Türkiye 14 Mayıs seçimlerinden sonra ekonomide farklı bir yola girdi. İlk etapta tek haneli enflasyon, bu hedefi destekleyen para politikası, maliye politikası, rezerv birikimi ve Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) çıkış planlamasıyla birlikte fiyat istikrarı sağlanacak, ardından sürdürülebilir, gerçekçi ve kaliteli büyümelere kapılar açılacak.

Yapısal, yeşil ve dijital dönüşümü içinde barındıran çözüm üretecek program sahaya sürülmüş durumda. 5 aydır uygulanan ekonomi politikalarında bir yandan portföy yatırımlarını ülkeye çekecek uygulamalar gözlenirken diğer yandan doğrudan yatırımların alt yapısı hazırlanıyor. Sağlam taban oluşunca enflasyonu çıpalayacak (çapa) kademeli etkin programlara geçilecek.

DÖVİZ HAREKÂTI SÜRÜYOR

Portföy yatırımlarının ülkeye akışını hızlandıracak para politikaları piyasada ağırlığını hissettiriyor. Resmi faiz daha şimdiden yüzde 35’i buldu. Diğer taraftan sıkılaştırma politikalarıyla fiyat istikrarı da hedefleniyor. Enflasyonun kaldırabileceği bir faiz oranını taşıyacak bir yol haritası tatbikat alanında. Merkez Bankası dâhil ekonomi yönetiminin başta Avrupa ve Körfez olmak üzere yatırım çekme temas ve gezileri devam ediyor. Ülkeye ne kadar fazla yatırım gelirse, dış ticaret negatiften pozitife ne kadar hızlı çevrilirse, bu durum turizm ve hizmet ihracatıyla ne kadar yüksek tahkim edilirse döviz kuru o derece istikrara kavuşacak.

KUR REEL SEVİYEDE OLMALI

Zira büyük bir piyasası ve güçlü ekonomi potansiyeli olan Türkiye’nin, önce kendine yönelik oluşan yanlış algıları haklı gerekçeleriyle tüm dünyaya anlatması ve ekonomi diliyle iletişimi kuvvetlendirip güveni sağlaması gerekiyor. Söz konusu politika, istikrar ve sabırla devam ettirilirse sonunda fon akışının hızlandığı, kurun reel seviyeye geldiği ve enflasyonun tek hanelere indiği görülecek. İşin özeti; gerçekleştirilen ekonomik harekâtla; enflasyonu çıpalayacak (çapa) eşiklere yüründüğü ortamda, uzun dönemli sürdürülebilir kaliteli büyüme, yatırımlar, finansman maliyetleri, derinleşmiş ve çeşitlendirilmiş sermaye piyasaları ve gelir dağılımı gibi birçok temel makroekonomik değişkenleri düzeltmek için önce yüksek enflasyona ‘dur’ denecek. Mesela bir ülke düşünelim.

Hiçbir olumsuz etki olmasa bile o ülkede enflasyon yüzde 4’e kadar çıkabiliyor. Ancak Türkiye için tabii böyle bir şey söyleyemiyoruz. Türkiye’nin gelişen ülkeler arasında en yüksek enflasyona sahip olması ve son dönemde fiyatlama davranışlarında görülen bozulma, enflasyonla mücadeleyi bir politika önceliği yapıyor. Ülkemizde enflasyonu yükselten iki temel sebep var… Biri döviz kuru hareketi, diğeri gıda fiyatlarındaki yükseliş. Guvernörlerin de içinde olduğu ekonomi yönetimlerinin planladığı hedeflerin tutmaması ve yıllardır enflasyonu düşürme çabalarının boşa çıkması, kur, çekirdek enflasyon ve gıda fiyatlarındaki yükselişe bağlı.

Ama enflasyonla mücadele uygulamalarında da hatalar var. Oranlarsak, enflasyonun yüzde 75’i döviz kuru ve gıda fiyatları kaynaklı. Diğer yüzde 25’lik kısım ise; enflasyonun yükseleceğine dair beklentinin kronikleşmesi, atalet, enflasyon katılığı, yurtiçi talebin canlı olması, kamu fiyatlarındaki yükseklik, vergiler, artan ücretler ve rekabet şartlarındaki dengesizlik şeklinde sıralanabiliyor.

ENFLASYONLA MÜCADELE

Enflasyonla mücadelenin önsözü; ekonomi yönetiminin ve ekonomiye yön veren kurumların enflasyonun zararlarını iyi anlaması, aynı zamanda bu durumu toplumun geniş kesimlerine gerçekçi olarak anlatması ve halk ile bir mutabakat, uzlaşı arayışına girmesi, diyebiliriz. Halk enflasyonun zararına inanırsa zaten kale teslim alınmış oluyor.

Öncelikle halkın zihninden dolarizasyon algısının silinmesi gerekiyor. Bugün KKM veya bankalardaki döviz mevduatı olsun, halkın tercihi hâlâ yabancı para tarafında. İkincisi ise hem ekonomi yönetiminin hem de halkın enflasyonu düşürmede kararlı tavır sergilemesi lazım. Katma değeri artırmak isteyen teknoloji yoğunluğu yüksek veya normal olan sektörlerde ithal bağımlılığı hâlâ yüksek seviyede. Katma değerli ürünler ortaya çıkıyor ancak ithal bağımlılığı makroekonomik kırılganlığı da beraberinde getiriyor.

Böylece döviz ihtiyacı doğuran ithal bağımlılığı fiyat istikrarını olumsuz etkiliyor ve enflasyonu yükseltiyor. Manivelanın başını tutan döviz kuru, serbest ticaret ortamında dahi olsak çeşitli uluslararası para politikalarıyla zaptu rapt altına alınmalı, demek istiyorum. Dahası; girdi maliyetleri azaltılmalı, ithal ikame teşvik edilmeli…

KUR VE MALİYET GEÇİŞKENLİĞİ

Devamla; Türkiye’de sadece kurun tek başına enflasyonu etkisi yüzde 20. Kur geçişkenliği normal seviyeye çekilirse kurun enflasyon üzerindeki etkisi azalacaktır. Yapılacak iş; TL’nin değerini artıracak beklenti yönetimini gerçekçi olarak icra etmek… Ülkeye bol döviz getirecek yatırımlar, dış ticaret, hizmet ihracatı ve turizme ağırlık vermek. Yazıyı kaleme aldığım günlerde Ekim ayı enflasyonu açıklanmamıştı. Eylül ayı tüketici fiyatları (TÜFE) yıllık yüzde 61,53, üretici fiyatları (ÜFE) yıllık yüzde 47,44 ve kurun itici saik olduğu çekirdek enflasyon yüzde 64,85 olmuştu. Türkiye’de her yüzde 10’luk bir kur artışı TÜFE’yi 2,5 puan yükseltiyor. Yılbaşından bu yana gerçekleşen yüzde 49,86’lık enflasyonun yüzde 12,75’lik kısmı sadece kurdan gelmiş. Enflasyonda önemli yer tutan diğer kalem üretici gıda fiyatlarının yükselişi; gıda sanayi stratejisinin olmayışı, ithalata dayalı bir yapıda yürüme isteği, sektördeki denetim eksikliği, kayıtdışı faaliyetler, tedarik zincirinde aracı, lojistik, zayiat, rekabete yönelik negatiflik, kamuda tasarruf eksikliği, vergiler, iç talepteki canlılık, ÜFE’den TÜFE’ye sert fiyat geçişleri kaynaklı.

ÇIPANIN HEDEFİ KALKINMA

Enflasyonla mücadele Merkez Bankası’nın bir numaralı görevi. Fiyat istikrarında çıpa modelini de uygulayacak Merkez Bankası. Böylece kurum hedeflerini rahat kontrol eder ve açıklarını görüp rahatça kapatabilirse programın başarı şansı artar. Ülke gerçeklerine göre belirlenecek çıpa modelinin; bir ülkenin ekonomisinde alacağı kararları doğrudan etkilediği ve piyasada belirsizliği ortadan kaldırdığı unutulmamalı! Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın başkanlığını yaptığı ekonomi yönetiminin bilindiği gibi kur hedefi yok. Yönetim tamamen enflasyonu çıpalayacak döngüsel bir döneme adım attı.

Henüz yolun başında olan hükümetin hedefinde de tek haneli enflasyon var. 2006 yılından bu yana yüzde 5’lik tek haneli öngörüyü tutturabilmek için yapılan enflasyon programları zaman zaman başarılı olsa da hükümetlerin genel olarak Türkiye’de enflasyon hedefini tutturamadıkları görülüyor. Türkiye Yüzyılı’nın başladığı, ülkemizin 2. Yüzyıl’a atım attığı bu dönemde umuyoruz ki, para ve maliye politikalarını yönetenler el ele tek haneli enflasyonu sürdürülebilir bir seviyeye getirerek, kalkınma ve refahın yolunu ardına kadar açacaklar. Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yıldönümünü kutluyor, ülkemizin her alanda olduğu gibi ekonomide de “Yükselen Bir Yıldız” olacağına inanıyorum.