İsrail, Orta Doğu’da “vekil gücü” haline getirdiği ABD’yi de yanına alarak 28 Şubat’ta İran’a saldırdı. İsrail’in, bölgesindeki “yayılmacı politikasına” destek veren ABD Başkanı Donald Trump, bütün dünyayı krize sürükleyen bu savaşa girmeye nasıl ikna edildi? Bu sorunun cevabını, başkan seçildikten sonra Trump ile Beyaz Saray’da 7 kez görüşen Netanyahu verebilir. Oval Ofis’deki görüşmelerde; Başkan Trump’ın önüne “Epstein Dosyası” konulup, savaşa girmeye ikna edildiği akıllara geliyor. Unutmamalı, Trump’ın seçim kampanyalarındaki en büyük destekçileri ve onu başkanlığa taşıyan ABD’deki İsrail lobisiydi. Bu lobi, aynı zamanda küresel ekonomiye de ABD’den yön veren bir “gölge sistemdir.” Bunlar yüzlerini hiç göstermezler. Kanaatim odur ki; ABD’yi, Orta Doğu bataklığına sürükleyenler de bunlardır. Savaşlarda ve küresel krizlerde kazanan hep bu gölge sistem olmuştur. Amerikan yönetimini, 40 trilyon dolara yaklaşan borç batağına sokan ve dünyanın en borçlu ülkesi yapan da bunlardır. Çünkü ABD’nin borcu arttıkça, bu “silah ve savaş baronları” kazançlı çıkıyor. Bugün ABD’yi ve küresel sermayeyi yöneten gölge sistem, dünyanın tek süper gücü olan ABD’yi batırıp, “dünyanın yeni süper gücü” olarak Çin’i, ABD’nin yerine ikame edecekler ve yönetecekler. Kazanan hep onlar olacak… Amerikan Doları, dünya para birimi olmaktan çıkıp yerini Yuan’a bırakacak. Bunu komplo teorisi olarak değerlendirenler olabilir ama ömrümüz yeterse yaşayıp göreceğiz.

İsrail’in Orta Doğu’da hukuk tanımayan acımasız işgal politikasına alet olan ABD Başkanı Trump ve ekibi büyük bir stratejik hata yaparak İran’a saldırdı. ABD’nin olağanüstü silah gücüne güvenen Trump, yanıldığını kısa sürede anladı ve şimdi battığı bataklıktan kurtulmak istiyor. Üç beş günde mağlup edeceğini sandığı İran, olağanüstü bir direniş gösterdi. İran’daki savaşın uzaması ise enerji arzında küresel bir krize yol açacak ve sonunda bütün dünya ülkelerini derinden etkileyecek. Enerji ithalatına bağımlı, sanayi üretimi yüksek, dış finansman ihtiyacı fazla olan ülkeler bu süreçte çok daha yara alacak.

SAVAŞIN TÜRKİYE’YE ETKİSİ
Orta Doğu'da devam eden savaş, küresel petrol ticaretinin kalbini oluşturan Hürmüz Boğazı'nın uzun süre kapalı kalmasına sebep oldu. Enerji fiyatları artarken, Orta Doğu ile ticaretimiz de önemli ölçüde aksadı. Savaş, ülkemizin gübre, alüminyum ve helyum gibi önemli hammaddelere erişimini sınırladı ve bu ürünleri işlemek için gereken enerjinin fiyatının da yükselmesine neden oldu. İran ile komşu olmamız, ülkemiz için hem jeopolitik hem de ekonomik açıdan risk oluşturuyor.

İran savaşının şu ana kadar Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin özellikle Merkez Bankası üzerinde hissedildiği belirtiliyor. Reuters Ajansı’na göre, Türkiye geçmiş enflasyon krizlerini hatırlatan bir tabloyla yeniden karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle Merkez Bankası, bir yıl içinde ikinci kez faiz indirimini durdurmak zorunda kaldı. Türk Lirası’nı desteklemek amacıyla Merkez Bankası’nın rezervlerinden 23 milyar dolara kadar satış yaptığı ifade ediliyor.

İran’daki savaşın uzaması halinde enerji arzındaki bozulma, yalnızca petrol ve gaz fiyatlarını yükseltmekle kalmayacak; enflasyon, büyüme, kamu maliyesi, para politikası ve dış ticaret üzerinde de önemli bir baskı oluşturacak. Hürmüz Boğazı'ndan petrol ve doğalgaz sevkiyatının durma noktasına gelmesi ve İran'ın bölgedeki petrol rafinerilerini hedef alması nedeniyle ülkemizdeki petrol fiyatları savaş öncesine göre yüzde 50 arttı. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkması, bütçe ve enflasyonda öngörülen hesapları da değiştirdi. Orta Vadeli Program’da (OVP) petrol fiyatları varil başına 60-65 dolar arasında öngörülüyordu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 12 Mart'ta yaptığı açıklamada, savaşın etkisiyle artan enerji fiyatları nedeniyle 2026 yılında cari açığın program öngörülerinin üzerinde gerçekleşebileceğini söyledi. Uzmanlar, 2026 yılında cari açığın 40 milyar dolar civarına kadar yükselebileceğini tahmin ediyor. Türkiye'nin cari dengesi 2025 yılında 25,8 milyar dolar açık vermişti.

Türkiye’de enerji fiyatlarının iç piyasaya etkisinin sınırlanması amacıyla mart ayı başından itibaren eşel mobil sistemi devreye alındı. Bu uygulama sınırlı bir rahatlama sağlayabilir. Fakat bu uygulamanın bütçede akaryakıttan ve enerjiden elde edilmesi beklenen yaklaşık 650 milyar liralık ÖTV kaleminde düşüşe sebep olabileceği belirtiliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek de sistemin geçici olduğunu vurgulayarak, "Kalıcı olursa bu sürdürülebilir değil. Çünkü bunun bütçe etkisi çok büyük, bizim önemli bir gelir kalemimiz" diyor.

Uzmanlar, savaşla birlikte Türkiye’de Hazine'nin borçlanma maliyetindeki beş puanlık artışın bütçeye 400 milyar liralık ek yük getireceğini tahmin ediyor. Savaşın dünya ekonomisinde durgunluğa yol açma ihtimali enflasyonda artışı ve büyümede yavaşlamayı tetikleyecek. Uzmanlara göre, başta Avrupa Birliği olmak üzere gelişmiş ülkelerde büyümenin yavaşlaması Türkiye'nin de gelir kaybı yaşamasına neden olabilir. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye 2025 yılında tüm ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını AB ülkelerine yapmıştı.

Ekovitrin Nisan 2026 Sayısı Dopdolu İçeriğiyle Okuyucularını Bekliyor!
Ekovitrin Nisan 2026 Sayısı Dopdolu İçeriğiyle Okuyucularını Bekliyor!
İçeriği Görüntüle

Türkiye ekonomisinin genel görünümünün yanı sıra, savaşın taşımacılık maliyetleri ve teslimat sürelerini artırarak, Türkiye'nin dış ticaretini de etkilemesinden endişe ediliyor. Türkiye, polyester lif ve PET üretimi için kullanılan hammaddelerin yüzde 40’a yakınını Körfez ülkelerinden sağlıyor. Bu hammaddeler, tekstil ve ambalaj gibi sektörler için büyük önem taşıyor. Türkiye, alüminyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini de Körfez ülkelerinden sağlıyor. Üre ve gübre bileşenlerinin önemli bir kaynağı da Orta Doğu ülkeleri. Savaş, küresel gıda enflasyonunu da yükseltebilir. Tarım ve Orman Bakanlığı 13 Mart'ta yayımladığı genelgeyle, 2016'dan bu yana yasaklı olan amonyum nitrat gübresinin tarımda kullanımına yeniden izin verdi. Üre gübresinde gümrük vergisi sıfırlandı ve bazı gübre türlerinin ihracatı durduruldu. Savaşın başlangıcından beri gübre fiyatları artmaya devam ediyor. Bu nedenle, buğday, mısır, ayçiçeği gibi stratejik ürünlerin de maliyetleri artıyor.

Türkiye ekonomisi için çok önemli olan başka bir girdi ise helyum gazı. Helyum gazının da küresel üretiminin üçte biri Katar'da yapılıyordu. Ülkeye saldırılardan sonra üretim durdu. Helyum gazı, yarı iletken üretimi, tıbbi görüntüleme (MR), havacılık ve uzay araştırmaları gibi yüksek teknoloji üretimi için kritik bir önem arz ediyor. Türkiye, Körfez'den uygun fiyatlara aldığı bu gaz için ABD gibi başka pazarlara yönelmek zorunda kalabilir.

Bölgemizde yaşanan kriz, Türkiye için fırsatları da beraberinde getirebilir mi? Uzmanlar, Türkiye'nin tedarik ve üretim merkezi üssü haline gelebileceğini öngörüyor. Türkiye’nin özellikle tekstil, hazır giyim, gıda işleme, beyaz eşya, yan sanayi, makine ve bazı kimya alt dallarında yakın tedarikçi avantajını elde edebileceği belirtiliyor. Türkiye, Körfez ve Asya arasında bir ticaret köprüsü oluşturuyor ve bu konumunu birçok alanda avantaja dönüştürebilir. Uzmanlara göre kısa vadede doğrudan gelir yaratmasa da orta ve uzun vadede ticaret koridorları ve siyasi ağırlık açısından Türkiye'ye önemli katkılar sağlayabilir. Hürmüz Boğazı, bugün açılsa dahi altyapının toparlaması aylar, belki yıllar alacak deniyor. Bu durumun da Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji merkezi haline gelme planlarına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor. Komşumuz Irak'ın ve diğerlerinin petrolünü Hürmüz Boğazı yerine daha fazla Türkiye üzerinden Akdeniz'e ve oradan dünyaya ulaştırması beklenebilir.

OLASI ENERJİ KRİZİNİN AB ÜLKELERİNE YANSIMASI
Küresel enerji krizinden en çok Avrupa Birliği ülkelerinin etkilendiği belirtiliyor. Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa ülkelerinin yaşadığı enerji krizi unutulmamalı. Avrupa’nın enerji ithalatına bağımlı olması sebebiyle enerji maliyetlerindeki sert artış AB ülkelerinde enflasyonu çift haneye taşımıştı. Şimdi Avrupa ülkeleri için Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan daha büyük bir kriz kapıda. Avrupa Birliği’nin lokomotifi Almanya, sanayi ağırlıklı ekonomisi nedeniyle yüksek maliyetli enerjiye karşı en çok zorlanacak ülkelerin başında geliyor. Almanya, Covid salgını döneminde ekonomisinde yaşanan daralmayı yeni yeni çözebilmiş durumda. İran savaşı nedeniyle yaşanacak olan çok daha büyük bir enerji şoku, Alman ekonomisini çok daha kırılgan hale getirebilir. Almanya’nın ihracata dayalı ekonomik yapısı da başka bir risk unsuru taşıyor. Küresel ekonomide yaşanacak yavaşlama, Alman sanayisine dış talep tarafında ek bir baskı yaratabilir.

İtalya da Avrupa Birliği içinde önemli ölçüde imalat sanayisine sahip ekonomiler arasında yer alıyor. Enerji fiyatlarındaki şok yükselişler İtalya ekonomisini de zora sokacağa benziyor. İtalya’nın petrol ve doğal gaz tüketimindeki payı Avrupa’daki birçok ülkeye oranla daha fazla. Enerji maliyetlerindeki artış, İtalya ekonomisinde üretim, tüketim ve enflasyon üzerinde daha güçlü bir baskı oluşturacak.

Olası küresel enerji krizinde, İngiltere ekonomisi de önemli riskler taşıyor. İngiltere’de elektrik üretiminin diğer büyük Avrupa ekonomilerine kıyasla daha fazla gaz santrallerine dayanması çok daha fazla risk oluşturuyor. İngiltere’de genelde doğal gaz fiyatları, elektrik fiyatlarını belirliyor. Bu nedenle savaşın başlamasından bu yana İngiltere’deki gaz fiyatlarındaki yükseliş, petrol fiyatlarının önünde gidiyor. İngiltere ekonomisi için büyük risk, fiyat baskıları nedeniyle faiz oranlarının yeniden artırılması. Bu durumda İngiltere, artan işsizliğin yaşandığı bir dönemde yüksek borçlanma maliyetlerine uzun süre maruz kalabilir.

JAPONYA EKONOMİSİ İÇİN BÜYÜK RİSK
Japonya, krizden doğrudan ve en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Çünkü Japonya, petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 95’ini Orta Doğu’dan karşılıyor ve bunun yüzde 90’ı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması Japonya için çok ciddi arz ve fiyat riski anlamına geliyor. Zayıf Yen’in etkisiyle artan enflasyonist baskıların üzerine enerji krizinin eklenmesi, Japonya ekonomisini daha da zora sokacak. Japonya ekonomisinin ham madde ithalatına yüksek oranda bağımlı olması nedeniyle enerji fiyatlarındaki yükseliş, gıda ve günlük temel tüketim malları fiyatlarına daha yüksek ve hızlı oranda yansıyor.

EN BÜYÜK DARBE KÖRFEZ ÜLKELERİNE
Savaşın merkezinde olan Kuveyt, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Umman en büyük darbeyi alan bölge ülkeleri arasında. ABD’nin, “Güvenliğinizi ben sağlayacağım” dediği bu ülkeler İran tarafından füzelerle vurulunca ABD’yi sorgulamaya başladılar. ABD’nin, bölgede Körfez ülkelerinin güvenliğini değil, İsrail’in çıkarlarını gözettiği gerçeğini nihayet anladılar. Körfez ülkelerinin ekonomilerinin bu yıl küçülmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Oysa savaş öncesinde Körfez ülkeleri ekonomilerinde güçlü bir büyüme öngörülüyordu. Şimdi, beklentiler tam tersine dönmüş durumda. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki hızlı artışlar Körfez ülkeleri için olumlu görünse de Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde işler tersine dönecek. Kuveyt, Katar ve Bahreyn gibi ülkeler, hidrokarbonlarını uluslararası piyasalara ulaştıramazlarsa büyük gelir kaybına uğrayacaklar. Savaş, Körfez ülkelerindeki turizm, finans, gayrimenkul sektörleri başta olmak üzere birçok sektöre de darbe vurabilir.

ENERJİ BAĞIMLISI HİNDİSTAN EKONOMİSİ RİSK ALTINDA
Hindistan, İran savaşından önemli derecede etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Hindistan, ham petrol ihtiyacının neredeyse yüzde 90’ını ve sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ihtiyacının yarısını ithalat yoluyla karşılıyor. Hindistan’ın ithal ettiği petrolün yarısı ve LPG’nin büyük bir bölümü Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Boğazın kapatılması, Hindistan ekonomisini lojistik ve enerji güvenliği riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Artan enerji maliyetleri nedeniyle Hindistan’ın büyüme tahminleri de aşağı yönlü revize ediliyor. Hindistan para birimi Rupi de rekor seviyede düştü. Enerji fiyatlarındaki artış, ülkede hayatı olumsuz şekilde etkiliyor. Hindistan’da restoranlar ve ev mutfaklarında sıcak yemek ve içecekler menülerden çıkarılıyor. Ülkede samosa, dosa ve çay gibi en çok tüketilen ürünlerin de doğal gaz fiyatlarındaki artış nedeniyle sınırlandırıldığı belirtiliyor.

SONUÇ
İran savaşından kaynaklanan küresel enerji krizinin oluşturacağı etki, zaman içinde bütün dünyaya yayılabilir ve pandemi döneminden çok daha büyük bir ekonomik kriz yaşanabilir. Özellikle enerjide dışa bağımlılığı yüksek, döviz ihtiyacı fazla ve ekonomileri zayıf olan ülkelerin bu krizden çok daha sert etkilenmesi kaçınılmaz görünüyor.