Geçen ayki yazımda “2014 kader yılıdır. Erdoğan, cumhurbaşkanı olmayı hak ediyor” demiştim. Aradan geçen bir ay içinde bizim bilmediğimiz ve hiç şüphesiz başbakanın bildiği sebeplerle iktidar ile cemaatin yolları kesin olarak ayrıldı.

Seçimlerle, meşru yollarla yenilemeyen AK Parti iktidarını rüşvet ve yolsuzluk kılıfına sarmalanmış paralel emniyet ve yargı darbesiyle çökertmek isteyen şer güçlerin planları çok şükür geri tepti. Her seçimde oylarını artırarak 11 yılda üç genel iki yerel seçim ve iki referandumdan zaferle çıkan AK Parti, günü gelince hiç şüphesiz yine milletin arzusu istikametinde iktidarı devredecektir. Geçen ayki yazımda “2014 kader yılıdır. Erdoğan, cumhurbaşkanı olmayı hak ediyor” demiştim. Aradan geçen bir ay içinde bizim bilmediğimiz ve hiç şüphesiz başbakanın bildiği sebeplerle iktidar ile cemaatin yolları kesin olarak ayrıldı. Başbakan, emniyet ve yargıya sızmış bir örgütün yapmak istediği darbeyi içeride ve dışarıda muhataplarına bıkmadan, usanmadan anlatmaya devam ediyor. Bu kavga ‘Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne kadar sürecek gibi görünüyor. Son bir aylık sürede Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir din adamından öteye bir holding CEO’su veya muhalif bir lider gibi konuşmalar yaptığına tanık olduk. Artık insanlar, Sayın Fethullah Gülen’den söz ederken eski saygılı ve onu politika üstü gören üsluplarını kullanmıyorlar. CHP ve MHP’nin iktidar alternatifi olmaktan çok uzak bir görüntü sergilediği siyasi arenada bir sivil toplum lideri, daha doğru ifadeyle ‘eğitim gönüllüsü’ olarak tanınıp sevilen Fethullah Gülen’den bir Ayetullah Humeyni çıkmayacağını herkes gördü. Sayın Gülen, son bir ay içinde yaptığı konuşmalarda iktidarın rüşvet ve yolsuz iddialarını dillendireceği yerde iktidara darbe yapmak isteyen emniyet ve yargı içindeki paralel yapıya tavır koyarak kınayabilseydi bugünkü durumlar ortaya çıkmazdı. Ne yazık ki hem iktidar hem de cemaat krizi yönetme konusunda sağduyu gösteremediler.

KARARI MİLLET VERECEK
30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler Türkiye’nin geleceğinde belirleyici bir rol oynayacak gibi gözüküyor. AK Parti İstanbul ve Ankara’yı kazanırsa ve yüzde 38’in üzerinde
oy alırsa istikrar sürer. Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı yolu açılır.

YOLSUZLUK VE RÜŞVET
Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları sebebiyle Başbakan’ın elini güçlendirmek için istifa eden bakanlar, mahkeme kararı kesinleşmeden rüşvetçi olarak yaftalanamaz. Kaldı ki bu bakanlar Recep Tayyip Erdoğan’ın eski yol arkadaşlarıdeğil, AK Parti iktidar olduktan sonra partiye katılan kişilerdir. Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la ilgili iddialar ise sağlam bir dayanaktan yoksundur. Şöyle ki; Fethullah Gülen’in vakıflarına milyonlarca dolar harcayarak okul yapıp bağışlayan iş adamları, el üstünde tutulurken kız çocuklarının barınması için üniversite talebelerine yurt yaptıran TÜRGEV’e arsa veya bina bağışlamak niçin suç olsun? Bu vakıfta yönetim kurulu üyesi olan Bilal Erdoğan, bir menfaat temin etmiyor ki, bilakis takdir ve teşvik edilecek bir vakıf hizmeti yapıyor. Burada ticari bir faaliyet yürütülmüyor. Başbakan’ın oğlu ve damadı ile ilgili sözleri onlara güvendiğini ortaya koydu. Biz kimsenin avukatı değiliz. Kaldı ki, ilahi adalet diye bir şey var. Öbür dünyaya kalmadan bu dünyada tecelli ediyor. Sayısız örneklerini geçmişte gördük yaşadık. 2014 yılı Türkiye’nin kader yılıdır. Dere geçerken at değiştirilmez. CHP ve MHP iktidara alternatif olabilselerdi kimse paralel yapıdan medet beklemezdi. Ülkemizin istikrara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Beş yıl önce dünyayı sarsan ekonomik krizin ortasında AK Parti 2009 Yerel Seçimleri’nde yüzde 38 oy almıştı. Bu son 11 yıldaki en düşük oy oranıydı. AK Parti, 30 Mart’ta İstanbul’u ve Ankara’yı kaybetmez, yüzde 38 oy oranını aşarsa istikrar devam eder. Erdoğan’ın son 11 yıldaki icraatlarını terazinin kefesine koyarsak sevapları hatalarından kat kat fazla gelir. Yiğidi vuralım, ama hakkını yemeyelim. Milletimiz, şaşmaz sağduyusuyla Erdoğan’a ve AK Parti iktidarına hak ettiği desteği verecektir.