Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezüela’da yaşanan son gelişmeler, yalnızca bir ülkenin iç siyasi krizi olarak okunmamalı. Prof. Dr. Mete Gündoğan, kaleme aldığı kapsamlı analizinde; Hugo Chavez döneminden başlayarak Nicolas Maduro’nun iktidar sürecini, ABD’nin Venezüela petrolüne yönelik hamlelerini ve bu sürecin Ortadoğu’da olası büyük bir savaş senaryosuyla bağlantılarını ele alıyor. Gündoğan, Venezüela’daki müdahalenin; enerji güvenliği, küresel güç dengeleri ve Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren bölgesel planların bir parçası olabileceğine dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Mete Gündoğan'ın "Venezüela bize ne diyor?" başlıklı yazısı şöyle:

Venezüela bize ne diyor?

Dünyada en fazla petrol rezervi olan ülke yaklaşık 303 milyar varil ile Venezuela’dır. Suudi Arabistan’ın rezervi yaklaşık 297 milyar varildir ve ikinci sıradadır. Yani petrol ve doğalgaz deyince ilk aklımıza gelmesi gereken ülke Venezüela’dır.

Ondan sonra Suudi Arabistan gelir.

Şimdi Venezüela’yı konuşacak isek önce Hugo Chavez’i hatırlayalım.

Chavez, 1999-2013 yılları arasında başkanlık yapmıştı. ABD’ye karşı en açık ve sistematik meydan okuyan liderlerden biriydi. Petrolü ABD şirketlerinin kontrolünden çıkardı ve millileştirdi.

Petrol gelirlerini halka ve sosyal programlara yönlendirdi. Latin Amerika’da ABD hegemonyasına alternatif bir blok oluşturdu. Küba ile stratejik ittifak yaptı. Rusya, Çin ve İran ile ilişkileri derinleştirdi.

Chavez, 2013’te resmî olarak kanserden öldü.

Ancak ölümü bölgede hep şüpheyle anıldı. Çünkü aynı dönemde sadece Chavez değil Lula (Brezilya), Kirchner (Arjantin), Lugo (Paraguay) gibi ABD karşıtı liderlerin de kanser olması dikkat çekti. Nitekim kendisi bizzat, “Beni zehirlemiş olabilirler” imasında da bulundu.

Somut bir kanıt yok ama biyolojik suikast ihtimali hiç kapanmadı.

Peki, Maduro nasıl ortaya çıktı?

Eski otobüs şoförü ve Sendikacı kökenli Maduro, Chavez’in en sadık adamlarından biriydi. Dışişleri Bakanlığı ve başkan yardımcılığı yaptı. Chavez, ölümünden önce yaptığı bir konuşmada, “Eğer bana bir şey olursa, Nicolas Maduro’ya oy verin” diyerek onu meşru halefi olarak ilan etti.

Kısacası Maduro, Chavez’in kurduğu sistemi devraldı.

Aynı şekilde devam ettirerek bu güne kadar geldi.

Maduro, neler yaşadı?

Maduro, Chavez’in ölümünden sonra yapılan ilk seçimde devlet başkanı seçildi (2014).

Seçim sonucuna muhalefet itiraz etti. Bu itirazlar ABD ve Batı’da hep gündemde tutuldu. Muhalefet değişik şekillerde desteklendi. Böylelikle derin bir siyasi kutuplaşma da başlatılmış oldu.

Maduro ile birlikte ekonomik büyüme yavaşladı. Enflasyon yükseldi; temel gıda ve ürünlerde kıtlık yaşandı. Halkın memnuniyetsizliği protestolara dönüştü.

Düşen petrol fiyatları ekonomiyi daha da zayıflattı. Petrol üretimi azaldı. Venezuela resmen hiperenflasyona girdi.

Hükümet ekonomik istikrarı sağlamakta zorlandı.

20 Mayıs 2018 seçimlerinde Maduro ikinci kez başkan olarak seçildi. Sonuçlar yine geniş eleştirilere ve protestolara yol açtı.

Devam eden ekonomik zorluklara 2020 – 2021 COVID-19 baskısı da eklendi.

2024 yılı Temmuz’unda yapılan seçimlerde Maduro üçüncü dönem için de seçildi. Lakin muhalefetin sonuçlara tepkisi çok daha büyük oldu.

ABD ve Batı’nın önderliğinde, uluslararası yaptırımlar daha da artırıldı. Petrol üretimi daha da azaldı ve gelirleri düşük seviyelerde seyretti. Ülkenin uluslararası finansman zorlukları devam etti.

2025 yılı sonunda ABD, Venezuela’ya yönelik petrol sektörüne ilişkin yaptırımları olağanüstü artırdı. Liman ve enerji altyapısına yönelik sınırlamalar uyguladı. Bütün ülkeyi ablukaya aldı. Bunun üzerine Maduro, ülkenin “varoluşsal bir dönemden geçtiğini” söyledi. Yine de iç muhalif baskı ve dış stratejik gerilimler arasında pozisyonunu korumaya çalıştı.

3 Ocak 2026 tarihinde, ABD ordusu bir askeri operasyon düzenleyerek Maduro ve ailesini yakaladığını ilan etti.

Tabi burada Maduro’yu, en yakınındakilerin ABD’ye teslim ettiğini söyleyebiliriz.

Bu tür teslimat, hiç kimse için şaşırtıcı olmaz çünkü ABD’nin çalışma tarzı hep böyle oldu. İşini bitirdiklerini hep en yakınındaki adamlarından satın aldı. Zaten ABD ile çalışmaya hazır yeterinden fazla insan var. Şimdi de öyle olduğunu anlıyoruz. Detaylar zamanla ortaya çıkar.

Hatta, filmlerini dahi yaparlar.

ABD Başkanı Trump, Maduro'nun yakalanması operasyonunun ardından ABD'nin Venezuela'nın petrol endüstrisine "çok güçlü bir şekilde müdahil olacağını" söyledi.

Kısacası, ABD dünyanın en büyük petrol yataklarına çöktü. Bunu da demokrasi adına, Maduro’yu şeytanlaştırarak yaptı.

İşte size görünen tablonun özeti budur.

Size yeterli gelmedi, sizi tatmin etmedi değil mi?

Evet, görünen bu ama beni de tatmin etmedi. Başka bir okuma daha yapmak lazım.

Peki, bütün bu olan biteni farklı bir şekilde okumak mümkün müdür?

Burada, bir farklı senaryo çalışılmış olabilir mi?

Elbette, olabilir.

Olabilir çünkü ABD, Chavez’in 1999 yılında iktidara gelmesinden bu yana Venezüela ile bir şekilde işlerini yürütüyordu. Çeyrek asırdır, görünürde kavga olsa da ticari işler yolunda idi.

Peki, ne oldu da ABD dünyanın en büyük petrol rezervine el koydu?

Bunu çözümlemek için soruyu şu şekilde sormak lazım.

ABD’nin bu kadar büyük bir petrol sahasına ihtiyacı var mıdır?

Normalde yoktur.

Peki, hangi durumda böyle bir ihtiyaç ortaya çıkabilir?

Eğer, Ortadoğu’da bölgesel bir savaş olacaksa, ABD için böyle bir ihtiyaç acilen ortaya çıkacaktır.

Böyle bir olasılık çok arttı ise o da şimdiden tedbirini alıyor olabilir!

Şimdi taşları şu şekilde yeniden dizelim ve önümüze çıkan fotoğrafı yeniden okuyalım.

Bu olan biteni, Ortadoğu’da büyük bir savaşa son hazırlık olarak okuyabiliriz.

ABD, Venezüela petrolüne el koyarak kendi tedariğini şimdiden teminat altına alıyor.

CİMER 2025’te 5.5 milyon başvuru aldı, yüzde 96.8'ine yanıt verdi
CİMER 2025’te 5.5 milyon başvuru aldı, yüzde 96.8'ine yanıt verdi
İçeriği Görüntüle

Senaryo kuvvetle muhtemel şu şekilde oluşuyor.

İsrail Gazze’yi yerle bir etti. 380 bini çocuk ve kadın olmak üzere yaklaşık 680 bin sivil katletti. ABD’yi araya sokarak bir duraklama devresi yaşıyorlar.

Lakin bu duraklama barış anlamına gelmiyor. Bu süreçte, İsrail ABD ile birlikte Suriye’yi yeniden tanzim ediyor ve bizim kuzey sınırımız boyunca bir terör yapısı oluşturuyor.

İran’ı aktif olarak tehdit ediyor. Yemen’de operasyonlar yapıyor. Yemen’in karşısında Somali içerisinde Somaliland diye bir askeri mevzi oluşturmaya çalışıyor.

Güney Kıbrıs’ta ve Adalar Denizi’nde askeri yığınaklar yapıyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu sürekli ABD’ye giderek Trump ile planları bizzat gözden geçiriyor.

2025 Aralık sonunda beşinci kez giderek görüştü. Bu görüşmede bölgede var olan büyük bir devlete yönelik operasyonlar konuşuldu.

Türkiye’nin bu operasyonlara karışmaması için ABD’den araya girmesini istedi. ABD de gerekli teminatları verdi ki bunu destekler açıklamaları oldu.

Lakin ABD şunu da gördü. Eğer bölgede İran ile bir savaş yaşanırsa, bölgeden petrol sevkiyatları durur.

Bundan en çok ABD ekonomisi etkilenir.

İşte bu etkilenmeyi minimuma indirmek için Venezüela petrollerine el koydu.

Yakında Venezüela’ya kendine bağlı bir başkan tayin edecek ve yine Trump’ın ifadesi ile çok güçlü bir şekilde petrol istihsaline başlayacaktır.

Zaten böyle bir durumda petrol fiyatları da çok çok artar.

ABD bundan büyük kârlar yapar.

Ortadoğu’daki petrol zengini devletler yeterince petrol ihraç edemeyecekleri için kaybederler. Hatta borçlanırlar. Bu da yine ABD ve Batı’nın işine yarar.

Böyle bir ekonomik gelişmeden Rusya ve Çin de istifade eder! ABD’ye göre bu da onların “sus payı” olur.

Bu kargaşa ortamında Batı Avrupa da “Birleşik Kıbrıs” diye diye Doğu Akdeniz petrol ve doğal gazının hem tedarikçisi hem de müşterisi olur!

Yani Avrupa da, Doğu Akdeniz gazına ve petrolüne musallat olur.

Türkiye ise her şeye rağmen harekete geçmeye kalkarsa hem güneyden terör oluşumu ile hem de Batı’dan Yunanistan üzerinden baskı altında kalır.

Tabi geçmez ise de ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kaybeder. Ardından da çökertilir.

İşte bütün bunlar olurken ABD ve Batı, petrolünü Venezüela kaynaklarından temin eder.

Sonra işleri bittiğinde, ekonomik olarak çökmüş ve yıpranmış bölge ülkeleri ile masaya otururlar.

Hem bu kaynakları hem de sınırları istedikleri gibi yeniden tanzim ederler.

İşte size, ana hatlarıyla, Ortadoğu’da öngörebildiğimiz oyun kurgusu.

Türkiye, bu kurguyu hafife almamalıdır.

Bazı önleyici ve milli adımları atmada tereddüt yaşamamalıdır.

Acırsanız, acınacak hale gelirsiniz.

Her şey gözümüzün önünde oynanıyor.

Cambaza bakmanın zamanı değildir.

Uyumanın zamanı ise hiç değildir.

Meşhur Nefes Filmi repliğinde dediği gibi;

Uyursanız ölürsünüz.