Ekonomik daralma ve enflasyon gerçeğiyle birlikte tüketici alışkanlıklarının değiştiğini birçok kez dile getirdim. Ancak bugüne kadar bu değişimi, mesleğim gereği, çoğunlukla gıda ve restoran sektörü üzerinden değerlendirdim.
Oysa meseleye daha geniş bir pencereden baktığımızda, azalan alım gücünün yalnızca tüketim miktarını değil, tüketim tercihlerimizi ve hatta yıllardır süregelen kültürel alışkanlıklarımızı da değiştirmeye başladığını görüyoruz.
Artık eskisi kadar restoranlara gitmiyoruz. Gittiğimiz restoranlarda geçmişte karşılaştığımız ürün çeşitliliğini her zaman bulamıyor, alıştığımız hizmet anlayışıyla karşılaşamıyoruz. İşletmeler artan maliyetlerini kontrol edebilmek adına ürün çeşitliliklerini azaltıyor, hizmet modellerini sadeleştiriyor ve bazı geleneksel uygulamalardan vazgeçmek zorunda kalıyor. Ancak burada üzerinde durulması gereken asıl mesele, bugün ekonomik gerekçelerle vazgeçtiğimiz bu alışkanlıkların gelecekte yeniden hayatımızın bir parçası olup olmayacağıdır.
Üstelik bu dönüşüm yalnızca yeme-içme sektörüyle sınırlı değil. Tekstil sektörüne baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Eskisi kadar sık alışveriş yapmıyor, kıyafetlerimizi daha uzun süre kullanmayı tercih ediyoruz. Bir dönem gündelik hayatımızın önemli parçaları olan özel dikim kıyafetler, kişiye özel ayakkabılar ve ustalık gerektiren pek çok hizmet, değişen tüketici tercihleri karşısında giderek daha az talep görüyor.
Elbette tüketici alışkanlıkları zaman içerisinde değişebilir. Teknoloji, üretim yöntemleri ve yaşam biçimleri de bu değişimin doğal bir parçasıdır. Ancak bugün üzerinde durmak istediğim mesele biraz daha farklı. Ekonomik zorunluluklar nedeniyle vazgeçtiğimiz ürünler, hizmetler ve alışkanlıklar, zaman içerisinde kültürel hayatımızdan da tamamen silinebilir mi? Daha da önemlisi, bugün ekonomik nedenlerle tercih etmediğimiz bir hizmeti, yarın ekonomik koşullarımız iyileştiğinde yeniden talep edecek miyiz? Yoksa o hizmeti sunan meslekler, ustalıklar ve gelenekler çoktan kaybolmuş mu olacak?
Konuyu kendi mesleğim üzerinden biraz daha somutlaştırmak istiyorum. Bugün restoranlara gittiğimizde kimi zaman bize servis yapan çalışanları bir yana bırakalım, siparişimizi alacak bir çalışanla dahi karşılaşamıyoruz. Bunun yerine teknolojiden faydalanıyor, siparişlerimizi dijital sistemler üzerinden veriyoruz. Peki, Türk yeme-içme kültürünün önemli yapı taşlarından biri olan servis anlayışını yavaş yavaş kaybediyor olabilir miyiz?
Burada üzerinde durmamız gereken önemli bir ayrım var. Yaşadığımız bu dönüşüm yalnızca teknolojik inovasyonların doğal bir sonucu mu, yoksa ekonomik zorunlulukların işletmeleri yönlendirdiği yeni bir hizmet modeli mi? Elbette teknolojinin işletmelere sağladığı verimliliği ve kolaylıkları göz ardı edemeyiz. Ancak teknolojinin hizmeti desteklemesiyle, ekonomik gerekçelerle insan unsurunun yerini alması arasında önemli bir fark bulunuyor. Özellikle personel maliyetlerinin işletmeler üzerindeki baskısı arttıkça, birçok işletme için teknolojik dönüşüm bir tercih olmaktan çıkıp ekonomik bir zorunluluk hâline gelebiliyor.
Türk yeme-içme kültürü yalnızca sofraya gelen yemeklerden ibaret değildir. Misafirperverlik, karşılama, sunum, servis ve müşteriyle kurulan iletişim de bu kültürün ayrılmaz parçalarıdır. Hatta kimi zaman bir restoranı diğerinden ayıran unsur yalnızca sunduğu yemeğin lezzeti değil, misafirine yaşattığı deneyimdir.
Ancak ekonomik baskılar nedeniyle işletmeler hizmet modellerini sadeleştirmeye, çalışan sayılarını azaltmaya ve üretim süreçlerini giderek daha fazla standartlaştırmaya devam ederse bu kültürün geleceği nasıl şekillenecek? Bugün servis kültüründe yaşadığımız dönüşüm, yarın mutfak kültürümüzde de karşımıza çıkabilir.
Acaba ekonomi yalnızca cebimizi mi etkiliyor, yoksa yemek, hizmet ve misafirperverlik kültürümüzü de yavaş yavaş tehdit mi ediyor?