Özellikle İran’ın hem İsrail hem de ABD baskısı altında varlık mücadelesi verdiği bir konjonktürde gelen bu açıklama, Filistin yönetiminin "stratejik bir körlük" içinde olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi.
-
Zamanlama Manidar: İran, bölgedeki emperyalist güçlere ve işgal politikalarına karşı en sert duruşu sergileyen aktörlerden biriyken; Abbas’ın "egemenlik" vurgusuyla Tahran’ı hedef alması, Filistin davasının doğal müttefiklerine sırt çevirmek olarak yorumlanıyor.
-
İşgal Karşısındaki Sessizlik: Sokaktaki Filistinli, Abbas yönetiminin İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları ve yerleşim yerlerini genişletme politikaları karşısında göstermediği "şiddetli kınamayı", İran söz konusu olduğunda göstermesini bir "samimiyet testi" olarak görüyor.
-
Arap Başkentlerine Selam, Tahran'a Rest: Gözlemciler, Abbas’ın bu çıkışını, Batı destekli Arap rejimlerine şirin görünme çabası ve ekonomik/siyasi meşruiyetini koruma refleksi olarak değerlendiriyor.
"Bölge yangın yeriyken ve asıl tehdit her gün Filistin topraklarını kemiren işgal rejimi iken, Abbas'ın namluyu İran'a çevirmesi, Filistin diplomasisinin içinde bulunduğu acziyetin bir vesikasıdır."
Abbas'ın "Diyalog" Çağrısı Gerçekçi mi?
Açıklamada yer alan "şiddete karşı olma" ve "uluslararası hukuk" vurguları, yıllardır sahada hiçbir karşılığı olmayan bürokratik kalıplar olarak nitelendiriliyor. Kendi halkı katliamlarla boğuşurken, Abbas'ın Arap dışişleri bakanlarını ve BM Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırması, kamuoyunda "asıl yangını görmezden gelip komşunun bahçesindeki dumanla uğraşmak" şeklinde eleştiriliyor.




