Dünya kamuoyunda çoğunlukla “Xinjiang” ya da “Sincan” adıyla bilinen bölge, Doğu Türkistan meselesinin merkezinde bulunuyor.
Çin yönetimi bölgeyi resmi olarak “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak adlandırıyor. Doğu Türkistan bağımsızlık hareketleri ve dünyanın farklı ülkelerindeki Uygur kuruluşları ise bölgeyi “Doğu Türkistan” olarak tanımlıyor.
Ancak tartışmanın boyutunu anlamak için önce haritaya bakmak gerekiyor.
Türkiye’nin iki katından büyük
Çin'in resmi verilerine göre Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin yüzölçümü 1 milyon 664 bin 900 kilometrekare.
Türkiye'nin yüzölçümü ise yaklaşık 783 bin 562 kilometrekare.
Bu iki rakam yan yana getirildiğinde ortaya dikkat çekici bir sonuç çıkıyor:
Doğu Türkistan yaklaşık 2,1 Türkiye büyüklüğünde.
Başka bir ifadeyle Türkiye haritasının iki kez Doğu Türkistan'ın içine yerleştirilebildiği bir coğrafyadan söz ediliyor.
Bölgenin büyüklüğü İran'la da dikkat çekici bir karşılaştırma ortaya çıkarıyor. İran'ın yüzölçümü yaklaşık 1 milyon 648 bin kilometrekare. Doğu Türkistan ise bundan birkaç bin kilometrekare daha büyük.
Dolayısıyla Doğu Türkistan yalnızca Çin'in geniş bir bölgesi değil; yüzölçümü bakımından başlı başına dünyanın en büyük ülkeleri arasında yer alabilecek büyüklükte bir coğrafya.
Çin kaynakları da bölgenin yaklaşık 1,66 milyon kilometrekare olduğunu ve Çin'in toplam kara alanının yaklaşık altıda birini oluşturduğunu belirtiyor.
Sekiz ülkeyle sınırı var
Doğu Türkistan'ın stratejik öneminin bir başka nedeni ise konumu.
Bölge;
Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan ile sınır komşusu.
Çin yönetiminin verilerine göre bölgenin kara sınırlarının uzunluğu 5.700 kilometrenin üzerinde.
Bu konum, Doğu Türkistan'ı Çin açısından yalnızca bir iç bölge olmaktan çıkararak Orta Asya, Güney Asya ve Avrupa'ya uzanan jeopolitik koridorun önemli parçalarından biri haline getiriyor.
Peki “Doğu Türkistan” adı nereden geliyor?
Bölgenin bugünkü siyasi tartışmasını anlamak için tarihsel terminolojiye bakmak gerekiyor.
Çin yönetimi bölge için “Xinjiang” yani “yeni toprak/yeni sınır” anlamına gelen ifadeyi kullanıyor.
Bölge tarih boyunca ise farklı Türk, Moğol ve Çin siyasi yapılarının hâkimiyetine girdi. Bu nedenle “Doğu Türkistan” kavramının hangi tarihsel dönemi ve hangi siyasi sınırları ifade ettiği konusunda akademik ve siyasi tartışmalar bulunuyor.
Özellikle Uygur milliyetçi hareketleri açısından Doğu Türkistan, Türk ve Müslüman toplulukların yaşadığı tarihsel bir coğrafyanın adı olarak kullanılıyor.
Çin'in bölgedeki hâkimiyeti ne zaman başladı?
Burada “işgal ne zaman başladı?” sorusunun tek bir tarihle cevaplanması mümkün değil.
Çünkü bölge üzerinde farklı dönemlerde farklı siyasi güçlerin hâkimiyeti bulunuyordu.
Modern Doğu Türkistan meselesinin kökleri özellikle 18. yüzyıla kadar götürülüyor.
Qing Hanedanı'nın Zungharlar ve bölgedeki diğer siyasi güçlerle yürüttüğü savaşların ardından Qing yönetimi 1750'lerin sonlarında bölge üzerinde kontrol kurdu. 1759 yılı, modern Xinjiang'ın Qing kontrolüne girmesi açısından önemli bir tarih olarak kabul ediliyor.
1884 yılında Qing yönetimi bölgeyi resmen bir eyalet haline getirdi ve “Xinjiang” adını kullandı.
1911'de Qing Hanedanı'nın yıkılmasıyla bölge Çin Cumhuriyeti'nin egemenliği altında kaldı.
Ancak merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde Xinjiang'da fiili güç dengeleri sık sık değişti.
1933: Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan edildi
- yüzyılda Doğu Türkistan meselesinin en önemli dönüm noktalarından biri 12 Kasım 1933 oldu.
Kaşgar merkezli hareket sonucunda Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti ilan edildi.
Devlet uzun ömürlü olmadı.
1934 yılında Çinli ve Sovyet destekli güçlerin saldırıları sonrasında cumhuriyet ortadan kalktı.
Ancak bu gelişme, Doğu Türkistan bağımsızlık fikrinin tarihsel hafızasında önemli bir yer edindi.
1944: İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti
Bundan yaklaşık 10 yıl sonra yeni bir bağımsızlık hareketi ortaya çıktı.
1944'te kuzey Xinjiang'da başlayan ayaklanmanın ardından İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti kuruldu.
Bu yapı özellikle İli, Tarbagatay ve Altay bölgelerinde etkili oldu.
Sovyetler Birliği'nin bölgedeki gelişmeler üzerinde önemli etkisi bulunuyordu. 1946'da siyasi dengelerin değişmesiyle cumhuriyet resmen sona erdirildi ve bölge Çin Cumhuriyeti yönetimiyle oluşturulan koalisyon yapısına dahil edildi. Ancak kuzeydeki liderlik etkisini bir süre daha korudu.
Dolayısıyla 1933 ve 1944 deneyimleri, Doğu Türkistan'ın 20. yüzyılda iki kez ayrı bir siyasi yapı kurma girişiminde bulunduğunu gösteriyor.
1949: En kritik kırılma
Asıl büyük dönüm noktası ise 1949.
Çin'deki iç savaşın sonunda Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi iktidarı ele geçirirken, Xinjiang'daki siyasi ve askeri dengeler de hızla değişti.
Çin kaynakları 25 Eylül 1949'u bölgenin “barışçıl kurtuluşu” olarak tanımlıyor.
Doğu Türkistan bağımsızlık hareketi ise bu süreci Çin'in bölge üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesi ve işgal/ilhak olarak değerlendiriyor.
Bu nedenle 1949 tarihi, bugün devam eden siyasi tartışmanın merkezinde bulunuyor.
1955 yılında ise Çin yönetimi bölgeyi Sincan Uygur Özerk Bölgesi statüsüne dönüştürdü.
“Özerk bölge” ama ne kadar özerk?
Çin'in resmi sisteminde Sincan, Tibet gibi “özerk bölge” statüsünde.
Ancak özellikle son yıllarda insan hakları kuruluşları, Uygurların ve diğer Müslüman Türk topluluklarının dini, kültürel ve siyasi haklarına yönelik ağır kısıtlamalar bulunduğunu savunuyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin 2022 tarihli değerlendirmesi, Xinjiang'da Uygurlar ve diğer çoğunlukla Müslüman etnik gruplara yönelik ciddi insan hakları ihlali iddialarını inceledi.
Raporda, özellikle 2017 sonrasında geniş çaplı keyfi gözaltılar, kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılması, kötü muamele ve dini-kültürel haklara yönelik kısıtlamalara ilişkin ciddi bulgular ve endişeler yer aldı. BM değerlendirmesi, söz konusu uygulamaların “insanlığa karşı suç teşkil edebileceği” sonucuna ulaşmıştı.
Çin yönetimi ise bu iddiaları reddediyor ve uygulamalarını terörizm ve aşırıcılıkla mücadele, mesleki eğitim ve bölgesel kalkınma politikaları çerçevesinde savunuyor.
Kamplar tartışması
2017 sonrasında dünya kamuoyunun dikkatini en fazla çeken konu, Uygurlar ve diğer Müslüman toplulukların tutulduğu tesisler oldu.
Çin yönetimi uzun süre bu merkezleri “mesleki eğitim ve öğretim merkezleri” olarak tanımladı.
BM belgelerinde ise çok sayıda kişinin suç isnadı veya yargı süreci olmaksızın tutulduğuna ilişkin ciddi endişeler yer aldı.
BM'nin değerlendirmesinde, farklı kaynakların çok sayıda insanın uzun süreli gözaltında tutulduğuna ilişkin bilgiler sunduğu belirtilirken, Çin'in resmi makamları bu uygulamaların terörizm ve aşırıcılıkla mücadele kapsamında olduğunu savunuyor.
Bu nedenle Doğu Türkistan meselesi yalnızca “toprak kimin?” sorusundan ibaret değil.
Bugünkü tartışmanın diğer başlıkları arasında kimlik, dil, din, kültür, nüfus politikaları, güvenlik uygulamaları, gözetim teknolojileri, zorla çalıştırma iddiaları ve dini hayat üzerindeki kısıtlamalar bulunuyor.
1,66 milyon kilometrekarelik coğrafyanın ekonomik önemi
Doğu Türkistan'ın önemi sadece jeopolitik konumundan kaynaklanmıyor.
Bölge Çin'in enerji, madencilik ve tarım politikalarında da önemli bir yere sahip.
Petrol, doğal gaz, kömür ve çeşitli maden kaynaklarının yanı sıra bölge Çin'in pamuk üretiminde de başlıca merkezlerden biri.
Çin Ulusal İstatistik Bürosu'nun verilerine göre 2025 yılında ülkenin toplam pamuk üretimi 6,641 milyon ton oldu. Xinjiang ise Çin'in pamuk üretiminde başlıca merkez konumunu korudu.
Bu ekonomik tablo, bölgenin Pekin açısından neden stratejik önem taşıdığını da ortaya koyuyor.
Nüfusu 26 milyonu aşıyor
Çin'in resmi bölgesel verilerine göre 2024 yılı sonunda Xinjiang'ın sürekli nüfusu yaklaşık 26,23 milyon.
Bu nüfusun yaklaşık 15,83 milyonu kentlerde yaşıyor.
Bölgenin genişliği düşünüldüğünde nüfus yoğunluğu oldukça düşük.
Çünkü 1,66 milyon kilometrekarelik alanın büyük bölümü çöller, yüksek dağlar ve yaşama elverişliliği sınırlı alanlardan oluşuyor.
Çin kaynakları da bölgenin yalnızca küçük bir bölümünün yoğun biçimde yerleşime elverişli olduğunu belirtiyor.
Haritada küçük görünen ama aslında devasa bir coğrafya
Doğu Türkistan'ın Türkiye ile kıyaslaması meseleyi çok daha anlaşılır hale getiriyor.
Türkiye: 783 bin km²
Doğu Türkistan: 1 milyon 665 bin km²
Aradaki fark yaklaşık 881 bin km².
Yani Doğu Türkistan'ın yüzölçümü Türkiye'den yaklaşık 881 bin kilometrekare daha fazla.
Bu fark tek başına bile bölgenin büyüklüğünü anlatmaya yetiyor.
Daha çarpıcı bir karşılaştırma yapmak gerekirse:
Türkiye + Almanya + Fransa'nın yüzölçümlerine yakın büyüklükte bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Neden dünya bu meseleyi tartışıyor?
Doğu Türkistan tartışması üç farklı düzlemde ilerliyor.
Birinci düzlem tarih.
Çin yönetimi bölgenin tarih boyunca Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyor. Doğu Türkistan hareketleri ise bölgenin uzun dönemler boyunca farklı siyasi yapılara sahip olduğunu ve özellikle Türk-İslam kültürünün bölgenin tarihsel kimliğinde belirleyici olduğunu savunuyor.
İkinci düzlem siyasi statü.
Çin bölgeyi kendi egemenliği altında bulunan bir özerk bölge olarak kabul ediyor. Bağımsızlık yanlısı hareketler ise Doğu Türkistan'ın bağımsız bir devlet olması gerektiğini savunuyor.
Üçüncü ve günümüzde en fazla uluslararası yankı uyandıran alan ise insan hakları.
BM ve çeşitli insan hakları kuruluşları, Uygurlar ve diğer Müslüman topluluklara yönelik uygulamalar konusunda ciddi endişeler ortaya koyarken Çin yönetimi suçlamaları reddediyor.
Sonuç: Mesele sadece bir harita değil
Doğu Türkistan'a yalnızca “Çin'in kuzeybatısındaki bir bölge” olarak bakıldığında meselenin büyüklüğü gözden kaçıyor.
Yaklaşık 1,66 milyon kilometrekarelik, Türkiye'nin iki katından büyük, sekiz ülkeyle sınırı bulunan ve Orta Asya'nın merkezinde yer alan bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Bu topraklar yüzyıllar boyunca farklı devletlerin ve siyasi yapıların hâkimiyetinde kaldı.
1933 ve 1944'te bağımsız devlet kurma girişimleri yaşandı.
1949'da Çin Halk Cumhuriyeti bölgenin kontrolünü ele geçirdi.
1955'te Sincan Uygur Özerk Bölgesi kuruldu.
Aradan geçen 70 yılı aşkın sürede ise mesele ortadan kalkmadı.
Tam tersine bugün Doğu Türkistan tartışması; tarih, egemenlik, Uygur kimliği, insan hakları, kültürel haklar, ekonomik kaynaklar ve Çin'in Orta Asya politikası başlıklarının kesiştiği büyük bir jeopolitik dosyaya dönüşmüş durumda.
Haritaya bakıldığında ise gerçek çok daha net:
Doğu Türkistan, Türkiye'nin iki katından büyük bir coğrafya.
Ve bu devasa coğrafyanın geleceği, yalnızca Çin'in iç politikası açısından değil, Orta Asya'nın ve Türk dünyasının geleceği açısından da önem taşıyor.





