Küresel ticaret savaşlarının alabildiğine hızlandığı, güçlü devletlerin diğer bağımsız devletlerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine göz diktiği, göz dikmekle kalmayıp çeşitli desiselerle ülkeleri ele geçirmeye çalıştığı planları yıllar önce yapılmış, zaman zaman uygulamaya konulmuş uluslararası korkunç bir devletler terörü dönemini yaşıyoruz.
Planlar, programlar çalışıyor, mekân ve zamana göre uygulamaya konuyor… İşte daha yılın başında dünyada hukukun tekrar tekrar çiğnendiğine, zulmün devam ettiğine, “güc”ün artık hukuk yerine geçtiğine bir kez daha şahit oluyoruz. Büyük dünya savaşına her geçen gün daha da yaklaşılırken söz konusu menfur olaya karşı devletlerden gelen itidal çağrıları bile yetersiz kalıyor.
BUNLAR ASLA USLANMAZ
30 milyon nüfuslu Venezüela’nın başına gelen ABD’nin Condor Planı’nın bir parçasından başkası değil!
Rusya – Ukrayna, Filistin - İsrail, Çin – Tayvan gerginliği ile Afrika’da, Doğu Türkistan’da mezalim sürerken söz konusu ABD planı bir hukuksuzluğa Güney Amerika’da Venezüela’da imza attı. ABD, bağımsız Venezüela’yı bombalayıp Cumhurbaşkanı Nicolas Madura ve eşi Cillia Flores’i kaçırmasıyla adeta eşkıyalığın zirvesine çıktı. Hem de yalan üzerine kurgulanmış bir iddia ile…
Tüm dünyadan tepkinin yağdığı bir ortamda ABD’yi sadece İsrail ve Kanada’nın desteklemesi ise safların nasıl ayrıldığını gösteriyor. Kınama ve tepkilerin uçuştuğu ortamda ABD’nin 24 saat içinde Küba, Meksika, Kolombiya ve İran’ı tehdit etmesini de ahlâksız pazılın diğer parçaları olarak görmek lazım. Demek istediğim, ABD ile birlikte buna benzer ülkelerin hırsı, akıllarından önde gidiyor ki, bunun anlamı; hüsrana yolculuktur…
ABD’NİN DOSYASI OLDUKÇA KABARIK
Şunu hatırlatayım… ABD'nin Venezüela lideri Maduro ile eşini kaçırması, Washington'un Latin Amerika ülkelerine ilk müdahalesi olmadığını bilmek gerekiyor. Çünkü Güney Amerika’da geçmiş yıllarda kendi çıkarları ile uyumlu görmediği iktidarları devirme konusunda ABD'nin dosyası oldukça kabarık. Dolayısıyla Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından desteklenen darbelerle, Venezüela gibi demokratik bir şekilde iktidara gelmiş, sol eğilimli ya da ABD'yi eleştiren yönetimlerin düşürülmesi yeni bir olay değil.
ÇARPICI ŞİLİ VE ARJANTİN ÖRNEĞİ
Buna en çarpıcı örneklerden biri; Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'nin, 1973 yılında ABD desteğini arkasına alan General Augusto Pinochet'nin darbesi ile iktidarını kaybetmesi oldu. Çok geçmeden Arjantin aynı akıbetle karşılaştı. ABD 1976'da Arjantin'deki askeri darbeye destek vererek, ülkenin meşru yönetiminin iktidardan uzaklaştırılmasını sağladı.
1970'ler ve 1980'lerde Condor Planı olarak adlandırılan operasyonlarla; Şili, Arjantin, Uruguay, Paraguay, Bolivya ve Brezilya gibi ülkelerde, buradaki askeri rejimlerle koordineli bir biçimde işkenceler, kovuşturmalar ve siyasi suikastlar söz konusu planın nasıl işletildiğini tüm dünya gördü.
Özellikle sol görüşlüler, sendikacılar ve entelektüeller bu dönemin en büyük mağdur ve kurbanları oldu. ABD Başkanı Bill Clinton'un iktidarı döneminde, 2000 yılında yayınlanan belgeler, CIA'nın bu olaylardaki varlığını açık bir şekilde ortaya koydu.
TEK BAŞINA DÜNYAYI 15 YIL KARŞILIYOR
Venezüela yeryüzünün belki de petrol açısından en verimli ülkesi. Ülke 300 milyar varilden fazla petrol, 5,5 trilyon metreküp doğal gaz rezervine sahip. Petrol ülkelerinde üretim tamamen dursa sadece Venezüela petrolü çıkarılsa dünyanın ihtiyacını 15 yıl rahatlıkla karşılayabiliyor.
Donald Trump, Venezüela petrolü için “Çalınan” ifadesini kullanıyor. Açıkçası; Trump yönetimi, Venezuela’nın petrol endüstrisinin “Amerikan emeği ve yeteneği” ile kurulduğunu, bu nedenle kamulaştırmalar yoluyla ABD’ye ait varlıkların ‘sosyalist rejim’ tarafından “çalındığını” savunuyor. Ayrıca Maduro’nun petrol gelirlerini uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer suçları finanse etmek için kullandığını iddia ediyor ama yanlış bir mantık içerisinde olduğunun farkında değil.
SATRANÇ OYUNU HENÜZ BİTMEDİ
Tabii Venezüela harekatına başka yönden de bakabiliriz… ABD’nin gayesi küresel ticaret savaşındaki rakibi Çin ile Ukrayna’da bir türlü sonuç alamadığı Rusya. Venezüela petrolünün önemli kısmını ki bu yüzde 80 ile ifade ediliyor, Çin’e satıyor… Venezüela’nın ABD’nin eline geçmesi Çin’i enerji açısından sıkıntıya sokacak, diğer taraftan Venezüela’nın büyük destek verdiği Rusya’yı zayıf düşürecekti. Bu da Ukrayna’nın savaşı kazanması için önemli bir adım olacaktı.
Satranç tahminime göre henüz tamamlanmadı. Oyunun sonunda ABD şah-mat olabilir. Çünkü dünya ve bilhassa Güney Amerika’da artan anti-ABD algısı Trump’ın kâbusu olabileceği yönünde önemli datalar mevcut. Güney Amerika’daki ülkelerin Venezüela’ya yapılanları değerlendirip ABD karşıtı bir politikaya yönelenebilir ve ABD yıllara yayılan politikalarını çöpe atmak zorunda kalabilir!
HAKKI TUTUP KİM KALDIRACAK?
2026 yılına daha mutlu ve ümitli girmek isteyen insanlık maalesef daha yılın başında belki de dünya savaşına sebep olacak meş’um Venezüela olayı ile karşı karşıya kaldı. BM’ye üye, sınırları ve yönetimi belli bağımsız bir ülkedeki kaynakların başka bir ülke tarafından zorla sahiplenilmesi kadar uluslararası bir cinayet olmadığını düşünüyorum!
Son söz olarak şöyle diyorum: Kâbil soyları dünyanın sonuna kadar boş durmayacak… Yine kan dökecekler, mazlumlar ise gözyaşı… Burada, böyle ortamlarda bizler neler yapıyoruz ona bakalım!
Biz Hakka ve hakikate inananlar olarak söyleyeceğimiz ve içimize kadar sindireceğimiz, kalplerimizin en derinliklerinde hissedeceğimiz tek gerçek şu olmalı:
"Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hatta boğarım!..
Boğamazsam ki, hiç olmazsa yanımdan kovarım!
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele Hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım:
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede mânâsı bu mu?"
(Mehmet Akif Ersoy 1873 - 1936)