Çakmakkaya, dolandırıcıların çoğu zaman kendilerini kamu görevlisi gibi tanıtarak vatandaşları korku ve panik ortamına sürüklediğini, bu yolla para transferi sağladıklarını ifade etti. Sosyal medya ve çeşitli platformlar üzerinden “kolay kazanç” veya “kredi imkânı” vaadiyle özellikle ekonomik sıkıntı yaşayan gençlerin hedef alındığını belirtti.
Bu yöntemlerde, banka hesaplarının suç gelirlerinin aktarılması ve aklanması amacıyla kullanıldığına dikkat çeken Çakmakkaya, birçok öğrencinin veya işsiz vatandaşın farkında olmadan suç süreçlerine dahil olabildiğini söyledi. Hesapların belirli bir ücret karşılığında kullandırılması ise kısa sürede adli soruşturmalarla karşı karşıya kalınmasına neden olabiliyor.
HSK tarafından başlatılan çalışmalar kapsamında üniversitelerde bilgilendirme faaliyetlerinin artırıldığı, YÖK’ün de farkındalık çalışmalarına destek verdiği aktarıldı. Üniversiteler ile başsavcılıklar arasında iş birliğiyle seminer ve eğitimlerin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Savcı Çakmakkaya, bir banka hesabının birden fazla dolandırıcılık olayında kullanılması durumunda, hesap sahibinin çok sayıda dosya ile karşı karşıya kalabileceğini ve bunun ceza miktarını artırabileceğini vurguladı.
Dijital ortamda işlenen suçların birden fazla kişiyi etkileyebildiğini belirten Çakmakkaya, zincirleme suç hükümlerinin her olayda dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Suçun niteliğine göre cezaların değişebildiğini, özellikle bilişim sistemleri üzerinden veya örgütlü şekilde işlenen dolandırıcılıklarda yaptırımların ağırlaştığını söyledi.
Hesap sahibinin olaydaki rolünün kritik olduğunu vurgulayan Çakmakkaya, kişinin suçu bilip bilmediği ve elde ettiği menfaatin yargı sürecinde belirleyici olduğunu dile getirdi. Banka hesaplarının suç gelirlerinin sisteme sokulmasında küresel bir sorun haline geldiğini belirterek, bu alanda yeni yasal düzenlemelerin gündeme gelebileceğini ifade etti.