Geçtiğimiz ay İstanbul Finans Merkezi’nde VakıfBank Genel Müdürlük konferans salonunda gerçekleştirilen finans zirvesine katıldım. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek onur konuğuydu. Zirvede yaptığı konuşmada önemli mesajlar verdi.

Bakan Şimşek’in, infografiklerle neredeyse bir saate yakın sunumundan not aldığım ve son derecede önemli gördüğüm bölümü aynen aktarıyorum. Bakan Şimşek şunları söyledi:

“Şimdi büyümede bir yavaşlama var ama zor bir küresel konjonktürdeyiz. Gerçekten öyle. Bakın, az önce dünya ekonomisinden, ticaret ortaklarımızdan bahsettim. Bizim ihracatımızın yüzde 59'u nereye gidiyor, biliyor musunuz? Avrupa'ya gidiyor. Avrupa Birliği'ne değil, Avrupa'ya. Peki, Avrupa'da büyüme ne? Yüzde 1,5 civarında, yüzde 2 civarında. Değerli arkadaşlar, Asya'da büyüme var. Asya-Pasifik bölgesinde büyüme hızlı. Ama orada bizim reel sektörümüz yok. Evet, biz çok uzun yıllar, hatta son yüzyıllarda Asya'ya odaklanmamışız. Bizim Avrupa'ya bağımlılığımız, Allah korusun, bizim için önemli bir sorun alanı gibi görülebilir. Neden? Çünkü biz bu bölgeye çok bağımlıyız. O bölgede büyüme yavaşladığında biz de zorlanıyoruz.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ihracatımızın yüzde 59’unu gerçekleştirdiğimiz Avrupa’ya olan ekonomik bağımlılığımızın ülkemiz için önemli bir sorun olduğunun altını çiziyor ve uyarıyor: Avrupa’da büyüme yavaşlarsa ihracatımız bundan olumsuz etkilenecek. Bakan Şimşek, Asya-Pasifik bölgesinde büyümenin hızlı olduğuna da dikkat çekiyor ve “Ama orada bizim reel sektörümüz yok” diyor.

AVRUPA ÇATIRDIYOR

ABD Başkanı Trump’ın, AB’ye “artık güvenliğinizden sorumlu değilim” ültimatomu vermesinin ardından, başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri güvenlik endişesiyle savunma harcamalarını anormal şekilde artırdılar. Bu ülkeler bütçelerini alt yapı, istihdam, sosyal hizmetler, ekonomik kalkınma yerine silahlanma harcamalarına ayırdı. Almanya’nın öncülüğünde 6 Avrupa Birliği ülkesi, 2028-2034 dönemini kapsayan AB bütçesinde yüz milyarlarca Euro kesintiye gidilmesi için Brüksel'e baskı yaptı. AB bütçe kararları, Avrupa Parlamentosu onayı ve üye ülkelerin oy birliğiyle alındığı için bu talep kurum içinde çatlamalara yol açtı.

Ekonomik ve sosyal baskılar: Almanya ve AB’deki diğer büyük ülke ekonomilerin sanayilerinde yaşanan sorunlar, Draghi Raporu’nda belirtilen; Avrupa’nın teknoloji ve sanayi yarışında geri kalmaması için 800 milyar Euro yatırım yapması gerektiği gibi rekabet gücüne ilişkin uyarılar ve artan ekonomik sıkıntılar kıta genelinde sosyal huzursuzluklara yol açtı.

Siyasi kutuplaşma ve aşırı sağın yükselişi: Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa başta olmak üzere birçok AB üyesi ülkede ulusalcı, aşırı sağ ve anti-göçmen siyasi akımların güç kazanması, AB'nin ortak politikalarını ve karar alma mekanizmalarını zora soktu.

Brexit sonrası tartışmalar: İngiltere'nin ayrılığından (Brexit) sonra, İngiltere içinde birliğe yeniden katılma fikirleri ve Avrupa genelinde entegrasyonun geleceğine dair tartışmalar ise devam ediyor.

Avrupa sokaklarını hareketlendiren ve hükümetleri erken seçim ya da sokağa çıkma yasakları gibi olağanüstü önlemler almaya zorlayan ana sebepler şunlar:

BARINMA VE KONUT KRİZİ

Özellikle İspanya (Madrid'de çadır eylemleri) ve Portekiz'de konut fiyatlarının fahiş oranlarda artması, gençlerin ve dar gelirlilerin ev bulmasını imkânsız hale getirdi. İspanya'da yaşlı bir kadının evinden tahliye edilmesi gibi olaylar toplumsal bir infiale dönüşerek hükümeti erken seçim kararı almaya kadar zorladı.

HAYAT PAHALILIĞI VE ENFLASYON BASKISI

Gıda fiyatlarının son beş yılda ortalama yüzde 34 artması, akaryakıt zamları ve enerji maliyetlerindeki yükseliş hane halkı bütçelerini tüketti. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar nedeniyle Portekiz ve Belçika gibi ülkelerde sendikalar ve kamu çalışanları kitlesel grevlerle en az yüzde 15 maaş artışı talep ediyor.

EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ ÇÖKÜŞ VE PROTESTOLAR

Fransa'da öğretmen eksikliği ve kötü eğitim koşullarına karşı öğrencilerin ve öğretmenlerin başlattığı protestolar (400 binden fazla katılımcı), olayların kıta geneline yayılmasında ana tetikleyici oldu. Yüksek genç işsizliği ve siyasete duyulan güvensizlik, genç kuşaklar arasında varoluşsal bir yorgunluğa ve öfkeye dönüştü.

KEMER SIKMA POLİTİKALARI

Rusya-Ukrayna savaşı gibi jeopolitik gerilimler nedeniyle savunma bütçelerini artırmak zorunda kalan AB devletleri; sağlık, eğitim ve sosyal destek bütçelerinde milyarlarca avroluk kesintilere gidiyor. Vergi yükünün dar gelirliler üzerinde yoğunlaşması ve devletlerin halka sunduğu ücretsiz ucuz kamu hizmetlerinin borç krizleri yüzünden sürdürülemez hale gelmesi, halkın sisteme olan güvenini tamamen sarstı.

Avrupa'da yaşanan ekonomik kriz, yapısal bir krize dönüştü ve kitleler silahlanmaya harcanan paraların, sosyal kalkınmaya ve halkın refahına ayrılmamasına tepki için sokağa çıktı. Avrupa Birliği, hem ekonomik, hem siyasi ve hem de örgüt olarak çatırdamaya başladı. Sonunun ne olacağı belli değil.

Türkiye, 60 yılı aşan bir süredir Avrupa Birliği’ne üye olmak için çabalıyor. Artık bu saatten sonra, çatırdayan AB çatısı altında olmaya gerek var mı? Ticaretimiz devam etsin ama yüksek oranda ekonomimizi Avrupa’ya bağlamak doğru değil. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in uyarısını da dikkate alıp, ihracatımızın yüzde 59’unu yaptığımız Avrupa’ya olan EKONOMİK BAĞIMLILIKTAN kurtulmalı ve gelecekte çökecek bir binanın içinde bulunmamalıyız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye, ihracatta YENİ HEDEF PAZARLAR konusunda son yıllarda dinamik bir ekonomi diplomasisi yürütüyor. Hedefimiz; Orta Doğu, Rusya, Türk Cumhuriyetleri, İslam Ülkeleri, Asya – Pasifik Bölgesi, Afrika ve Amerika kıtası, tüm dünya pazarına daha çok ihracat yapabilmek olmalı.