Kredi Temerrüt Swapı (Credit Default Swap – CDS) günümüz ekonomi dataları açısından fazlaca önemseniyor. Gerek ülke ve gerekse şirketler CDS’lere göre değerlendirilip ekonomik faaliyetler buna göre tanzim ediliyor. Sözün özü, CDS’ler, dünya genelinde borçlanma maliyetleri açısından ve yatırımcıların yatırım kararı almasında risk ölçmek için kullanılıyor.

CDS’lere ülke açısından bakıldığında direkt olarak portföy yatırımları gündeme geliyor. Özellikle ikincil piyasalar olarak bilinen gelişen ülkelerde fazlaca öne çıkan CDS’ler kredi riskine yönelik tabloyu ortaya koyuyor. Daha doğrusu belki doğrudan yatırımların da söz konusu olabileceği şekilde bir ülkenin risk seviyesi arttıkça yatırım girişleri azalıyor, risk primi azaldıkça yatırım girişleri artıyor.

CDS’LER BORÇLUNUN CANINI YAKIYOR

ABD’li yatırım bankası JP Morgan Chase tarafından 1995 yılında geliştirilen ve 1997 yılında ihraç edilen Kredi Temerrüt Swapı en basit tanımıyla, kredi riskinin tarafar arasında transferini sağlamak amacıyla satın alınan bir finansal sigorta sözleşmesi. Genel anlamıyla ise borcun geri ödenmemesi riskinden korunmak amacıyla alacaklının üçüncü bir tarafa belirli bir prim karşılığında alacağını garanti etmek için yaptırdığı finansal kredi türev enstrümanı. CDS alıcısı, satan tarafa, CDS’in vadesi boyunca ya da bir kredi durumu oluşuncaya kadar periyodik ödemeler yapmayı kabul ediyor. Anaparayı temsil eden tutarın yüzdesi olarak ödenen primler, CDS primi olarak adlandırılıyor.

TÜRKİYE CDS’LERİNDE İNİŞ SÜRÜYOR

1 Haziran 2022 tarihinde 856’yı gören Türkiye 5 yıllık kredi risk primi (CDS), 14 Mayıs seçimlerinden sonra uygulanan ekonomik kararlarla 700’lerden (30 Kasım 2023) 328,22’ye kadar geriledi. Merkez Bankası Para Piyasası Kurulu (PPK) kararlarının 23 Haziran 2023 tarihiyle birlikte uygulandığını, yani faiz artışlarının başladığını, diğer taraftan para politikasıyla maliye politikasının uyumunu hesaba katarsak yaklaşık 5 aylık sürede risk priminin yarı yarıya düşmesi hiç de azımsanacak bir şey değil. Aynı dönem içinde gelişen ülkeler arasındaki Hindistan’ın CDS’si 95 baz puandan 55 baz puana, Brezilya’nın CDS’i 209 baz puandan 147 baz puana, Güney Afrika’nın CDS’i 318 baz puandan 235 baz puana ve Çin’in CDS’i 66 baz puandan 57 baz puana indi. Gelişen ülkeler CDS Endeksi’nin de Haziran’dan bu yana 241 baz puandan 189’a gerilemesinde diğer ülkelerden belki de daha fazla Türkiye’nin etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.

FİYAT İSTİKRARININ ZAFERİ Mİ?

Türkiye özelinde kredi risk primindeki gerilemede yeni ekonomi yönetiminin fiyat istikrarını sağlamaya yönelik adımlarının etkili olması dikkati çekerken, enfasyonla mücadele konusunda atılan adımların gelecek döneme ilişkin belirsizlikleri azaltması Türk finansal varlıklara ilişkin fiyatlamalara pozitif yansıdığı aşikâr. Bundan sonra Türkiye’nin yapacağı iş; 300’lerden 100’lerin altına inmek ve buralarda sürdürülebilir, kalıcı şekilde CDS’leri çift hanelerde tutabilmek. Bunun için de para politikasıyla maliye politikalarının senkronizasyonu önem taşıyor. O da yetmiyor… Ekonomide sektörel yapısal reformlar… Yeni anayasa, hukuksal yönde yapılacak reformlar ve yurtdışı risklerin zayıfaması CDS’leri normal seviyelere çekecek ve tam anlamıyla yatırım yapılabilen bir ülke konumuna geleceğiz. Zira küresel dünyada yatırımın anahtarı CDS’ler olarak görülüyor.

TL’DE DEĞER KAYBI SONA MI ERDİ?

Bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Dezenfasyon programımız çok büyük ihtimalle TL’de reel bir değerlemeye sebep olabilir, TL’nin reel olarak değer kaybettiği süreç sona gelmiştir. Önümüzdeki dönemde sağlıklı politikalar ve yapısal reformlarla yatırımcı güvenini kazanacağız, halen de kazanıyoruz. Bu güven fon akışını tetikleyecek. Küresel sermayeyi ülkemize çekmek için, kazan kazan ilkesiyle hareket etmeye, Türkiye’ye yakışır şekilde insani duruş sergilemeye devam edeceğiz“ sözleri fevkalade önem arz ediyor.