Bir fikir, zaman içinde bir harekete; bir hareket ise küresel bir vizyona dönüştü. Türkiye’nin Sıfır Atık yolculuğu, tam da böyle bir dönüşümün hikâyesini anlatıyor. 2017 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde başlayan Sıfır Atık Hareketi, kısa sürede atık yönetiminin sınırlarını aşarak kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, iklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınma başlıklarını aynı zeminde buluşturan kapsamlı bir dönüşüm anlayışına dönüştü. İlk yıllarında atıkların kaynağında ayrıştırılması, geri dönüşümün yaygınlaştırılması ve toplumda farkındalık oluşturulması hedefiyle ilerleyen hareket, bugün Türkiye’nin 81 iline yayılan uygulama kapasitesiyle birlikte uluslararası alanda da karşılık buluyor. 14 Aralık 2022 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen “Sıfır Atık” kararı, bu yolculuğun en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Türkiye’nin öncülüğünde ve 105 ülkenin ortak katılımıyla kabul edilen kararla 30 Mart, “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edildi.
ULUSLARARASI TOPLUMUN ORTAK GÜNDEMİ
30 Mart 2023’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Salonu’nda düzenlenen ilk Uluslararası Sıfır Atık Günü etkinliği ise hareketin küresel niteliğini daha da güçlendirdi. Etkinlikte ana konuşmacı olarak yer alan Emine Erdoğan, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı oldu. Böylece Türkiye’de başlayan bir çevre hareketi, uluslararası toplumun ortak gündemlerinden biri haline gelen küresel bir vizyona dönüştü. Bu süreçte Türkiye’de kurumsal yapısını da güçlendiren Sıfır Atık Hareketi, 2023 yılında Emine Erdoğan’ın himayesinde kurulan Sıfır Atık Vakfı ile yeni bir döneme taşındı. Vakıf, Türkiye’de elde edilen deneyimin uluslararası alanda paylaşılmasını, farklı ülkelerdeki iyi uygulamaların bir araya getirilmesini hedefliyor.

217 BİN BİNA VE YERLEŞKEDE SİSTEM KURULDU
Sıfır Atık Yönetim Sistemi, eğitimden kaynağında ayrıştırmaya, toplama ve raporlamadan izleme süreçlerine kadar yedi aşamalı bir yol haritası üzerinden kurumların sisteme dahil olmasını sağladı. Bugün yaklaşık 217 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi kurulmuş durumda. Eğitim ve farkındalık çalışmalarında ise 28 milyon kişiye ulaşıldı. Önümüzdeki dönem için hedefler de daha ileri bir dönüşüme işaret ediyor. Türkiye’nin geri kazanım oranını 2035 yılında yüzde 60’a, 2053 yılında ise yüzde 70’e ulaştırması hedefleniyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum’un liderliğinde bu hedefler, Sıfır Atık yaklaşımının artık yalnızca mevcut atıkların yönetilmesine değil, üretim ve tüketim modellerinin dönüştürülmesine odaklandığını ortaya koyuyor.

YERELDEN ULUSALA: ŞEHİRLERİN DÖNÜŞÜMÜ
Sıfır Atık yaklaşımının Türkiye’deki en önemli özelliklerinden biri, dönüşümün yerel ölçekte sahiplenilmesini esas alması. Çünkü her şehrin atık profili, doğal kaynakları, ekonomik yapısı ve çevresel öncelikleri birbirinden farklı. Sıfır Atık Vakfı tarafından “Yerelden Ulusala İsraf ve Atık” temasıyla yürütülen Türkiye Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları da bu anlayıştan hareketle devam ediyor.
Antalya’dan Diyarbakır’a, Edirne’den Gaziantep’e, Kayseri’den Kütahya’ya, Mardin’den Mersin’e, Muğla’dan Rize’ye, Sakarya’dan Samsun’a, Siirt’ten Tekirdağ ve Trabzon’a uzanan çalıştaylarda şehirlerin sorunları, ihtiyaçları ve iyi uygulamaları farklı tematik masalarda ele alınıyor. Çalıştayların temel amacı yalnızca mevcut sorunları tespit etmek değil; şehirlerin kendi koşullarına uygun, uygulanabilir ve ölçülebilir hedefler ortaya koymasını sağlamak.
Bu kapsamda düzenlenen sonuç konferanslarında bazı şehirlerin Sıfır Atık Hedef Belgeleri kamuoyuna ilan edildi. Valilerin başkanlığında oluşturulan koordinasyon kurullarıyla da belirlenen hedeflerin sahadaki uygulamasının takip edilmesi amaçlanıyor. Bu yaklaşım, Sıfır Atık Hareketi’nin yeni dönemini de tanımlıyor: Yerelin deneyimini ulusal politikaya, ulusal deneyimi ise küresel çözümlere dönüştürmek. Bu anlayışın en kapsamlı örneklerinden biri Van Gölü Havzası’nda ortaya konuldu.

PLASTİĞİN DÖNGÜSÜNÜ YENİDEN TASARLAMAK
Sıfır Atık Vakfı’nın gündemindeki en önemli başlıklardan biri de plastik kirliliği. Plastik meselesi, yalnızca atık toplama ve geri dönüşüm problemi değil; üretimden tasarıma, tüketimden yeniden kullanıma, finansmandan veri yönetimine kadar bütün bir döngünün yeniden ele alınmasını gerektiriyor.
Bu kapsamda Adana, Mersin, Muğla ve Antalya’da valilerin başkanlığında il koordinasyon toplantıları gerçekleştirildi. Şehirlerdeki plastik atık sorunları farklı paydaşların katılımıyla değerlendirildi. Bu çalışmaların ardından İstanbul’da Türkiye Plastik Atık Çalıştayı gerçekleştirildi. Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve uzmanların bir araya geldiği çalıştayda Türkiye’nin plastik kirliliğine yönelik çözüm alanları ele alındı.
Çalışmalarda plastik döngüsü dört ana blok ve 15 tematik masa üzerinden değerlendirildi. Plastik üretimi ve ham madde kullanımından eko-tasarıma, geri dönüşümden mikroplastiklere, tüketim alışkanlıklarından finansmana, mevzuattan dijital izleme sistemlerine kadar plastik döngüsünün bütün aşamaları masaya yatırıldı.
Ortaya çıkan tablo, plastik kirliliğiyle mücadelenin tek bir sektörün ya da kurumun sorumluluğunda olmadığını gösterdi. Bunun yanında denizlerde, iç sularda ve doğal ekosistemlerde plastik kirliliğinin önlenmesi; tarımsal plastiklerin izlenmesi; mikro ve nanoplastiklere yönelik ölçüm ve analiz kapasitesinin geliştirilmesi; eğitim ve toplumsal davranış dönüşümünün güçlendirilmesi de gündeme geldi.
Dönüşümün finansman boyutu ise ayrı bir başlık olarak ele alındı. Plastik sektörünün ihtiyaç duyduğu yatırımların desteklenmesi, teşviklerin ortak bir yol haritası altında buluşturulması ve 2027–2031 dönemini kapsayan çok paydaşlı bir dönüşüm mekanizmasının oluşturulması önerildi.

İSTANBUL’DAN ANTALYA’YA: COP31’E GİDEN YOL
Sıfır Atık Hareketi’nin bugün ulaştığı küresel ölçekte, iklim değişikliğiyle mücadele önemli bir yer tutuyor. Çünkü kaynakların verimli kullanılması, atıkların azaltılması, yeniden kullanım ve geri kazanımı yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda iklim eyleminin de önemli unsurları arasında bulunuyor.
Türkiye’nin 2026 yılında COP31’e ev sahipliği yapacak olması, bu yaklaşım açısından yeni bir dönemin kapısını açıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansı, iklim değişikliğiyle mücadelede ülkelerin bir araya geldiği en önemli uluslararası platformlardan biri. Emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum, iklim finansmanı, kayıp ve zarar mekanizmaları ile karbon piyasaları gibi başlıklar COP süreçlerinin temel gündemleri arasında yer alıyor.
COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek zirveye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum başkanlık edecek. COP31 sürecinin önemli aktörlerinden biri ise Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş.
Ağırbaş, COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu olarak hükümetler dışındaki aktörlerin iklim eylemine katılımının güçlendirilmesi, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi ve iklim taahhütlerinin uygulamaya geçirilmesi yönündeki çalışmalara katkı sunacak.
Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonluğu, şehirlerden bölgelere, işletmelerden finans kuruluşlarına, sivil toplumdan topluluklara kadar farklı aktörlerin iklim eylemini harekete geçirmeyi amaçlayan önemli bir görev alanı oluşturuyor. Bu çerçevede Samed Ağırbaş’ın COP31 kapsamında öne çıkardığı başlıkların başında sıfır atığın iklim gündeminde daha görünür hale getirilmesi, dezavantajlı grupların güçlü biçimde temsil edilmesi ve COP31’in taahhütlerin uygulamaya dönüştüğü bir “Uygulama COP’u” niteliği taşıması geliyor.
Bu yaklaşım, Sıfır Atık Hareketi’nin geldiği noktayı da özetliyor. 2017 yılında atık yönetimiyle başlayan yolculuk, bugün iklim diplomasisinin gündemlerinden biri haline gelmiş durumda.

İSTANBUL, SIFIR ATIK İÇİN BULUŞTU
COP31’e giden yolda Türkiye’de gerçekleştirilen en önemli buluşmalardan biri de İstanbul’da düzenlenen Sıfır Atık Haftası, Sıfır Atık Festivali ve Sıfır Atık Forumu oldu.
1–7 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen İstanbul Sıfır Atık Haftası kapsamında İstanbul’un 39 ilçesinde 1500’ün üzerinde etkinlik düzenlendi. 4–7 Haziran tarihleri arasında Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen Sıfır Atık Festivali ise dört gün boyunca 1 milyonu aşkın ziyaretçiyi ağırladı.
Festival, sıfır atık yaklaşımını günlük hayatın farklı alanlarıyla buluşturdu. Enerji ve teknoloji alanları yoğun ilgi görürken, kültür ve sanat bölümlerinde atık malzemelerin yeni değerlere dönüştürülebileceğini gösteren çalışmalar sergilendi.
5–7 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen Sıfır Atık Forumu ise hareketin uluslararası boyutunu ortaya koydu. 183 ülkeden 5 bini aşkın katılımcının yer aldığı forumda 120’den fazla bakan ve çok sayıda uluslararası kuruluş, yerel yönetim, özel sektör ve sivil toplum temsilcisi bir araya geldi.
Forum, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevre politikası değil, şehirlerin, ekonomilerin ve toplumların geleceğine ilişkin ortak bir vizyon olduğunu ortaya koyan önemli bir buluşma oldu. Emine Erdoğan’ın ifadesiyle Sıfır Atık Forumu, insanlık ailesinin ortak bir ideal etrafında kenetlendiği tarihi bir buluşmaya dönüştü.
İstanbul’da ortaya çıkan bu ortak irade, şimdi Antalya’da düzenlenecek COP31’e taşınıyor.

RAKAMLARLA DÖNÜŞÜM
Bir dönüşümün etkisini anlamanın en somut yollarından biri rakamlara bakmak. Sıfır Atık Hareketi’nin Türkiye’de yaygınlaşmasıyla birlikte geri kazanım oranlarında da dikkat çekici bir değişim yaşandı.
2017 yılında yaklaşık yüzde 13 seviyesinde olan geri kazanım oranı, 2021’de yüzde 27,2’ye, 2022’de yüzde 30,13’e, 2023’te yüzde 34,92’ye, 2024’te yüzde 36,08’e ve 2025 yılında yüzde 37,53’e yükseldi.
Bu değişim, atıkların yalnızca bertaraf edilmesi yerine ekonomik değere sahip kaynaklar olarak değerlendirilmesine yönelik yaklaşımın sahadaki karşılığını ortaya koyuyor.
2017–2025 döneminde yaklaşık 90 milyon ton geri kazanılabilir atık lisanslı işletmelerde işlenerek ekonomiye kazandırıldı. Bu miktarın yaklaşık 36,1 milyon tonunu kağıt-karton, 10,2 milyon tonunu plastik, 3,5 milyon tonunu cam, 9,6 milyon tonunu metal, 30,6 milyon tonunu ise organik ve diğer geri dönüştürülebilir atıklar oluşturdu.
Bugünkü değerlerle yaklaşık 365 milyar TL ekonomik değer oluşturan bu tablo, sıfır atık yaklaşımının çevresel faydanın yanında ekonomik bir dönüşüm alanı da olduğunu gösteriyor.
Bu değişimin arkasında yalnızca toplama ve geri dönüşüm uygulamaları değil, kapsamlı bir sistem bulunuyor.

SIFIR ATIKTAN DÖNGÜSEL EKONOMİYE
2017 yılında başlayan yolculuk, bugün yeni bir aşamaya ulaşmış durumda. İlk adımda amaç atığın azaltılması ve kaynağında ayrıştırılmasıydı. Ardından geri dönüşüm altyapısı güçlendi, eğitim ve farkındalık çalışmaları yaygınlaştı, şehirler sisteme dahil oldu ve hukuki çerçeve oluşturuldu.
Sıfır Atık anlayışı böylece çöp kutusundan üretim tesisine, şehir planlamasından finans sektörüne, okuldan uluslararası iklim diplomasisine kadar uzanan geniş bir dönüşüm alanına dönüştü.
Bu dönüşümün merkezinde ise basit ama güçlü bir fikir bulunuyor: Atığı oluştuktan sonra yönetmek yerine israfı kaynağında önlemek. Kaynakları tüketmek yerine korumak. Kullan-at anlayışı yerine yeniden kullanmak. Ekonomik değeri kaybetmek yerine döngü içinde tutmak. Ve bugünün ihtiyaçlarını karşılarken geleceğin hakkını gözetmek.
VAN GÖLÜ HAVZASI’NDA ORTAK AKIL
Sıfır Atık Vakfı tarafından Van Gölü Havzası’nın sürdürülebilir geleceğine yönelik düzenlenen çalıştay, yalnızca bir çevre toplantısı olmanın ötesine geçerek farklı kurum ve disiplinleri aynı masa etrafında buluşturan kapsamlı bir ortak akıl platformuna dönüştü.
Bir havza, iki şehir, 14 bakanlık, 40 genel müdürlük, il müdürlükleri, akademisyenler, öğrenciler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerinden oluşan toplam 325 katılımcı, Van Gölü Havzası’nın geleceğini farklı boyutlarıyla ele aldı.
Çalıştayın sonunda havza için güçlü yönetişim, bütünleşik planlama ve dijital dönüşümü esas alan bir yönetim modeli önerildi. Doğal kaynakların korunması, sulak alanların geliştirilmesi, karbon yutak alanlarının güçlendirilmesi ve yeşil alanların artırılması da öncelikli başlıklar arasında yer aldı.
Tarım ve hayvancılık alanında ise inci kefali başta olmak üzere bölgeye özgü ürünlerin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi, kadın kooperatiflerinin ve yerel girişimciliğin desteklenmesi, havzaya uygun ürün deseninin oluşturulması önerildi.
Dijital dönüşüm başlığında ise veri temelli izleme mekanizmaları, kurumlar arası veri paylaşımı, coğrafi bilgi sistemleri, sensör ağları ve dijital ikiz teknolojilerini bir araya getiren entegre bir altyapı kurulması gündeme geldi.
Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş da Van Gölü Havzası çalışmasının yalnızca bir çalıştayın tamamlanması anlamına gelmediğini belirterek, ortak aklın ve bilimin yol haritasını hayata geçirmenin ilk adımının atıldığını vurguladı.


