Savaşlar, ekonomik dalgalanmalar, enerji güvenliği, değişen ticaret yolları, finansal piyasaların kırılganlığı ve iklim değişikliği… Bütün bu başlıklar, yalnızca bugünün gündemini değil, yarının dünyasını da belirliyor. Geride bıraktığımız eylül ayı, bu büyük dönüşümün birçok yönünü aynı anda yaşadığımız bir ay oldu.
BM’nin 81. Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği mesajlar, Türkiye’nin küresel gelişmelere ilişkin yaklaşımını yeniden gündeme taşıdı. BM sisteminin daha adil ve etkili hale getirilmesi, Filistin meselesi ve dünyada devam eden savaşlar, New York’taki zirvenin öne çıkan başlıklarıydı.
BM Genel Kurulu’nda konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kürsüye çıkması sırasında yaklaşık 70 ülkenin temsilcisi salonu terk etti. Ancak Netanyahu konuşurken Müslüman ülkeler Azerbaycan, Kazakistan, Mali, Fas, Bahreyn, Senegal ve BAE’nin temsilcilerinin salonu terk etmemesi dikkat çekti ve tepki çekti.
HASSAS DENGELERİN KORUNMASI
Rusya-Ukrayna Savaşı sürerken Ortadoğu’daki gelişmeler ve İran merkezli gerilimler, Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik ortamın ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Türkiye, bu karmaşık tabloda diplomatik ilişkilerini ve bölgesel iş birliklerini geliştirmeye devam ediyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması da bu yeni dönemin dikkat çekici gelişmelerinden biri. Güvenlik alanında başlayan bu iş birliğinin, önümüzdeki dönemde bölgesel ekonomik ve siyasi ilişkilere de yansımaları yakından izlenecek.
FON VURGUNUNUN EKONOMİK DENGELERE TESİRİ NASIL OLDU?
Ekonomide ise Eylül ayının en önemli başlıklarından biri sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi oldu. Bu gelişmeyi yalnızca borsada yaşanan bir dalgalanma olarak değerlendirmemek gerekiyor.
Çünkü sermaye piyasalarının sağlıklı çalışması, şirketlerin finansmana ulaşmasından yatırımcıların tasarruflarını değerlendirmesine kadar ekonominin birçok alanını doğrudan etkiliyor.
Süreçte bazı yatırım fonlarının likidite sorunları yaşaması ve belirli hisselerdeki yoğunlaşmanın satış baskısını artırması, piyasadaki dalgalanmayı büyüttü.
SPK’nın tasfiye kararı verdiği 131 fonda 455 binden fazla yatırımcının bulunması, konunun geniş bir yatırımcı kitlesini ilgilendirdiğini gösteriyor.
Burada asıl önemli mesele, yaşanan gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkisinin nasıl yönetileceği. Yatırımcı güveninin korunması, fonların şeffaf ve sağlıklı biçimde yönetilmesi, piyasadaki likiditenin sürdürülebilmesi ve şirketlerin sermayeye erişiminin zarar görmemesi büyük önem taşıyor.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da sorunun sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belirli sayıdaki fonda yaşandığını ve finansal sistem ile Türkiye ekonomisi açısından genel bir risk oluşturmadığını ifade etti.
EKİM SAYIMIZIN KAPAĞINI SIFIR ATIK HAREKETİ’NE AYIRDIK
Türkiye’de 2017 yılında başlayan Sıfır Atık Hareketi, bugün yalnızca bir çevre projesi olmaktan çıkmış, uluslararası alanda karşılık bulan bir dönüşüm anlayışına ulaşmıştır.
Bu hareketin küresel ölçekte tanıtılması ve yaygınlaştırılmasında Emine Erdoğan’ın öncü rolü dikkat çekmektedir.
Çünkü Sıfır Atık yalnızca atıkları azaltmak anlamına gelmiyor. Üretimden tüketime, sanayiden şehirleşmeye kadar bütün ekonomik düzenimizi yeniden düşünmemizi gerektiriyor.
Daha az kaynak tüketen, daha az israf eden, ürünleri daha uzun süre kullanan, geri dönüşümü ve yeniden kullanımı ekonomik sistemin parçası haline getiren bir anlayış…
Başka bir ifadeyle Sıfır Atık, çevre politikasının olduğu kadar ekonomi politikasının da konusu haline geliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ise New York İklim Haftası’nda Sıfır Atık yaklaşımını iklim eyleminin güçlü araçlarından biri olarak vurgulaması ve Türkiye’nin kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31’e bu anlayışın taşınmasını önemsemesi, konunun küresel boyutunu ortaya koyan görüşmeler yaptı.
Çünkü savaşlar bitecek, piyasalar yeniden dengelenecek, ekonomik dalgalanmalar geride kalacak. Fakat bugün attığımız adımlar, gelecek nesillerin nasıl bir dünyada yaşayacağını belirleyecek.
Büyüyen ekonomiler mi kuracağız, yoksa sürdürülebilir ekonomiler mi?
Biz Ekovitrin olarak ikisinin birlikte mümkün olduğuna inanıyoruz.
Ekim sayımızda, Türkiye’nin bugünkü gündeminden yarının dünyasına uzanan bu büyük hikâyeyi birlikte okuyacağız.
Sağlıkla…