12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile mücadele günü son yıllarda giderek önem kazanmakla birlikte dünyada sağlıksız koşullarda çocuk işçilerin istismarı devam ediyor.
Çocuk işçi kavramı; yasalar ve geleneklere bağlı olarak belirlenmiş yaşın altında çalışan çocukları tarif etmektedir. Tarih boyunca bütün dünyada değişik koşullarda ve alanlarda çocuk işçiler acımasızca çok kötü ortamlarda hiçbir güvence sağlanmadan çalıştırılmışlardır.
Nitekim tekstil, madencilik, cam, döküm, sanayi gibi ağır ve sağlıksız sektörlerde başlayan çocuk işçi çalıştırılmalarına karşı 1909 yıllarından beri ABD ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede 1 Mayıs işçi yürüyüşlerinde “Çocuk Köleliğini Durdurun” sloganları görülmektedir.
Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki tarihi, sosyal ve teknolojik değişim sonucu işçi kavramının ve çocuk haklarının ortaya çıkması ile yasalar şekillenmiş ve bugünlere erişilmiştir. Günümüzde çocukların küçük yaşlarda ve sağlıksız koşullarda çalıştırılmaları insani sömürü olarak kabul edilmektedir. Çocuk işçilerden daha çok, emek yoğun üretim dallarında işgücü maliyetinin düşürülmesi amacıyla kayıt dışı iş gücü olarak yararlanılmaktadır. Sosyal güvenceleri de olmayan sigortasız çalıştırılan bu çocukların zorunlu eğitim hakları engellendiği gibi sağlık sorunları yanı sıra çoğu zaman ölümle sonuçlanan ya da sakat kaldıkları iş kazaları ile karşılaşmaktadırlar.
1992 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO/ İnternational Labour Organization) öncülüğünde “Dünya'da Çocuk İşçiliğinin sona erdirilmesi” konulu program Türkiye'nin de içinde bulunduğu altı ülke ile başlatıldı.
Aslında çocuk hakları sözleşmesinin birinci maddesine göre 18 yaşından küçükler çocuk sayılmakta ise de acil eylem planı doğrultusunda ülkemizde 15 yaş altında ki çocukların çalıştırılmaları yasaklanmış bulunuyor.
BİRÇOK ÜLKE REKABET GÜCÜNÜ UCUZ ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE KARŞILIYOR
Çocuk işçi sayısının kontrolünde; evrensel okullaşma sürecinin başlaması sonucu eğitim en etkin unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Önce 8 yıllık zorunlu eğitim sonra da daha önemli bir adım olan 4+4+4 yönlendirmeli eğitim uygulamaları, ailelerin bilinçlenmesi, gelir seviyelerinin yükselmesi ve alınan önlemlerle olumlu sonuçlar izlenmektedir. Nitekim 1992 yılında, yaklaşık yüzde 70'i ağır işlerde çalışan 1 milyon 700 bin civarında olan çocuk işçi sayısı günümüzde 1 milyon seviyelerine gerilemiş görülüyor.
Çöplerden atık madde toplayan sokak çocukları, trafiğin yoğun olduğu caddelerde araç aralarında kağıt mendil, sakız, simit, su vb. şeyleri satan, aracın durması ile cam silmeye koşan, köylerde ailesine bağda, bahçede çalışarak yardım eden çocuk işçiler doğaldır ki bu rakamların dışında kalmakta ve ayrı ayrı araştırılması gerekmektedir.
Ülkemizde bölgesel gelir dağılımı dengesizliği, aşırı göç alan şehirleşmenin etkileriyle en yüksek çocuk işçi sayısı sırayla Diyarbakır, İstanbul, Adana, Mersin ve Gaziantep illerinde izlenmektedir.
Ne yazık ki günümüzde dünyada birçok ülke rekabet gücünü ucuz çocuk işçiliği ile sağlamak ve büyüme yolu izlemektedir.
Hindistan başta birçok ülkede milyonlarca kız, erkek çocuk kaçırılmakta, kaybolmakta bunlar ailelerinden uzak bölgelerde kiralanarak ya da satılarak köle gibi istismar edilmektedirler.
Dünyada ki gelir dağılımı adaletsizliği başta olmak üzere sosyal, kültürel yetersizlik ve eğitim eksikliği sorunun çözümünü engellemektedir.
Ülkemize gelince; geriye dönüp baktığımızda siyasi olaylar dışında kalkınmamızın önündeki en büyük engelin eğitim politikalarımızda ki tutarsızlıklar olduğunu görürüz.
Ekonomik ve sosyal yapının en temel sorunu uygulanabilir eğitim düzeyinin eksikliğidir. Zira bugüne kadar eğitim sistemimiz mesleksiz okumuşlar ordusu yetiştirmeye devam etmektedir. 
Halen Mesleki ve Teknik Lise mezunlarının istihdamda ki oranları yüzde 15'lerin altında olup ekonominin itici gücü olan sanayimizin gelişmesi için yetersizdir.
Dönem, dönem ihtiyaç duyulan vasıflı teknik eleman yetiştiren meslek okullarına ön yargılı toplum mühendisliği ve ideolojik baskılarla engeller koyulurken diğer taraftan sağlıklı koşullarda eğitilerek yetiştirilmeye çalışılan ve çocuk işçiliğini eğitimle kontrol altına alan çıraklık müessesesini de sağlıklı bir yapıya kavuşturamadık.
Mütevazi bir aile çocukluğu yaşamış simit, gazete satmış sonra orta öğretim döneminde çıraklık yapmış elde ettiği iş ve mesleki tecrübeyi, aile disiplini ve eğitimle bütünleştirerek Mühendis, Ekonomist olmuş özel sektöre ve Devletimize birçok kademede hizmet verebilmiş biri olarak çocukların sağlıklı bir ortamda kabiliyetlerine göre meslek sahibi olarak yetiştirilmesinin önemine inanmaktayım. Nitekim örnek olarak halk arasında da Kayserililerin çocuk yaşta ticaret öğrenmeleri sonucu büyük iş adamı olmaları takdirle karşılanmaktadır.
Yükseköğretime gelince bir çok alanda mezun olanlarla ilgili ihtiyaç fazlası yaşanırken ihtiyaç duyulan meslek alanlarında da yetersizlik devam etmektedir.
Bu yıl ki YGS Yüksek Öğrenime Geçiş Sınavlarına kısaca göz atacak olursak geçmişe nazaran fazla bir değişiklikle karşılaşmayız.
Bu yıl 1 milyon 900 bin civarında aday sınava girmiş durumda yarısı bu dönem lise mezunu, geri kalanı ise şansını tekrar deneyen eski mezunlar.
Görülen ne yazık ki, başarı değil başarısızlık tablosu 50 bin adayın kağıdı değerlendirme dışı yanı sıfır.

DİPLOMALI İŞSİZ ORANI YÜZDE 25-30 SEVİYELERİNDE
Mezunların yüzde 10'u iyice, yüzde 25'i idare edecek düzeyde orta, geri kalan yüzde 65'i ise oldukça düşük seviyede. Bizim yaşımızda olanlar hatırlarlar lise bitirme imtihanları vardı. Demek ki YGS'ler bitirme imtihanı sayılsa gençlerin çoğu Liseden mezun olamayacaklar. Bu sebepten olacak ki devlet 16-18 yıl okutup bir kaç diploma verdiği vatandaşlarını memur olarak alacağı zaman bu diplomaları hiçe sayıp kurslardan alınan KPSS’yi (Kamu Personeli Seçme Sınav Sertifikası) esas almakta. İşi ehline vermek için mülakatla işe uygun eleman yerine KPSS puanlı adama göre iş vermektedir. Sonuç; verimsiz, hantal personel yapısı, bürokrasi ve bütçe açıkları.
Aktif nüfusumuzun yüzde 10'u işsiz gözükürken diplomalı işsiz oranı yüzde 25-30 seviyelerinde.
Bir başka yapı açısı ise geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın yetişme ortamlarının çılgınca yozlaşması; ailede başlayan eğitim, okulla arkadaşlarla sürerken çocuklarımız çevrenin ağır etkisi altına girmektedir. Yazılı ve görsel medya başta olmak üzere kötü amaçlı internet kullanımı, reklamlarla beslenen çılgın moda tutkunluğu ile gençlerimiz; esir alınmakta, kültürümüze ve yaşantımıza yabancılaştırılmakta magazin kültürüne sürükleyerek gösteriş, macera, savaş, çatışma ortamına özendirilmektedirler.
Sonuç olarak sorumluluk duyguları zayıflamış, meslek sahibi olmak yerine, kolay yolları seçen, girişimci ruhtan uzak hatta gereksiz bulan bir nesli yetişmektedir. Ne yazık ki yakında yaşadığımız mahalli seçim ortamında gelişmiş ülkelerde yaşanan seçimlere göre siyasi parti liderleri başta birçok yöneticinin ve yaygın vatandaş gruplarının, basınımızın neleri tartıştığını bir kere daha üzülerek ortaya koyduk.
Bu durumda geri kalmamızın nedenlerini araştırırken başka sebepler ara