Yemen’de İran destekli Husiler’in Suudi Arabistan’ın stratejik enerji kaynaklarına yönelik saldırıları bölgede farklı hesapları gündeme taşıyor. Yemen’in geçmişte açılan tarihsel fay hatlarını eşeleyen İran, İsrail ve ABD barıştan fazla kargaşa, boğuşma ve krizin devamından yana tavır sergiliyor.
Yemen’de 1934, 1962 ve 2014 önemli tarihler… 1990'larda fikirsel ve örgütsel temelleri atılan Husi yapısının (FETÖ gibi), 2004 yılından itibaren Yemen merkezi hükümetine karşı doğrudan silahlı bir yapıya dönüşmesi, ardından 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirmesi büyük bir projenin başlangıcı olduğu yolunda kesin bir hat çiziyor.
BATILI GÜÇLER STRATEJİK NOKTALARI KİMSEYE VERMEZ
2026 yılı ise söz konusu yılların semeresini görmek isteyen güçlerin zeydi Husiler’in zahiri ve batıni destekçileri olduğunu gelişen olaylar göstermekle kalmıyor, büyük güçlerin hiçbir zaman stratejik noktaları karşıtlarına vermemek yolunda gizli ve açık planlar geliştirdikleri zahiren görülüyor.
Hele hele Kızıldeniz’in ucundaki stratejik Babulmendeb Boğazı’nın Husiler’in kontrolüne verileceğine hiç kimse inanmaz! Günün jeopolitik ölçülerine göre de zaten akla ve mantığa aykırı!
Bahsedilen güçlerin gizli ve açık müdahaleleri Yemen’de Husiler’in askeri-siyasi kapasitelerini artırmalarını, kontrol ettikleri alanlarda kurumsal yapılarını güçlendirmelerinin yanında söz konusu Husi gücünü zamanı geldiğinde kullanmak için hazır tuttuklarını gelişen olaylar gösteriyor.
Son olarak Babulmendeb bölgesinden Suudi Arabistan’daki enerji hatlarının bombalanması mezkur planla ilgili önemli ipuçları veriyor.
Görünen şu: Washington, bölgede Husi tehdidini tamamen ortadan kaldırmak yerine; kendi askeri maliyetlerini sınırlayan, Suudi Arabistan'ın güvenlik bağlarını ABD sistemleriyle canlı tutmaya çalışan ve kendisini bölgesel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez merkezi kılan kontrollü bir kriz yönetimi izliyor.
Mamafih ABD'nin Husiler’i diplomasi, askeri caydırıcılık, stratejik silah tedariki ve bölgesel denge araçlarıyla yönetilebilir bir seviyede tutma isteği giderek sorgulanır hale geliyor.
YENİ PETROL TAŞIMACILIĞI NE KADAR RANTABIL?
Antiparantez; Hürmüz ve Babulmendeb boğazlarındaki krizler, küresel enerji arzını kesintiye uğratarak petrol fiyatlarının 110 dolar sınırına dayanmasına ve dünya genelinde ekonomik sıkıntılara yol açtı.
28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak askeri saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı fiilen kapandı. Küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’si ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışının büyük bir kısmı bu boğaz üzerinden sağlanıyordu.
Boğazın kapanması küresel bir enerji darboğazına ve petrol/akaryakıt fiyatlarında keskin artışlara neden oldu. İran destekli Husiler’in Yemen'de kontrolü artırması ve Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni bağlayan stratejik Babulmendeb Boğazı'nda baskı kurması, Hürmüz'deki krizi daha da derinleştirdi.
Söz konusu krizi aşma konusunda ne kadar gerçekçi olduğu bilinmez ama, yeni bir taşımacılık yolu geliştirildi… Enerji uzmanı Murat LeCompt’tan duyduğum bu ilgi çekici petrol taşımacılığını sizinle paylaşmak istiyorum.
Murat LeCompte’ın verdiği bilgiye göre, şu anda Hürmüz Boğazı'nın hemen güneyindeki Umman Körfezi'nin uydu görüntülerine bakarsanız, açık bir denizcilik rotası göremezsiniz. Bunun yerine, ağır bağlama halatları ve esnek endüstriyel hortumlarla birbirine kenetlenmiş devasa ham petrol tankerlerinden oluşan köprüye benzer sıralar görürsünüz.
Bu sistem acil durum kaynaklı bir müdahale yönteminden, büyük ölçekli ve ticari bir lojistik operasyona dönüşmüş. Milyonlarca varil petrolün hareket halinde kalmasını sağlayan bu sistem, beraberinde getirdiği muazzam maliyet yüküyle petrol sektöründe kâr marjını elinde tutan tarafları da yeniden şekillendiriyor.
Yani petrol satan değil, taşıyan kazanıyor.
TAŞIMACILIKTA YEREL MEKİK SEFERLERİ
Malum krizi aşmak amacıyla, Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) Nisan ayında bir "mekik" (shuttle) taşıma yöntemi geliştirdi.
İşletmeciler, büyük bir tankeri Çin'e yapılacak gidiş-dönüş bir sefere bağlamak yerine, daha küçük "ana gemileri" yalnızca yerel mekik seferleri için kullanmaya başladı.
Bir mekik gemisi, Ras Tanura veya Ruwais gibi terminallerde ham petrol yüklüyor. Gemi, ABD donanmasının koruması altında ve sıklıkla seyir (AIS) vericileri kapalı durumdayken Umman kıyısı boyunca uzanan dar koridordan geçiyor.
Mekik gemisi Umman açıklarında daha güvenli sulara demir atıyor. Orada bekleyen büyük ham petrol tankerinin (VLCC) yanına yanaşıyor ve yükünü bu gemiye boşaltıyor.
Yükünü alan VLCC Asya'daki rafinerilere doğru yola çıkarken, ana gemi hemen geri dönüyor. Körfez'e giriyor ve yeniden yükleme yapıyor.
Küresel emtia piyasaları, deniz ticareti ve lojistik alanlarında gerçek zamanlı veri ve analitik sunan platform olan “KPLER” verilerine göre, sadece Eylül ayında Umman açıklarında gemiden gemiye aktarım (STS) yoluyla günde yaklaşık 2,5 milyon varil ham petrol yüklendi.
Bu rakam Ağustos ayındaki 1,4 milyon varil seviyesinin üzerinde gerçekleşmişti. Söz konusu miktar, şu anda Hürmüz üzerinden taşınan toplam 6,5 milyon varillik hacmin yaklaşık yüzde 40'ına tekabül ediyor.
GEMİLERDEN OLUŞAN YÜZER KÖPRÜ MALİYET ARTIRIYOR
ADNOC modeli geliştirdi, ancak Saudi Aramco son zamanlarda tamamen zorunluluktan dolayı bunu daha da sistemleştirdi.
Aramco'nun Hürmüz Boğazı çevresindeki ana by-pass yolu, çölü geçerek Kızıldeniz'deki Yanbu'ya günde 4 ila 5 milyon varil petrol taşıyan Doğu-Batı boru hattıydı.
10 Eylül’deki hava aracı saldırıları, hat üzerindeki pompa istasyonlarına zarar vererek akışı kesti.
HUSİLERDEN TÜRKİYE VE PAKİSTAN’A TEHDİT
Husilerin liderliği ve siyasi büro sözcüsü Muhammed el Buhayti, Türkiye ve Pakistan’ı doğrudan hedef alarak, Yemen'deki çatışmalara askeri olarak dahil olunması durumunda "kesin ve can yakıcı bir karşılık" vereceklerini ilan etti.
Babulmendeb çevresindeki Husi baskısının artmasıyla birlikte, Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz ihracat çıkışı aniden tıkandı.
Kara yolu by-pass'ı devre dışı kalınca, Aramco hacimleri Körfez'e geri yönlendirmeye başladı ve uzun vadeli alıcılara Umman STS güzergâhını kullanarak ihracat taahhütlerini sürdüreceğini bildirdi.
Bu strateji geçici de olsa mutlak bir hacim çöküşünü önledi.
Ancak normal koşullarda, Basra Körfezi'nden Çin'e bir varil başı ham petrol taşımanın maliyeti yüzde 2 ila yüzde 3'ü arasındaydı.
Bugün ise aynı güzergâh için gösterge niteliğindeki nakliye ücretleri varil başına 30 doların üzerine yükseldi.
Brent petrol fiyatının 105 dolar civarında seyrettiği bir ortamda, tek başına nakliye maliyeti artık ham petrolün toplam değerinin yüzde 25'inden fazlasını oluşturuyor.
Bu da gemi sahiplerinin petrol satanlardan daha fazla kazandığı bir ortamı ortaya çıkarıyor.