İstanbul’un merkezinde 2+1 dairelerin kiraları 30 bin lira seviyelerini çoktan aşmışken, faturalar, aidat ve mutfak masrafları da eklendiğinde toplam maliyet asgari yaşam sınırlarını zorluyor. Bu noktada, günlük 750 ila 1000 TL bandında oda sunan oteller, ayda ortalama 25-30 bin TL kazanan bir çalışan için sürpriz bir alternatif oluşturuyor. Klasik bir ev yaşamında kira dışında ödenen elektrik, su, internet ve doğalgaz gibi sabit giderler otel fiyatının içinde yer alıyor. Üstelik birçok işletmenin sunduğu sabah kahvaltısı hizmeti, dışarıdan yemek yeme zorunluluğunu azaltarak bütçeye ek bir nefes bile aldırıyor.
Otelde yaşam trendinin arkasındaki tek neden ekonomik veriler değil. Gün boyu yoğun iş temposunda çalışan bireyler için temizlik, nevresim değişimi ve çöp toplama gibi ev işlerinin otel personeli tarafından yapılması, ciddi bir zaman tasarrufu sağlıyor. Depozito, emlakçı komisyonu ve mobilya masrafı gibi giriş maliyetlerinin olmaması da bu yöntemi özellikle şehre yeni gelen veya mobil yaşayan profesyoneller için cazip kılıyor. Ancak bu yaşam tarzı beraberinde bazı zorlukları da getiriyor; mutfak kullanımının olmaması nedeniyle akşam yemeklerinin dışarıdan karşılanması ve bir evin sunduğu aidiyet hissinin eksikliği, uzun vadede duygusal bir yorgunluğa yol açabiliyor.
Konut krizinin bu yeni evresi, İstanbul’un kenar mahallelerinde dahi uygun fiyatlı ev bulmanın imkansızlaşmasıyla daha da derinleşiyor. Eskiden sadece turistlerin veya iş seyahatindeki insanların adresi olan otel odaları, artık İstanbullu orta sınıfın "yeni evi" olma yolunda ilerliyor.