İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi ülkemizde geçici koruma statüsündeki Suriyelilerle ilgili dezenformasyona konu olan iddialara yanıt verdi. Yanıt verilen konular arasında Suriyelilerin ev aldıklarına dair iddialar da yer aldı. Külliye, bu iddiaya Atatürk döneminde çıkarılan Mukabele-i Bilmisil Kanunu ile yanıt verdi.

Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İddia: Suriyeliler ev alarak vatandaş oluyor… Suriyeliler, 1927 yılında çıkarılan Mukabele-i Bilmisil Kanunu’ndan bugüne Türkiye’de ev, arazi gibi taşınmazlar edinememektedir. 1062 sayılı Kanun gereğince, Suriyelilerin ülkemizde taşınmaz edinmesi yasaktır. 1966 yılında çıkarılan Yönetmelikte, Suriyelilerin başka bir ülkenin vatandaşlığını kazansa dahi 1062 sayılı Kanun çerçevesinde getirilen sınırlamalara tabi olacakları açıkça ifade edilmiştir.”

T1Yg

Mukabele-i Bilmisil Nedir?

Klasik İslâm hukuk literatüründe önemli bir kavram olan mukabele bi’l-misl, “aynı şekilde, benzeriyle karşılık vermek” manasına gelmektedir.

Modern devletler hukukunda birbirinden bazı farklarla ayrılan şu üç uygulama temelde mukabele kavramıyla açıklanır: Bir devletin daha önce meydana gelen bir hak ihlâline karşı hukuka aykırı muameleye başvurması (Fr. represailles, İng. reprisals), hukuka aykırılık söz konusu olmamakla birlikte kendi menfaatlerini ihlâl eden muameleye benzeri şekilde karşılık vermesi (retorsion, retortion) ve başka bir devletin kendi vatandaşına uyguladığı muamelenin aynını onun vatandaşına uygulaması.

Mukabele-i Bilmisil Kanunu Nedir?

28.05.1927 tarih ve 1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye’deki Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanunun 1. maddesinde; “İdari mukarrerat veya fevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmen veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye’deki tebaasının hukuku mülkiyeti dahi İcra Vekilleri Heyeti kararıyla Hükümet tarafından mukabelei bilmisil olmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat ve gayrimenkulatına vazıyet olunabilir. Vaziyed edilen emvalin varidatı ve ledelicap tasfiyelerinden mütevellit hasılatı, vesaika istinaden isbat edecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebaasına tevzi olunur.” 2. maddesinde “Zarar gören vatandaşların istinat edecekleri vesikaların şekil ve suret ve mercii tanzimi İcra Vekilleri Heyetince bir talimatname ile tayin ve tesbit olunur.” denilmektedir. İdari kararlar ve fevkalade veya istisnai kanunlarla Türk vatandaşlarının mülkiyet hakkını kısmen veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye’deki tebaasının mülkiyet hakkını, misilleme olarak kısmen ve tamamen tahdit etmeye veya el koymaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.

(2) Suriye Uyruklular
Türk uyruklu kişilerin Suriye’de ve Suriye uyruklu kişilerin Türkiye’de bulunan taşınmazları iki ülke arasında uzun süredir sorunlara yol açmaktadır.

Türkiye ile Fransa arasında 1921 yılında imzalanan Ankara İtilafnamesi Hatay hariç olmak üzere Suriye ile aramızdaki sınırı tespit etmiş ve mukim veya yarı göçebe halkın sınırın iki tarafında bulunan meralar ile taşınmazlarından yararlanmaya devam edeceklerini hükme bağlamıştır.

07.06.1926 tarih ve 910 sayılı Kanunla kabul edilen Türkiye-Suriye Muhadenet Mukavelenamesinin 3. maddesi ile Osmanlı İmparatorluğundan ayrılıp Fransa Cumhuriyeti nüfuzunda bulunan arazi ahalisinden 18 yaşını tamamlamışların 12 ay içinde Türkiye’yi terk etmeleri zorunlu tutulmuş ancak Türkiye arazisi üzerindeki taşınmazlarını muhafaza etmeleri öngörülmüştür.

Bakanlar Kurulunun 04.05.1927 tarih ve 5130 sayılı Kararı ile 30.05.1926 tarihli Türkiye-Suriye Muhadenet Mukavelenamesinin yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye’de mütemekkin  ve sözleşme gereğince Suriye vatandaşlığına geçmiş olan Suriye asıllıların 13 Eylül 1331 (1915) ve 15 Nisan 1229 (1923) tarihli kanunlar (Emvali Metruke Kanunları) uyarınca vaziyet edilmiş olan taşınmazlarından halen hükümet elinde olanların iadesi kararlaştırılmıştır.

Ancak Suriye’de ikamet eden Türklerin mallarına Suriye makamlarınca bir takım kısıtlamalar getirilmesi üzerine Bakanlar Kurulunun 17.04.1929 tarih ve 7887 sayılı kararı ile Suriyelilerin Türkiye’deki taşınmazlarına vaziyet edilmiş,bu karar Türkiye ile Fransa arasında 1932 yılında Ankara’da imzalanan ve 09.01.1933 tarih ve 2089 sayılı Kanunla  kabul edilen Suriye’de Türklere Ait  Emlak İle Türkiye’de Suriyelilere Ait  Emlak Hakkında İtilafname ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Söz konusu itilafname ile Türklerin Suriye ve Lübnan’da bulunan taşınmazları ile, Suriyelilerin Türkiye’deki taşınmazları üzerine ilgili hükümetlerce konulan tedbirlerin itilafnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18 ay içinde kaldırılması öngörülmüş, bu süreler 2402, 2565,2694,2929 ve 3059 sayılı Kanunlarla 11 Ekim 1936 tarihine kadar uzatılmıştır. İtilafname ile ayrıca iki ülke arasında itilafnamenin uygulanmasından doğacak sorunların çözümü bir komisyonun çalışmalarını sürdürmesi öngörülmüştür.
Ancak söz konusu komisyon çalışmalarından bir sonuç elde edilememiş, Suriye’nin ülkesinde bulunan ve vatandaşlarımıza ait taşınmazlar üzerindeki kısıtlamaları artırmaya yönelmesi üzerine Bakanlar Kurulunun 13.01.1939 tarih ve 2/10250 sayılı kararı ile Suriye uyruklu kişilerin Türkiye’deki mallarının ahara (üçüncü şahıslara) ipotek ve ferağı durdurulmuştur.

14.02.1942 tarih ve 2/17317 sayılı kararname ile üçüncü şahısların Suriye malları üzerinde haciz koydurarak satmaları önlenmiş ve istimlak edilen Suriye emlakinin istimlak bedellerinin Hazine elinde emaneten muhafaza edilmesi öngörülmüştür.

Bolu Dağı Tüneli İstanbul istikameti 50 gün trafiğe kapanıyor Bolu Dağı Tüneli İstanbul istikameti 50 gün trafiğe kapanıyor

18.11.1957 gün ve 4/9697 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de Suriye uyruklu kişilere ait taşınmazlar üzerine inşaat yapmak veya fidan dikmek suretiyle temellükü ve Suriyelilerin hissedar bulunduğu taşınmazların anlaşma suretiyle taksim ve ifraz edilmesi men edilmiş, şuyu’ un izalesi suretiyle yapılacak satışlarda Suriye uyrukluya isabet eden bedelin Hazine elinde emaneten muhafaza edilmesi kararlaştırılmıştır.

Suriye Hükümeti, bu süre zarfında vatandaşlarımızın mal varlıklarının eritilmesi yönündeki politikasını sürdürmeye devam etmiş, yürürlüğe koyduğu 27.09.1958 tarihli ve 161 sayılı Toprak Reformu Kanunu ile yabancıların 300 hektarı aşan topraklarını kamulaştıran kararı almıştır. Suriye Hükümetince 1962 yılına kadar bu yasa çerçevesinde vatandaşlarımıza ait 467.927 dönüm araziyi kamulaştırılmış ve hak sahiplerine herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Vatandaşlarımızın el konulan veya Toprak Reformu Yasası uyarınca millileştirilen taşınmazları için kendilerine tazminat ödemesi konusunda Suriye makamları nezdinde yapılan girişimlerden bir sonuç alınamaması üzerine  Bakanlar Kurulunun 01.10.1966 tarih ve 6/7104 sayılı kararı ile Suriye uyruklu bütün özel ve tüzel kişilerin Türkiye’de bulunan taşınır ve taşınmazları (zati ev eşyası hariç) ile bütün hak ve menfaatlerine 1062 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Hazinece el konulmuştur.

El konulan Suriye uyruklulara ait mallar hakkında yapılacak işlemler kararname ekinde yer alan “Suriye Uyrukluların Mallarının Tesbiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik”te belirtilmiştir. Bakanlar Kurulunun 25.09.1967 tarih ve 6/8890 sayılı kararı ile yürürlüğe konulan “Suriye Uyruklu Özel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkındaki Yönetmelik” hükümleriyle de Suriye uyruklu özel ve tüzel kişilere ait olup Bakanlar Kurulu kararıyla el konulan taşınır ve taşınmazlar ile bunlara müteferri hak ve menfaatlerin idare esasları belirlenmiş ve bu konudaki yetki Maliye Bakanlığına verilmiştir.


El koyma ve idare bakımından 17.10.1966 tarihinde bihakkın iktisap edilmiş uyrukluk esastır. Ancak 13.01.1939, 14.02.1942, 18.11.1957 günlü kararnamelerle takyidat konulan taşınmaz malların Suriye uyruklu malikleri 13.01.1939’dan sonra başka bir devlet uyruğuna geçmiş olsalar dahi taşınmazları yönünden Suriye uyruklu ad ve itibar olunurlar.

Alınan bu önlemler karşısında, Suriye Hükümeti emlak sorunları konusunda müzakerelere yanaşmış ve 1968 yılında başlayan görüşmeler sonunda 09.05.1972 tarihinde Ankara’da “Türkiye-Suriye  Emlak Komisyonu Hakkında Protokol” ve 22.12.1972 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında  Emlak Sorunlarının Çözülmesine dair Sözleşme ile eki, “Ödeme Protokolü” imzalanmıştır. Sözleşme ve eki Protokol 24.2.1976 tarihli ve 1937 sayılı Kanunla kabul edilmiş, daha sonra Bakanlar Kurulunun 28.2.1983 tarihli ve 83/6123 sayılı Kararı ile onaylanmıştır. Ancak Milli Güvenlik Kurulunun Sözleşmenin yürürlüğe girmesini sakıncalı bulması üzerine, Onay Belgelerinin teatisi, Başbakanlığın 22.4.1983 tarihli talimatına istinaden durdurulmuştur. Ayrıca, 1966 yılında konulan kısıtlayıcı önlemlerin kaldırılması hakkında iki ülke Devlet Bakanları tarafından Türkiye-Suriye Karma Ekonomik Komisyonu çerçevesinde 09.02.1983 tarihinde imzalanan Protokol da yürürlüğe konulmamıştır. Anılan Sözleşme ve Protokol yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte, Türkiye-Suriye  Emlak Komisyonunun yapmış olduğu çalışmalar gerek vatandaşlarımızın Suriye’deki, gerek Suriye vatandaşlarının ülkemizdeki mal varlıklarının envanterinin çıkarılması bakımından çok yararlı olmuştur. Buna göre, vatandaşlarımızın 1958 yılında Toprak Reformu uyarınca Suriye tarafından kamulaştırılan arazilerinin miktarı 467.927 dönümdür. Toprak Reformu dışında; Suriye Hükümetinin tarafımızdan alınan 1966 yılı önlemlerine misilleme olarak el koyduğu yine vatandaşlarımıza ait arazi miktarı ise, 556.334 dönümdür. Bunların dışında, Müşterek Komisyona intikal eden dosyalarda yer alan, ancak, vatandaşlarımıza aidiyeti konusunda üzerinde ihtilaf bulunan arazi miktarı da 2.284.902 dönümdür. Buna karşılık, Suriye vatandaşlarının ülkemizdeki varlıkları 272.368 dönüm olarak belirlenmiş bulunmaktadır.