İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in istifası ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından kabul edilmedi.

Fransa’da haftalardır devam eden protestolar, 17 Ekim Cumartesi günü düzenlenen kitlesel gösterilerin ardından yeni bir boyuta taşındı. Başlangıçta öğrencilerin eğitim koşullarına yönelik talepleriyle öne çıkan eylemler, ekonomik sıkıntılar ve kamu hizmetlerindeki sorunlara ilişkin toplumsal tepkilerin de katılmasıyla ülke çapında geniş bir harekete dönüştü.

Gösterilerin büyük bölümü barışçıl şekilde gerçekleşirken bazı kentlerde protestocular ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı. Mağazaların yağmalandığı, kamu binalarının zarar gördüğü ve bazı yapıların ateşe verildiği olaylar, hükümetin güvenlik önlemlerini artırmasına yol açtı. 17 Ekim'deki gösterilere ülke genelinde yaklaşık 550 bin kişi katıldı.

Fransa’da protestolar neden başladı?

Protestoların ilk kıvılcımı, başkent Paris’in çevresindeki banliyölerde öğrencilerin eğitim koşullarına yönelik tepkileriyle ortaya çıktı.

Öğrenciler; okullardaki öğretmen eksikliğini, öğretmenlerin yerine zamanında yeni personel görevlendirilmemesini, kalabalık sınıfları ve yetersiz okul binalarını protesto etti. Üniversiteye geçişte kullanılan Parcoursup sistemine ilişkin eleştiriler de gösterilerin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Eğitim alanındaki sorunların yanı sıra kamu hizmetlerinin yetersizliği ve bütçe kısıtlamalarına yönelik tepkiler de eylemlerin kapsamını genişletti. Öğrencilerin başlattığı hareket, zamanla daha geniş toplumsal kesimlerin ekonomik ve sosyal taleplerini dile getirdiği bir protesto dalgasına dönüştü.

Hayat pahalılığı ve akaryakıt fiyatları tepkileri artırdı

Gösterilerin büyümesinde Fransa’da giderek daha fazla hissedilen geçim sıkıntısı da etkili oldu. Artan yaşam maliyetleri, yükselen yakıt fiyatları ve hane halkının bütçesi üzerindeki baskı, protestoların gündemini eğitim sorunlarının ötesine taşıdı.

Sendikalar ve farklı toplumsal gruplar ücretlerin artırılması, fiyatların düşürülmesi ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi yönünde talepler dile getirdi.

Böylece başlangıçta öğrencilerin öncülük ettiği gösteriler, ekonomik politikalara ve hükümetin toplumsal sorunlara yaklaşımına yönelik daha geniş bir tepki hareketine dönüştü. Fransa’da daha önce yaşanan Sarı Yelekliler protestolarını hatırlatan bu tablo, ülkedeki sosyal gerilimin yeniden yükseldiğine ilişkin değerlendirmeleri de beraberinde getirdi.

Gösteriler şiddet olaylarına dönüştü

17 Ekim’de ülkenin farklı kentlerinde düzenlenen gösteriler sırasında bazı grupların kamu binalarına ve iş yerlerine saldırdığı, mağazaların yağmalandığı ve yangınlar çıkarıldığı bildirildi.

Paris başta olmak üzere Lyon, Marsilya ve Limoges gibi kentlerde ciddi hasar meydana geldi. Limoges’da belediye binasının ateşe verilmesi ve Marsilya’da kamu binalarının hedef alınması olayların boyutunu gözler önüne serdi.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, şiddet olaylarını kınarken barışçıl protestocuların talepleriyle kamu düzenini bozan grupların birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı. Hükümet ise güvenlik güçlerinin müdahale biçimi ve olaylara hazırlık konusunda eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Gösteriler sırasında yaşanan olaylara ilişkin gözaltı sayıları farklı haberlerde değişiklik gösterirken, uluslararası basında ülke genelinde binlerce kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Belçika’da öğrenci protestolarında gerilim tırmanıyor: Savcılık harekete geçti
Belçika’da öğrenci protestolarında gerilim tırmanıyor: Savcılık harekete geçti
İçeriği Görüntüle

Başbakan Lecornu’dan yerel sokağa çıkma yasağı talimatı

Şiddet olaylarının ardından Başbakan Sébastien Lecornu, valilerden kamu düzeninin yeniden sağlanması amacıyla gerekli bölgelerde kısmi ve yerel sokağa çıkma yasakları uygulamalarını istedi.

Planlanan tedbirler, Fransa genelinde ülke çapında bir yasak ilan edilmesinden ziyade olayların yoğunlaştığı bölgelerde hedefli kısıtlamalar uygulanmasını öngörüyor.

Yasakların hangi kentlerde ve hangi saatlerde yürürlüğe gireceğine ilişkin ayrıntıların yerel makamlar tarafından belirlenmesi bekleniyor. Hükümetin önceliği, yeni şiddet olaylarının önüne geçmek ve kamu düzenini yeniden sağlamak.

İçişleri Bakanı istifa etti, Macron kabul etmedi

Protestoların ardından güvenlik güçlerinin müdahalesi ve olaylara hazırlık konusu Fransa siyasetinde de tartışma yarattı.

İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, bazı kentlerde güvenlik güçlerinin kontrolü kaybettiğini kabul etti. Olaylar öncesinde yeterli öngörüde bulunulamadığını belirten Nuñez, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a istifasını sundu.

Ancak Macron, İçişleri Bakanı’nın istifasını kabul etmedi. Cumhurbaşkanı, güvenlik stratejisinin gözden geçirilmesini ve yaşanan aksaklıklardan gerekli derslerin çıkarılmasını istedi.

Böylece protestolar, yalnızca ekonomik ve sosyal talepler üzerinden yürüyen bir hareket olmaktan çıkarak hükümetin güvenlik politikalarının da tartışıldığı siyasi bir krize dönüştü.

Fransa’da protestolar devam edecek mi?

Önümüzdeki günlerde protestoların seyri, hükümetin güvenlik önlemlerinin yanı sıra eğitim sistemi ve hayat pahalılığı konularında atacağı adımlara bağlı olacak.

Öğrencilerin eğitim koşullarına ilişkin talepleri ile ekonomik sıkıntılara yönelik tepkilerin aynı zeminde buluşması, hareketin kısa sürede sona ermesini zorlaştıran unsurlar arasında gösteriliyor.

Hükümetin yerel sokağa çıkma yasakları ve güvenlik tedbirleriyle şiddet olaylarını kontrol altına almayı hedeflediği süreçte, barışçıl gösteriler ile kamu düzenini bozan eylemler arasındaki ayrım da tartışmanın önemli başlıklarından biri olmaya devam edecek.

Fransa’daki gelişmeler, eğitim sistemine yönelik memnuniyetsizliğin ve hayat pahalılığının birleşmesiyle ortaya çıkan toplumsal tepkinin, güvenlik ve siyaset gündemini de etkileyen geniş çaplı bir krize dönüşebileceğini gösteriyor.