla ülkemizin kalkınması, milletimizin refahı için çalışan yatırımcılarımızın, girişimcilerimizin ve işletmelerimi zin hep yanında olduk ve onların sesi olmaya gayret gösterdik.
Basın Ahlak Yasası diye bir yasa var. Bazı hükümleri şöyle:
• Gazetecilik mesleği, kişisel yarar için ve kamu zararına kullanılamaz
• Ahlâka aykırı ve müstehcen yayın yapılamaz.
• Şeref ve haysiyetlere karşı haksız yayın yapılamaz, kişi ve kurumlar aleyhinde iftirada bulunulamaz.
• Din istismar edilemez.
• Haberler doğruluğuna emin olunmadan yazılamaz.
• Taraf tutan fikirler haber metninde verilemez.
• Yayınlanmamak kaydıyla verilen bilgiler yayınlanamaz.
• Yanlış yayınlar dolayısıyla gönderilen tekzipler en kısa zaman da yayınlanır.
Bu hükümler harfiyen uygulanıyor mu? Cevap: Hayır... Geçmişte özelikle ülkemizin önde gelen gazeteleri hükümet devirip, hükümet kuracak kadar güçlüydüler. Attıkları manşetlerle darbecilerin meşru hükümetleri devirmelerine çanak tuttular. Bazı ünlü gazeteciler medyanın onlara sağladığı gücü bir silah gibi kullandı. TV kanallarında program yapan ünlü isimler gizli kameralarla kişilerin özel hayatlarını deşifre edip, intihar etmelerine sebep oldular. Medyayı silah olarak kullanmak anlayışı günümüzde özelikle sosyal medyada sürdürülüyor. Ahlâksız, belden aşağı, iftiralarla dolu yayınlar, paylaşımlar yapılıyor.
DARBELER VE MEDYA
Amerikalı siyasetçi ve insan hakları savunucusu Malcolm X, (Müslüman olup, hacca gittikten sonra El-Hacc Malik eş-Şabaz adını aldı.) Onun medya ile ilgili oldukça ilginç bir sözü var. Şöyle diyor Malcolm X: “Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olur!”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1960’da ilk kez askeri darbe ile ta nıştı ve darbe sonrasında Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildiler. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin zemininin oluşumunda dönemin medyası ise kışkırtıcı ve darbeye alkış tutan taraflı bir rol üstlendi. Dönemin gazetelerinde yapılan rahmetli Başbakan Menderes’e isnat edilen uyduruk haberlerle 1960 darbesine toplumsal bir zemin hazırlandı. Halk sokak eylemleri için teşvik edildi. Ülkede güvensizlik ortamı oluşturulup, darbecilere dave tiye çıkarıldı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde İstanbul’da üniversite öğ rencisiydim. Hergün gazetesinde muhabir olarak çalışıyordum. Hem bir basın mensubu, hem de bir öğrenci olarak o döneme şahitlik ettim. Özellikle Türk gençliği üzerinde kirli bir oyun tezgâhlandı. Sağcı-Solcu diye gençlerimiz ideolojik kamplara ay rılıp, birebirlerine düşman yapıldı. Sağcı veya solcu, bir birini tanı madıkları, aralarında fikir ayrıldığından başka bir neden olmadığı halde, gençleri sokak ortasında birebirlerini hiç düşünmeden öldüren silahlı bir mekanizma haline getirdiler.
Bir genç öldürüldüğünde gazetede manşetten veriliyordu. Sonra öyle bir hal aldı ki, her gün sağdan soldan onlarca genç öldürülüyor ve o zaman manşet haber olurdu. Hangi şehirde, kimler öldürülmüş, o gençlerin adları da gazetede iç sayfada haber sütunlarında sıralanırdı. Siyaset tıkanmış, meclis Cumhur başkanını seçemez hale gelmişti. Medya, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde olduğu gibi 12 Eylül 1980 askeri darbesinin oluşumu için zemin hazırlamaya başladı.
Dönemin Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren ve Kuvvet Ko mutanları 12 Eylül 1980’de darbeyi yaptı ve yönetime el koydu. 1970-80 dönemi arasında 30 binden fazla genç hayatını kay betmiş, binlercesi yaralanmış ve hapislerde işkence görmüştü. En acısı da, Türkiye’nin gençlik umutları yok edilerek, ülkemi zin pozitif geleceği yok edildi. Kenan Evren, “Bir sağdan astık, bir soldan” diyerek bu ülkenin gençlerini nasıl ipe götürdüklerini söylerken acaba yüreği hiç sızladı mı?
1960 askeri darbesindeki gibi, 1980 darbesini yaptıran üst akılın müttefik bildiğimiz ABD ve CIA olduğu apaçık ortadaydı. 1971 muhtırası, 28 Şubat 1997 muhtırası, 27 Nisan 2007 e-muhtırası, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi hepsi bu üst aklın planlarıydı.
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE MEDYANIN ROLÜ
Yazılı ve görsel medyanın çeşitlenmesi, dijital ve sosyal medya nın gelişmesi ile medyanın darbelerdeki rolü de değişti. 15 Temmuz darbe girişiminde medyanın çeşitliliği ve sosyal medya sayesinde yalan haberler anında ortaya çıktı ve darbeye karşı toplumsal bir direniş gerçekleşti.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi ve 16 Temmuz günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı Twitter hesabından atılan tweetler kritik rol oynadı. Televizyon kanalları, internet siteleri çok hızlı bir şekilde darbe karşıtı olarak harekete geçti ve hükümetin yanında yer aldı.
CNN Türk kanalında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ile canlı bağlantı yapan gazeteci Hande Fırat ve Abdülkadir Selvi cesur ve başarılı bir gazetecilik örneği sergilediler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu canlı yayında verdiği mesajlar ve halkı darbecilere karşı meydanlara davet etmesi, 15 Temmuz darbe girişimini etkisiz hale getirdi.
SON SÖZ:
Medya güçlü mü olmalı, ahlâklı mı olmalı?
Bence bu sorunun cevabı; “Ahlâklı” olmalı.