Türkiye’nin kasım ayı gündemi çok yoğun. Bir tarafta dünyada yaşanan küresel ekonomik ilişkilerinde kopan zincir halkaları; İran-İsrail/ABD savaşı ile Ukrayna-Rusya savaşı, Filistin/Gazze’de yaşanan katliamın ateşkese rağmen sık sık ihlali; politik, ekonomik ve güvenlik ilişkilerini sınırlarını yeniden oluşturulmasını elzem kılıyor.

Yurt içinde ise finansal güven ve yatırımcı hakları, diğer tarafta üretim, lojistik, Türk dünyası ve yeşil dönüşüm var. En önemlisi, Türkiye'nin ekonomik geleceğine ilişkin güçlü bir duruş ortaya koyuluyor. Türkiye, sahip olduğu üretim kapasitesi, gelişen sanayisi ve girişimcilik potansiyeliyle küresel ekonomide önemli bir aktör olma iddiasını sürdürüyor. Fakat asıl mesele, bu potansiyeli kalıcı ekonomik güce, yüksek katma değerli üretime ve uluslararası rekabet üstünlüğüne dönüştürebilme becerisi. Bunun yolu; güven veren bir ekonomik yapıdan, öngörülebilir bir yatırım ortamından ve uzun vadeli bir kalkınma vizyonundan geçiyor.

FİNANSAL PİYASALAR VE FON KRİZİ

Ekonomik büyümenin en önemli dayanaklarından biri finansal piyasalara duyulan güvendir. Ancak son dönemde yatırım fonlarında yaşanan kriz, bu güvenin ne kadar hassas olduğunu acı bir şekilde ortaya koydu. SPK verilerine göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Birikimlerini değerlendirmek amacıyla bu fonlara yönelen çok sayıda insan, yatırımlarının geleceği konusunda belirsizlikle karşı karşıya kaldı. Borsada yaşanan sert dalgalanmalar ve küçük yatırımcıların uğradığı kayıplar da piyasalardaki güven ortamının yeniden sorgulanmasına neden oldu. Olayla ilgili adli soruşturmalarda çok sayıda kişinin tutuklanması, meselenin hukuki boyutunun da önemini ortaya koyuyor. Burada asıl önemli olan, yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hukuk çerçevesinde hesap vermesi ve yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesidir. Sermaye piyasaları yalnızca para kazanma alanı değil, tasarruf sahiplerinin geleceğe duyduğu güvenin temsilcisidir. Bu güvenin korunması için şeffaflık, güçlü denetim ve yatırımcı haklarının etkin biçimde güvence altına alınması şarttır. Ekonomik büyüklük kadar, o ekonomiye güvenen insanların birikimlerini korumak da önemlidir. Finansal sistemin gerçek gücü, yatırımcısına verdiği güvenle ölçülüdür.

KÜRESEL ULAŞIM VE LOJİSTİK

Türkiye'nin küresel ekonomideki iddiasını güçlendirecek en önemli alanlardan biri de lojistiktir. Üç kıtanın kesişim noktasında bulunan ülkemiz, uluslararası ticaret koridorlarının yeniden şekillendiği bir dönemde önemli avantajlara sahiptir. Bu sayımızda lojistiği yalnızca bir taşımacılık faaliyeti olarak değil, Türkiye'nin küresel rekabet gücünü belirleyen stratejik bir unsur olarak ele alıyoruz.

Ticaret Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat'ın Ekovitrin için kaleme aldığı “Türkiye'nin Küresel Lojistik Konumu” başlıklı makalesi, ülkemizin dış ticaret ve lojistik vizyonuna ışık tutuyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu'nun “Güven Adası Türkiye” başlıklı makalesi ise Türkiye'nin ulaştırma altyapısını, stratejik konumunu ve güvenilir bir bağlantı merkezi olma hedefini ortaya koyuyor. İki bakanımızın dergimize özel katkıları, Ekovitrin'in ülke ekonomisinin stratejik meselelerini gündeme taşıyan, kamu ile iş dünyası arasında güçlü bir iletişim köprüsü oluşturan yayın anlayışının değerli bir göstergesidir.

“İŞTE BİRLİK” VE “COP31” VİZYONU

Türk Devletleri Teşkilatı'nın Ankara'da gerçekleştirilen 13. Zirvesi de ekonomik vizyonumuz açısından ayrı bir önem taşıyor. “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” teması; Türk dünyasında ticaret, yatırım, enerji, ulaştırma ve ekonomik entegrasyonun geliştirilmesi için ortak bir gelecek perspektifi sunuyor.

Antalya'da düzenlenecek COP31 ise Türkiye açısından yeşil dönüşüm, temiz enerji yatırımları, teknoloji ve uluslararası finansmana erişim bakımından önemli fırsatlar barındırıyor. İklim politikaları artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, sanayinin ve uluslararası ticaretin geleceğini belirleyen ekonomik bir başlık olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin yeni ekonomi sınavı; güveni tesis etmek, finansmana erişimi güçlendirmek, üretimde katma değeri yükseltmek ve küresel rekabette daha güçlü bir konum elde etmektir. Türkiye, sahip olduğu potansiyeli yeni dünya düzenine uyum sağlayan değil, bu düzenin şekillenmesinde söz sahibi olan ülkeler arasında yer alması olmalıdır.

Sağlıkla kalın.