Katılım Emeklilik’in Şubat 2026 itibarıyla 76 milyar TL’lik fon büyüklüğünü aşması hakkında konuşan Sincek, “Bugün ulaştığımız ve hızla da artan fon hacmimizin arkasında, katılımcılarımızın bu prensiplere duyduğu güven var” ifadelerini kullandı.
Sayın Sincek, Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 18 milyon katılımcı ve 2 buçuk trilyon TL’yi aşan fon büyüklüğüyle devasa bir yapıya dönüştü. Sizce BES, Türkiye ekonomisi için sadece bir tasarruf aracı mı, yoksa makroekonomik istikrarın temel direklerinden biri haline mi geldi?
Bugün geldiğimiz noktada bireysel emeklilik sistemini yalnızca bir tasarruf aracı olarak tanımlamak yetersiz kalır. 18 milyon katılımcı ve 2 buçuk trilyon TL’yi aşan fon büyüklüğü, BES’i artık Türkiye ekonomisinin en önemli uzun vadeli kaynak üretim mekanizmalarından biri haline getirdi. BES, sermaye piyasalarına derinlik kazandıran, kamu borçlanma yapısını destekleyen ve en önemlisi uzun vadeli yerli tasarrufları artıran stratejik bir yapı. Bu yönüyle makroekonomik istikrarın sessiz ama güçlü taşıyıcılarından biri olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu rol daha da güçlenecek; çünkü sürdürülebilir büyümenin yolu, güçlü iç tasarruflardan geçiyor.
Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre sektörün aktif büyüklüğü 3,8 trilyon liraya ulaştı ancak emeklilik branşında teknik kârlılıkta bir gerileme gözlemleniyor. Sektörün bu mali tablosunu, maliyet disiplini ve sürdürülebilir büyüme açısından nasıl okumalıyız?
Sektörde aktif büyüklüğün hızla artması son derece olumlu bir tablo. Ancak teknik kârlılık tarafındaki daralma, büyümenin daha rafine bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Artık sadece büyümek değil, doğru maliyet yapısıyla büyümek de kritik. Operasyonel verimlilik, dijitalleşme ve müşteri yaşam boyu değerine odaklanan stratejiler bu noktada belirleyici oluyor. Biz bu süreci bir riskten ziyade bir olgunlaşma evresi olarak görüyoruz. Sektör, daha sürdürülebilir, daha disiplinli ve daha kaliteli bir büyüme modeline evriliyor. Bu dönüşümü doğru yöneten şirketler uzun vadede çok daha güçlü bir konum elde edecek.
Şirketiniz Şubat 2026 itibarıyla 76 milyar TL’lik fon büyüklüğünü aşarak büyük bir başarıya imza attı. 12 yıl önce yola çıkarken kurguladığınız “faizsiz finans” prensiplerinin, bugün ulaştığınız bu devasa hacimdeki payı nedir?
Yola çıkarken ortaya koyduğumuz faizsiz finans yaklaşımı, bugün ulaştığımız ölçeğin en temel yapı taşlarından biri. Bu modeli sadece bir ürün farklılaşması olarak değil, bir güven ve değer önerisi olarak da konumlandırdık. Bugün ulaştığımız ve hızla da artan fon hacmimizin arkasında, katılımcılarımızın bu prensiplere duyduğu güven var. Şeffaflık, risk paylaşımı ve etik yatırım anlayışı; bizi sadece belirli bir kitleye değil, daha geniş bir yatırımcı tabanına ulaştırıyor. Bu anlamda faizsiz finans ilkeleri, büyümemizin sadece bir parçası değil, ana omurgasıdır. Biz Katılım Emeklilik olarak sektörümüze değer üretmeyi sürdüreceğiz.
Kıymetli Madenler Fonunuz (KJM) 2025’te yüzde 139 getiriyle Türkiye’nin en iyi performans gösteren BES fonu oldu. Yatırımcıya enflasyonun üzerinde bu denli yüksek reel getiri sunabilen o "doğru varlık dağılımı" stratejinizin mutfağında neler var?
Bu performansın arkasında tek bir faktör değil, disiplinli bir varlık dağılımı stratejisi ve doğru zamanlama bulunuyor. 2025, küresel ölçekte “kıymetli madenlerin yılı” olarak öne çıktı. Yıl genelinde ons altın yüzde 64’ün üzerinde artarken; gram altın yüzde 100 üstü, gram gümüş ise yüzde 200’e yakın getiri sağladı. Portföyümüzde önemli ağırlığa sahip olan bu emtiaların piyasa hareketlerinden maksimum fayda sağladık. Ancak burada kritik nokta, yalnızca bu yükselişe maruz kalmak değil; bu trendi erken okuyarak portföyü doğru konumlandırmak oldu. Fonumuz yalnızca altın ve gümüşe bağlı bir yapıdan ziyade; taahhütlü işlemler, borsa yatırım fonları ve yatırım fonları gibi farklı varlık sınıflarını da içeren dengeli bir yapıdan oluşuyor. Bu çeşitlendirme sayesinde hem piyasa dalgalanmasını yönettik hem de farklı piyasa dinamiklerinden ek getiri ürettik. Bu yaklaşımımızla yatırımcılarımıza sadece yüksek getiri değil, aynı zamanda enflasyona karşı güçlü bir koruma sunmayı başardık.
Yüzde 100 faizsiz ilkelere uygun 20 farklı fon seçeneği sunuyorsunuz. Yatırımcıların altın, gümüş ve diğer faizsiz araçlar arasındaki geçiş trafiğini nasıl yönetiyorsunuz? Web sitenizde de vurguladığınız Takasbank güvencesi yatırımcı kararlarını nasıl etkiliyor?
Faizsiz yatırım tarafında sunduğumuz ürün çeşitliliğini, yalnızca fon sayısını artırmak olarak değil; yatırımcının farklı piyasa koşullarına uyum sağlayabileceği bir yapı kurmak olarak değerlendiriyoruz. Yatırımcıların fonlar arasında geçişlerini yönetirken temel yaklaşımımız, piyasa koşullarını doğru okuyarak yönlendirici olmak; ancak nihai kararı yatırımcıya bırakmak üzerine kurulu. Bu noktada dijital kanallarımız ve fon danışmanlığı araçlarımız ile yatırımcılara risk profilleri, yatırım vadeleri ve piyasa beklentileri doğrultusunda düzenli öneriler sunuyoruz. Özellikle altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerde güçlü trendlerin oluştuğu dönemlerde bu varlıklara yönelimin arttığını; daha dengeli veya yatay piyasa koşullarında ise kira sertifikası ve fon sepeti gibi ürünlere geçişlerin öne çıktığını gözlemliyoruz. Bu geçiş trafiğini sağlıklı kılan en önemli unsur ise portföy yapımızın tek bir varlık sınıfına bağımlı olmaması ve tüm fonların birbiriyle tamamlayıcı şekilde kurgulanmış olmasıdır. Böylece yatırımcılar, piyasa koşulları değiştikçe sistem içinde kalarak portföylerini yeniden dengeleyebiliyor. Diğer taraftan, yatırımcı güveni bu sürecin en kritik unsurlarından biri. Takasbank nezdinde saklanan varlıklar sayesinde yatırımcılar, birikimlerinin şeffaf, güvenli ve sistem dışı risklerden arındırılmış şekilde korunduğunu biliyor. Bu güven unsuru, özellikle dalgalı piyasa dönemlerinde yatırımcıların sistemde kalma eğilimini artırırken, fonlar arası geçişleri daha rasyonel ve uzun vadeli bir bakış açısıyla yapmalarını sağlıyor.

Türkiye’deki 18 yaş altı BES katılımcılarının yüzde 10’undan fazlası Katılım Emeklilik’i tercih etmiş durumda. 195 bin katılımcıya ulaşan “Erken BES” modelinizdeki yıllık yüzde 97’lik bu rekor büyüme oranını neye borçlusunuz?
Erken BES tarafındaki başarımızın arkasında çok net bir öngörü var: Aileler çocuklarının geleceğini güvence altına almak istiyor ama bunu kolay, erişilebilir ve anlaşılır bir şekilde yapmak istiyor. Biz bu ihtiyacı doğru okuyarak: dijital ve hızlı katılım süreçleri sunduk, düşük tutarlarla başlanabilen esnek modeller geliştirdik ve ailelere uzun vadeli birikimin gücünü sade bir dille anlattık. Erken yaşta sisteme giren bir katılımcı, sistemin en değerli ve en kalıcı katılımcısıdır.
Vatandaşlar nezdinde BES hâlâ “para biriktirilen bir kumbara” gibi görülüyor. Sizce sistemin “emeklilikte ikinci bir düzenli maaş” sağlayan bir finansal güvence mekanizması olduğu algısını güçlendirmek için neler yapılmalı?
Bu dönüşüm, sektörün önündeki en kritik iletişim başlıklarından biri. BES’i sadece para biriktirilen bir araç olarak değil, yaşam boyu finansal güvence sağlayan bir sistem olarak anlatmamız gerekiyor.
Burada üç önemli adım var:
• Somutlaştırma: Katılımcıya emeklilik döneminde elde edeceği düzenli geliri net senaryolarla göstermek
• Sade iletişim: Finansal kavramları herkesin anlayabileceği bir dilde anlatmak
• Deneyim: Emeklilik gelir planları gibi ürünlerle bu vaadi gerçek bir deneyime dönüştürmek
Biz özellikle emeklilik sonrası gelir çözümlerini bu algı dönüşümünün en güçlü aracı olarak görüyoruz.

Basın buluşmanızda paylaştığınız 2030 vizyonunuz, faizsiz sigortacılıkta sadece liderliği değil, sektöre yön vermeyi de kapsıyor. Önümüzdeki 4 yıl içinde teknolojiden dijitalleşmeye kadar hangi alanlarda Katılım Emeklilik’i daha çok duyacağız?
2030 vizyonumuzda hedefimiz sadece lider olmak değil, oyunun kurallarını belirleyen bir marka olmak. Bu doğrultuda üç ana alana yoğunlaşıyoruz: dijitalleşme ve veri odaklı yönetim, ürün inovasyonu ve katılım finans ekosistemi. Katılımcılarımıza gerçek anlamda kişiselleştirilmiş deneyim sunan, proaktif öneriler geliştiren bir yapı kuruyoruz. Emeklilik sonrası gelir modülleri, sağlıkla entegre çözümler ve yeni nesil hayat sigortası ürünleriyle portföyümüzü genişletiyoruz. Aynı zamanda faizsiz finansın tüm bileşenleriyle birlikte çalışan, daha derin ve güçlü bir yapı inşa ediyoruz. Amacımız; teknolojiyi, güveni ve sürdürülebilir değeri aynı potada buluşturan bir referans noktası haline gelmek.

RİSKLİ VARLIKLARDAN GÜVENLİ LİMANLARA YÖNELELİM
Katılım Emeklilik, 2025 yılındaki üstün performansıyla uluslararası çapta iki prestijli ödüle layık görüldü. International Finance Awards 2025 kapsamında "Türkiye'nin En Hızlı Büyüyen Katılım Şirketi" ve "Türkiye'nin En Yenilikçi Sağlık Sigortası Şirketi" ödüllerini kazandı.
Küresel ekonomide petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıktığı, piyasaların hareketli olduğu bir dönemdeyiz. İş dünyasının temsilcileri ve Ekovitrin okurları için güvenli liman önerileriniz ve yatırım tavsiyeleriniz nelerdir?
Bu dönem, aslında klasik bir “yüksek enflasyon + düşük büyüme” riskinin yeniden gündeme geldiği bir sürece işaret ediyor. Jeopolitik gelişmelerle birlikte enerji maliyetlerinin artması; üretim, lojistik ve gıda fiyatları üzerinden tüm ekonomilere yayılan bir maliyet baskısı oluşturuyor. Nitekim petrol fiyatlarının bu seviyelerde kalmasının küresel ekonomide yüz milyarlarca dolarlık bir etki oluşturabileceği ve büyümeyi aşağı çekebileceği öngörülüyor. Bu ortamda piyasalarda oynaklık artarken, özellikle tahvil ve hisse senedi tarafında dalgalı bir seyir izleniyor; enflasyon beklentilerinin yükselmesi finansal varlıklar üzerinde baskı oluşturuyor. Böyle dönemlerde yatırımcı davranışında çok net bir kırılma görüyoruz: riskli varlıklardan güvenli limanlara yönelim. Bireysel emeklilikte “en iyi fon” şeklinde tek bir doğru tanımlamak çok sağlıklı bir kavram değil. Katılımcıların yatırım süresi, risk iştahı ve beklentileri doğrultusunda oluşturulan; makro görünümü yakından izleyen dengeli portföylerin uzun vadede daha istikrarlı sonuçlar ürettiğini görüyoruz. Fakat bu süreçte TL bazlı enstrümanların reel getirilerinin bir süre daha güçlü kalmaya devam edebileceğini değerlendiriyoruz. Bu nedenle kısa vadede panikle aceleci pozisyon almaktansa, piyasadaki yönün netleşmesini beklemek daha rasyonel bir yaklaşım olacaktır. Nisan ayı özelinde “bekle-gör” stratejisinin öne çıktığını düşünüyoruz.




