Yıllarca sanayi kuruluşlarının, Avrupa ve Amerika’daki sanayi devriminin temel enerji üretim maddesi olan kömür, iklim ve çevre ile ilgili birçok gerekçeler sebebiyle gözden düşmüştü. Almanya hariç birçok AB ülkesi 2030 yılına kadar kömür santrallerini kapatacağını taahhüt etmişti. Almanya kapanış için 2038 yılını hedef seçmişti. Bu karar sonrasında AB’de kömürden elektrik üretimi 2024 yılına gelindiğinde toplam elektrik üretimlerinin yüzde 10’luk bir kısmına kadar düşmüştü.
Önce Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’da bir şok oluşturdu. Zira Avrupa her yıl 600 milyar metreküp olan doğalgaz ihtiyacının çok önemli bir kısmını özellikle Rusya’dan karşılıyordu. Rusya’nın vanaları kapatması ve Kuzey Akım doğalgaz boru hattındaki sabotaj sonucu gaz kesilmesi Avrupa’da büyük bir doğalgaz açığına sebep oldu. Avrupa bu açığı gidermek için SPOT piyasadan LNG olarak doğalgaz teminiyle bu açığını gidermeye çalıştı. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan süreç ve Hürmüz boğazının kapatılması ise Avrupa’da çok büyük bir enerji krizine yol açtı. Başta Almanya, kapattığı kömür santrallerini yeniden devreye sokacağını Şansölye Merz aracılığı ile dünyaya duyurdu. Merz, Almanya’nın taahhüt ettiği 2038 nihai kömür çıkış tarihine değinmeden, Almanya’nın enerji arz güvenliğini sağlamak için mevcut santrallerin kapatılmasının yavaşlatılması gerektiğini savunmaya başladı. Merz, Avrupa’nın yeşil enerji planlarının zorlaştığını vurgulayarak mevcut kömür santrallerinin daha uzun süre şebekeye bağlı kalması gerekebileceğini de ifade etti. Merz bilindiği gibi Schulz döneminde Nükleer santrallerin kapatılmasına da karşı çıkmıştı. Büyük kömür yataklarına sahip İngiltere ve Polonya’nın da benzer politikalar izleyeceği ifade edilmektedir.
Önemli doğalgaz ve petrol yataklarına sahip olmayan ülkemiz, kömür santrallerimizin kapatılmasıyla ilgili AB’ye herhangi bir takvim vermemiştir. Ancak bu takvimi vermemiş olsa da atmosfere yayılan karbondioksit, kükürt ve metan gazı sebebiyle AB’nin uygulamaya koyduğu “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” sebebiyle “Karbon Sertifikası” adı altında belli cezalar ödediği ve ödeyeceği de aşikardır. Bu sistem, Avrupa Birliği'nin (AB) "Yeşil Mutabakat" kapsamında, ithal edilen karbon yoğun ürünlere, üretim sürecindeki karbon emisyonları oranında mali yükümlülük (karbon vergisi) getiren bir sistemdir. 1 Ekim 2023'te geçiş dönemi başlayan uygulama, 1 Ocak 2026'dan itibaren tam olarak yürürlüğe girmiştir.
Kömür Türkiye için neden önemlidir?
Kömür ısınma için yakıt olmasının yanı sıra elektrik üretiminde kullanılması açısından çok önemlidir. Ülkemizde de 2026 yılı başı itibariyle üretilen elektrik miktarının yüzde 40’ı kömürden üretilmektedir (Tablo 1). Bu miktarın yüzde 24,69 miktarı da maalesef ithal ettiğimiz kömürden üretilmektedir. Üretilen elektriğin yüzde 36 kadarlık kısmının da ithal doğalgazdan üretildiğini düşünürsek, elektrik üretiminde dış kaynaklara ne kadar fazla bağlı olduğumuz rahatlıkla görülebilir. Bu bakımdan mevcut kömürlerimizi çevreyi kirletmeden kullanmanın kimyasal usul ve şeklini mutlaka bulmalıyız.
Kömür rezervlerimiz ve anlaşılmayan rakamlar
Hükümetimizin resmi beyanlarına göre ülkemizde yaklaşık 22 milyar ton kömür bulunmaktadır. Bu kömür rezervinin yüksek kalori değerine sahip 1,5 milyar tonu hariç tamamı linyit özelliğindedir. Tabloya dikkatlice bakıldığında taşkömürü rezervimizin 2003 tarihten itibaren hiç artmadığı, aksine az da olsa azaldığı görülmektedir (Tablo 2). Bunun aksine kalorisi düşük, kül ve kükürt miktarı fazla olan linyitlerimizin miktarı 2010 yıllarından başlayarak sürekli olarak arttığı veya arttırıldığı gözlenmiştir! Hükümetimiz 15 yıl gibi kısa zamanda mevcut 8,3 milyar ton rezervimize ek 13 milyar ton daha bulduğunu ifade etmektedir. Öncelikle bu rezervin “Görünür rezerv” olup olmadığı da hiçbir makalede belirtilmemektedir. Rezerv tanımında, üçüncü boyutu sondajlarla desteklenen “Görünür rezerv” dışında “Muhtemel rezerv” ve “ Mümkün rezerv” olmak üzere biraz spekülasyona, tahmine dayanan rezerv tipleri de vardır. Dolayısıyla verilen rakamlar çok inandırıcı gözükmemektedir. Hükümet veya onlara bilgi sağlayan bürokratlar rakamları şişirmişe benzemektedir.
ETKB resmi sitesine göre, bu rakam mevcut Hükümet döneminde 21 Milyar tona çıkarılarak büyük bir mühendislik mucizesi(!) gösterilmiştir. Bir başka deyişle bütün Cumhuriyet döneminde bulunandan çok daha fazla son 15 yılda bulunmuştur. Esasında Hükümet tarafından yapılmak istenen şey, Linyit ile çalışan Termik santrallerinin önünü açmak için yeni rezervler bulduk haberini yaymaktan başka bir şey değildir. Termik santral izinlerin verilebilmesini haklı gösterebilmek için yeni rezervlerin bulunduğu ilan edilmeli, toplum hazırlanmalıdır!
İddia edildiği gibi 15 yıl gibi kısa bir sürede 13 milyar ton fazla rezerv bulundu ise kömür sektöründe çalışan işçi sayısının da bir hayli artmış olması beklenir. TKİ ve TTK verilerine göre Hükümetimizin iş başına geldiği 2002 yılından 55.400 olan kömür çalışanı-işçisi 2026 yılında 33.400 kişiye düşmüştür ( Tablo 3).
Bütün bu gerçeklerin dışında anlaşılamayan bir diğer husus daha vardır; Hükümet bir yandan AB ile Çevre mutabakatını imzalarken, diğer yandan mevcut kullanım şekliyle atmosferi kirletmesi kesin olan linyit araştırmalarını niçin sürdürmektedir?
Kömür kullanan termik santrallerimiz ve problemlerimiz
Ülkemizde İthal kömür ve linyit kullanan termik santrallerimizin gücü 2024 ve 2025 yılı rakamlarına bakılarak 22.000 MW gücündedir. 2025 verilerine göre 75 milyon ton yerli linyit ve taşkömürü yakılarak 48 TWh elektrik enerjisi elde edilmiştir( Tablo 4).
Termik santrallerimizde her yıl ortalama 70 – 80 milyon ton Düşük kalorili Linyit (Yerli) kullanılmaktadır ve bunun elektrik üretimimizdeki payı yaklaşık yüzde 14 - yüzde 15 seviyelerindedir. Bu linyitler maden sahalarına yakın santrallerde kullanılır. Yüksek kalorili İthal Kömür ise ortalama 30 – 35 ton kullanılır ve elektrik üretimimizdeki payı yüzde 20 - yüzde 22 seviyelerindedir. Bu kaliteli kömürler havayı daha az kirlettiğinden, biraz da turistler sıkıntı duymasın diye(!) genellikle kıyı bölgelerindeki santrallerde yakılır! Yerli Taş Kömürü ise yaklaşık 1.5 – 2 milyon ton olarak genellikle Zonguldak Çatalağzı santralinde kullanılır.
Termik santraller çevreyi hangi ölçüde
kirletmektedir ve çözümler nelerdir?
Kömüre dayalı termik santrallerin çevreyi kirlettiği birçok kurumca ifade edilmektedir. Çevre Sorunları Vakfının raporuna göre Ülkemizde 100 MW gücünde bir termik santral bir yıl içinde 45.000 ton kükürt dioksit, 26000 ton azot oksit gazı, 750 ton karbon monoksit gazı, 32.500 ton katı partikül, 5660 ton kül, 250 ton hidrokarbon yaymaktadır. Bazı santrallerimizin 1300 MW üzerinde olduğunu düşündüğümüzde oluşacak kirlilik rahatlıkla tahmin edilebilir.
Termik santrallerin filtre takma mecburiyetinin olması ise sadece sade vatandaşı oyalamaktan ibarettir. Termik santrallere filtre takmak da tam çözüm değildir. Zira linyitlerin yakılması sonucu oluşan atıkların hepsi tutulamamaktadır! Desülfürizasyon ünitesi (Flue Gas Desulfurization - FSD) SO2 gazının yüzde 95’ini tutabilmektedir. Bu eski filtreler kömürle çalışan termik santralların NOX, CO, O3 gibi diğer atıklarını filtre etmez. Toz ve kül tutmaya yarayan elektrostatik filtreler yüzde 95 - 99 oranında işe yarasa da bir termik santralin en sık arızalanan üniteleri elektrostatik filtreler olduğundan ve her arıza süresince Santral sahiplerince üretimin durdurulup durdurulmayacağı belirsiz olduğundan, bu ünitelerin ne kadar işe yarayacağı da kuşkuludur.
Takılacak yeni filtrelerin bütün gazları tutacak kabiliyette yeni teknolojilere sahip olması gerekir. Elektrostatik kül-toz tutucu filtreler de her dolduğunda, temizlenmediği sürece üretimi durduran elektronik uyarıcıya sahip olmalıdır. Bu önlemler alınmadığı takdirde santral sahiplerine ağır cezalar getirilmelidir.
Santral çevresindeki tarım topraklarına atılan ve biriken küllerin yaydığı Radon222 gazı önce Polonyum210’a, daha sonra da Kurşun206’ya dönüşerek hem toprağı hem de havayı kirletmektedir. Santral sahipleri bu problemi de ortadan kaldırıcı önlem almak mecburiyetinde bırakılmalıdır.
Bütün olumsuzluklarına rağmen
linyitlerimiz kullanılmalı mı?
Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülkedir. Kendimize yeterli doğalgazımız ve petrolümüz yoktur. Doğalgaz ihtiyacımızın yaklaşık %4’ünü, Petrol ihtiyacımızın yaklaşık %6 kadarı iç üretimle karşılanmaktadır. Kömürlerimizin durumu da malum. Ancak Rusya-Ukrayna ve İran-(ABD+İsrail) savaşı bize çok önemli bir şey öğretmiştir; Enerjide dış ülkelere mümkün olduğu ölçüde bağımlı olmamak. Bu bakımdan biz mevcut kömürlerimizi nasıl daha verimli olarak kullanacağımızı öğrenmeliyiz. Ayrıca yeni enerji üretim modelleri üzerine yatırım yapmalıyız.
Öncelikli olarak Linyitlerimizi gazlaştırma teknikleri üzerine yatırım yapmalıyız.
Linyitlerin gazlaştırılması, Türkiye'deki gibi yüksek küllü ve nemli düşük kaliteli kömürlerin, sınırlı oksijen veya buhar ile yüksek sıcaklıkta sentez gazına (syngas-CO) dönüştürülmesi işlemidir. Bu teknikte genellikle akışkan yataklı gazlaştırıcılar kullanılarak, yüksek nemli linyitlerin kurutulup gazlaştırılması hedeflenir. Oksijensiz veya az oksijenli ortamda termokimyasal dönüşüm ile linyit, H2 ve CO'dan oluşan yanıcı bir gaza dönüşür. Bu teknik geleneksel kömür yakmaya göre daha düşük hava kirliliği oluşturur ve karbon yakalama teknolojilerine de uyumludur.
Bu yöntemle elde edilen sentez gazı, elektrik üretimi, kimyasal madde (metanol, amonyak) üretimi veya sıvı yakıt üretimi için kullanılabilmektedir. Bu konuda Yıldız Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ’de ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Türk bilim insanları ile Hindistanlı bilim insanlarının birlikte yürüttüğü ve Türkiye’deki linyitlere rahatlıkla uygulanabilecek temiz bir şekilde gazlaşmayı sağlayabilecek akışkan yatak prototip çalışması-THERMAX desteklenmeli, “biyolojik çözündürmeden sonra gazlaştırma” gibi projeler için de ciddi maddi kaynak bulunmalıdır. Bu projeler için maddi kaynak öncelikli olarak linyit madeni sahipleri ve termik santral sahiplerinden temin edilmelidir. Devletin bu konuda yaptırıcılığı önemlidir. Kömürlerin nimetini isteyenlerin külfetine de katlanmaları gerekir.
Çimento fabrikalarında çevreyi farklı şekilde kirleten petrokok yerine kalorisi yüksek linyitler kullanılmalıdır.
Türkiye'deki çimento fabrikalarında petrokok kullanımı, çevre mevzuatındaki düzenlemelere bağlı olarak kademeli bir izin sürecine tabi tutulmuştur. Türkiye'de çimento üretiminde petrokok kullanımı 1983 yılından itibaren teknik olarak uygulanmaya başlanmış, linyit kömürüne belirli oranlarda (yüzde 30-60) karıştırılarak yakılmasına izin verilmiştir. Çevre Bakanlığı ve Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) arasında imzalanan "Çimento Sanayi Çevre Deklarasyonu" ile fabrikaların teknolojik yeniliklere uyumu ve emisyon izinleri çerçevesinde yakıt kullanımı 10 Şubat 1993’te standartlaştırılmıştır. Bakanlığın 24 Şubat 2011’de yayımladığı 2011/4 sayılı genelge, kalsine edilmemiş ithal petrokokun çimento ve kireç fabrikalarına tahsisat şartlarını ve kullanım esaslarını belirleyen ana düzenlemedir. Bu düzenlemeler yeniden gözden geçirilmeli ve çimento fabrikalarında Linyit kullanımı sağlanmalıdır.
Çok düşük kalorili linyitlerden (Leonardit) gübre yapılabilir.
Ülkemizdeki Linyitlerin yakıt olarak kullanılamayan 1000 kilo kalori altında bulunan kısımları Leonardit olarak adlandırılmaktadır. Leonardit madeni hümik asitlerin temel hammaddesidir ve yüzde 40-90 arasında içerdiği yüksek oranlardaki hümik ve fülvik asitlerden dolayı önemli bir ekonomik değere sahiptir.
Dünya’da ve Ülkemizde leonardit madeni en yaygın olarak tarımda, organik toprak düzenleyicisi olarak, kullanılmaktadır. Leonarditin diğer önemli kullanım alanları ise şöyle sıralanabilir; Toprağın ıslah edilmesinde, Sanayi artıklarının kirlettiği toprakların temizlenmesinde, Derin sondajlarda, sondaj çamuru katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, hayvan yemi katkı maddesi olarak et verimini % 400 artırmaktadır. Dökümcülükte; döküm kalıp kumuna katkı malzemesi olarak, Hava ve su filtre sistemlerinde. Kâğıt, boya, mürekkep, çimento, seramik, pil, asfalt, adsorban, kauçuk, ecza (boğaz şurubu) ve kozmetik (el yüz kremleri), enzim immobilasyonu, gres ve yağlayıcılar, köpük giderici endüstrilerinde de kullanılmaktadır.
Bunların dışında; denizlerdeki petrol kirlenmeleri ile sulardaki radyoaktif kirlenmelerin temizlenmesinde, atık su arıtımda ve tıpta kanser dâhil birçok hastalığın önlenmesi veya tedavisi konularında leonarditin kullanımı ile ilgili çok ciddi araştırmalar yapılmaktadır. Tıpta, bazı hastalıklar için araştırma aşaması geçilmiş durumdadır ve leonarditin (hümik asitin) hammadde olarak kullanıldığı ilaçlar kullanılmaya başlanılmıştır. Bu bakımlardan Leonardit Ülkemiz için bir lütuftur ve Leonarditten elde edilecek bütün yan ürünlerin üretilmesi desteklenmelidir.
Özetle ifade etmek gerekirse;
Linyitler Batılı ülkeler istiyor diye vazgeçebileceğimiz bir kaynak değildir. Ancak özellikle çevreye verdiği zararlar en aza indirecek bütün usul ve teknolojiler kullanılmalı ve bu kullanımlar Devletin gerçek kontrolu altında olmalı, aksine davranan, halkı değil sadece firmalarını düşünen termik santral sahiplerine çok ciddi cezalar getirilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde Termik santrallerin atmosfere saldığı kirliliğin başta hamile kadınlarda düşük yapmak, çocuklarda doğum ağırlığı, otizm, diyabet (tip 1), ani bebek ölümü sendromu, astım, koah, bronşiolit ve bronşit gibi solunum hastalıkları, zatürre ve zekâ geriliği gibi sağlık sorunlarına yol açtığı bilinmelidir.
Linyitlerin gazlaştırılarak kullanılması ile ilgili yapılan bütün çalışmalar desteklenmeli bu araştırma fonlarının kömür maden sahipleri ve Termik Santral sahiplerinden alınacağına dair husus acilen kanunlaştırılmalıdır.
Leonarditlerden başta tarım sektörü olmak üzere birçok konuda faydalanmak için yapılan araştırmalar acilen desteklenmelidir. Yılda 4-6 milyon ton gübre ithal ettiğimiz düşünülürse leonarditlerden elde edilebilen sıvı gübrenin önemi ve ülkeye kazandıracağı milyarlarca dolar rahatlıkla tahmin edilebilir.
Tamamen ithal taşkömürü kullanan santrallere %20-30 civarında yerli yüksek kalorili linyit kullanım mecburiyeti getirilerek 2022 yılında 9 milyar dolar seviyelerine kadar çıkan ithal kömür gideri azaltılabilir( Tablo 5).
Gerçekten 21 milyar ton linyit rezervimiz varsa önce bu araziler değerlendirilmelidir. Ülkemiz için, halkımız için çok önemli bir besin kaynağı ve ihraç maddesi olan zeytinlikleri madenciliğe açmak çok yanlış bir karardır. Başta Akbelen olmak üzere birçok zeytinliklerin maden sahasına çevrilmesinden vazgeçilmelidir.
Bütün bunlar yapılsa bile ülkemiz enerji sıkıntısından kurtulamaz. Bu sebeple başta Güneş ve Rüzgâr enerjisi üzerindeki bilinen firmaların tahakkümü ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca, Bor Füzyonu, Tuz bazlı toryum santralleri, “Küçük nükleer reaktör yapımı (Small Nuclear Reactor)” ve nükleer silah yapılamayan Uranyum 238 izotopunun kullanıldığı “Taşınabilir Nükleer Reaktörlerin (Travelling Nuclear Reactor)” yapımı için kaynak ayırarak ülkenin enerji problemi çözülmelidir.
Prof. Dr. Doğan AYDAL
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanvekili ve Başbakanlık Eski Müsteşar Yardımcısı