Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki deprem, çevre illerde de hissedilirken Türkiye’nin farklı bölgelerindeki diri faylar konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Deprem konusunda yaptığı açıklamalarla sık sık gündeme gelen Prof. Dr. Şener Üşümezsoy da geçmiş değerlendirmelerini hatırlatarak yeni bir bölgeye dikkat çekti.
GÖZLER DENİZLİ HATTINA ÇEVRİLDİ
Üşümezsoy’un işaret ettiği bölge Pamukkale Fayı oldu. Üşümezsoy, bu fayın deprem üretme potansiyelinin bulunduğunu belirterek olası depremin büyüklüğünün 6,5 ile 7 arasında olabileceğini ifade etti.
Üşümezsoy’un değerlendirmesine göre fayın etkileyebileceği hat içerisinde Buldan, Karahayıt, Pamukkale ve Denizliçevresi bulunuyor.
PAMUKKALE ÇEVRESİNDE TARİHSEL DEPREMLER
Pamukkale ve çevresi, tarih boyunca önemli depremlerin yaşandığı bölgeler arasında gösteriliyor. Üşümezsoy da bölgenin geçmişteki sismik hareketliliğine dikkat çekerek Laodikeia çevresinde meydana gelen tarihsel depremleri gündeme getirdi.
Bölgedeki sıcak su kaynaklarının da faylarla ilişkili olduğunu belirten Üşümezsoy, milattan sonra 40 yılında bölgede büyük bir deprem yaşandığına ilişkin tarihsel kayıtlara işaret etti.
BOZOVA FAYI DA GÜNDEME GELMİŞTİ
Şanlıurfa’daki son depremin ardından Üşümezsoy’un daha önce Atatürk Barajı’nın güneyindeki faylarla ilgili yaptığı açıklamalar da yeniden gündeme geldi.
Üşümezsoy, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgede meydana gelen stres değişimlerine dikkat çekmiş ve özellikle Bozova Fayı çevresinin izlenmesi gerektiğini savunmuştu.
2026 yılında güncellenen Türkiye Diri Fay Haritası’nda Bozova Fayı’nın yaklaşık 55 kilometre uzunluğunda sağ yanal doğrultu atımlı diri fay olarak tanımlandığı belirtiliyor.
DAHA ÖNCE DE FARKLI BÖLGELERİ İŞARET ETMİŞTİ
Üşümezsoy, geçmiş yıllardaki açıklamalarında da deprem açısından riskli olduğunu düşündüğü çeşitli bölgeleri gündeme getirmişti.
Sivrice, Acıpayam ve Yedisu’yu daha önce işaret ettiğini belirten Üşümezsoy, Sisam Fayı ile Silivri-Kumburgaz hattına ilişkin değerlendirmelerini de hatırlattı. Ayrıca Simav-Sındırgı bölgesine yönelik uyarılarının bulunduğunu ifade etti.
“KÜÇÜK DEPREMLER İSTANBUL DEPREMİNİN HABERCİSİ DEĞİL”
Üşümezsoy, İstanbul çevresindeki son küçük sarsıntılara ilişkin değerlendirmesinde ise farklı bir noktaya dikkat çekti.
Büyükada açıklarında meydana gelen 2,2 ve 3,0 büyüklüğündeki depremlerin tek başına büyük bir İstanbul depreminin yaklaştığını gösteren güvenilir bir işaret olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Üşümezsoy, küçük depremler üzerinden kesin sonuç çıkarılmasına karşı çıktı.
Öte yandan Prof. Dr. Osman Bektaş, İstanbul depremi tartışmasında farklı bir konuya dikkat çekerek yalnızca depremin büyüklüğüne odaklanılmaması gerektiğini belirtiyor. Bektaş, özellikle uzun periyotlu yer hareketlerinin İstanbul’daki yüksek ve esnek yapılar üzerindeki etkisinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.




