YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, projenin imar ve ruhsat sürecini eleştirirken RAMS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Devran Bülbül, projenin onaylı imar planlarına uygun olduğunu savundu.
Can kayıplarının ardından gözler RAMS Park House Maslak’a çevrildi
İstanbul’da etkili olan şiddetli yağışların yol açtığı sel felaketi can aldı; geride acılı aileler, evlatlarını kaybeden anne babalar ve sevdiklerini yitiren insanlar bıraktı. Yaşananların ardından Sarıyer’in Ayazağa Mahallesi’nde bulunan RAMS Park House Maslak projesinin şantiye alanının da sel sularıyla kaplanması, yapılaşma kararlarını ve bölgedeki taşkın riskini yeniden gündeme taşıdı.
Bir inşaat sahasının sular altında kalması, yalnızca o gün yaşanan su baskınıyla sınırlı bir mesele değil. Asıl soru, aynı alanda gelecekte insanların yaşayacağı konutlar yükseldiğinde benzer bir afetin yaşanması durumunda ne olacağı.
Çünkü bugün şantiyede görülen su baskını, yarın aynı bölgede hayata geçecek yaşam alanlarının afet riskine karşı ne ölçüde güvenli tasarlandığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
Özgür Özel’den imar ve ruhsat tepkisi
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında Ayazağa’daki sel felaketini ve RAMS Park House Maslak projesini gündeme getirdi. Özel, bölgenin dere yatağıyla ilişkisine dikkat çekerek imar ve ruhsat süreçlerini eleştirdi.
Özel, projenin tamamlanmış olması durumunda zemin altındaki alanlarla birinci kata kadar olan bölümlerin de sular altında kalabileceğini savunarak, çok daha büyük bir felaket yaşanabileceğini öne sürdü. Ayrıca projenin yapı ruhsatının 2026 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verildiğini belirterek Bakan Murat Kurum’u eleştirdi.
Özel’in açıklamaları, yalnızca siyasi sorumluluk tartışmasını değil, taşkın riski bulunan alanlarda yapılaşmaya hangi ölçütlerle izin verilmesi gerektiği sorusunu da gündeme getirdi.
RAMS’tan yanıt: “Dere yatağı imara açılmadı”
RAMS Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Devran Bülbül, kamuoyuna yansıyan iddialara karşı yazılı bir açıklama yayımladı. Bülbül, projenin İSKİ görüşleri doğrultusunda hazırlanan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan imar planı kapsamında yer aldığını belirterek şirkete özel bir imar planı yapılmadığını savundu.
Açıklamada, dere koruma bandı için ayrılan 16 bin 788 metrekarelik alanın yapılaşma dışında bırakıldığı ve yapı ruhsatının mevcut onaylı imar planları çerçevesinde düzenlendiği ifade edildi.
Bülbül ayrıca, İBB mülkiyetindeki parselin 4 Şubat 2025’te gerçekleştirilen ihale sonucunda satın alındığını, aynı ihale kapsamında 1,1 milyar TL satış bedeli ve 4 bin 4 metrekarelik inşaat alanı payının İBB’ye ayrıldığını belirtti.
Şirketin açıklamasına göre proje, 156 riskli yapıyı ve yaklaşık 950 hak sahibini ilgilendiren bir kentsel dönüşüm çalışması. Bülbül, yapı ruhsatının Bakanlık tarafından düzenlenmesinin nedeninin imar izni verilmemesi değil, mülkiyet ve ruhsat süreçlerinde yaşanan sorunların çözülmesi olduğunu kaydetti.
Şantiyede inceleme yapıldı, çalışmalar devam ediyor
RAMS Türkiye İnşaatlar Koordinatörü Tolga Metin Asutay da selin ardından şantiyede teknik incelemeler yapıldığını açıkladı. Asutay, İSKİ yetkililerinin alanda incelemelerde bulunduğunu, istinat duvarlarının yeniden ölçüldüğünü ve bu ölçümlerde herhangi bir hareket tespit edilmediğini belirtti. Şantiyedeki çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
Ancak şantiyedeki yapı elemanlarında hasar tespit edilmemesiyle bölgenin gelecekteki taşkın riskinin değerlendirilmesi aynı şey değil. Yapısal güvenliğe ilişkin teknik kontroller kadar, suyun hangi güzergâhlardan ilerlediği, yağmur suyu altyapısının kapasitesi, dere yatağının durumu ve olası aşırı yağış senaryoları ne kadar dikkate alındı?
İmar planında kimin imzası var? Asıl soru bu mu?
İmar planının hangi belediye döneminde onaylandığı, ruhsatın hangi kurum tarafından verildiği ve hangi idarenin hangi sorumluluğu üstlendiği elbette araştırılması gereken konular. Ancak bütün tartışmayı siyasi imzalar üzerinden yürütmek, yaşanan afeti de gölgede bırakıyor...
Bir projeye ilişkin planların ve ruhsatların mevzuata uygun olduğu savunulabilir. Fakat mevzuata uygunluk tartışması, tek başına bir alanın gelecekteki bütün afet risklerine karşı güvenli olduğunu kanıtlamaz. Bu gerçekle de bizzat yüzleştik...
Açıklamalar acıyı dindirmiyor, soruları ortadan kaldırmıyor
İstanbul’daki sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşları geri getirecek hiçbir açıklama yok, olamaz da. Geride kalan ailelerin acısını, anne babaların evlat kaybını ya da çocukların yaşadığı tarifsiz üzüntüyü hiçbir siyasi tartışma dindiremez.
RAMS yönetiminin açıklaması, şirketin imar ve ruhsat süreçlerine ilişkin savunmasını ortaya koyuyor. Özgür Özel’in açıklamaları ise bu süreçlerin ve yapılaşma kararlarının siyasi sorumluluğunu tartışmaya açıyor.
Çünkü bugün şantiyeyi basan sular, yarın aynı yerde yükselecek binaların güvenliği hakkında sorular doğuruyorsa bu soruların cevabı siyasi polemiklerde değil, bilimsel incelemelerde, şeffaf kayıtlarda ve kamu yararını esas alan şehircilik kararlarında aranmalı.





