İş Dünyası

Makine ihracatı 2 ayda 4,4 milyar dolar

Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) tarafından paylaşılan makine imalat sanayi konsolide verilerine göre, Ocak-Şubat aylarında Türkiye'nin serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 4,4 milyar dolar oldu.

Abone Ol

Küresel gelişmeler ışığında enerji verimliliği, endüstriyel otomasyon ve proses modernizasyonu gibi alanlara olan talebin henüz hız kesmediğine dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “Dünyadaki enerji şoklarını makine talebini büsbütün daraltacak bir faktör olarak değil, pandemiden bu yana teknolojik kabiliyetlerini ve değerlerini hayli yükselttiğimiz yeni makinelerimize rağbet gördürecek bir fırsat olarak karşılıyoruz” dedi.

Makine imalat sanayii konsolide verilerine göre, Ocak-Şubat aylarında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 4,4 milyar dolara yükseldi. Miktar bazında makine ihracatının %10,6 gerilediği bu dönemde, KG başına ortalama ihracat fiyatında geçtiğimiz yıla göre sağlanan %16,9 yükselişin etkisiyle değer bazında %4,5 artış sağlandı. Yıllıklandırılmış konsolide makine ihracatı, bir önceki 12 aya göre %2,6 artışla 28,9 milyar dolara yükseldi. Almanya'ya gerçekleştirilen ihracatın %14,9 artışla 561 milyon dolara yükseldiği iki aylık dönemde %57,6 artışın gerçekleştiği ABD'ye yapılan makine ihracatı 370 milyon dolar oldu. %16,4 artış sağlanan İtalya, aylık ortalama 100 milyon dolar eşiğini aşan üçüncü ülke oldu. Gelişmiş ülkelere makine ihracatının arttığı bu dönemde, komşu ülkelerden Rusya’da %32’ye, Irak’ta %44’e yakın düşüşler yaşandı. %11,2’lik artışla 439 milyon dolarlık ihracat kaydedilen içten yanmalı motor ve aksamının ilk sırada yer aldığı iki aylık dönemde, 291 milyon dolar tutarında inşaat ve madencilik makinesi ile 249 milyon dolar tutarında pompa ve kompresör ihracatı gerçekleştirildi. %40,7 ile oransal olarak en fazla artışı sağlayan türbin, turbojet ve hidrolik sistemler ihracatı ABD’de sağlanan artışının ana bileşenini oluşturdu.

“Talebin büsbütün daralmasını değil, nitelikli alanlara kaymasını bekliyoruz”

ABD ile İsrail’in İran’a yönelik yürüttüğü askerî harekâtın enerji maliyetleri, küresel enflasyon ve yatırım iştahı üzerindeki etkilerinin ihracata yansımalarını değerlendiren Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu şunları söyledi:

Dünyada enerji ve lojistik maliyetlerindeki artışın kestirilemez hale gelmesi; mevcut siparişlerin erken veya ertelenerek teslimi gibi kısa vadeli tedbirlerin ötesinde, yatırım planlarının takvimini doğrudan etkileyen bir faktör oluşturuyor. Küresel enflasyon beklentilerindeki yükseliş, merkez bankalarının para politikalarında temkinli davranışlara ve yatırım fonlarında sıkılaşmaya yol açabilecek yeni bir risk alanı doğuruyor. Avrupa Komisyonu küresel ekonomide artan belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki oynaklığın Avrupa ekonomisine stagflasyonist etkilerinin olabileceğine dikkat çekiyor. Ana pazarımızda dile getirilen kaygıları yakından takip etmekle birlikte; enerji verimliliği, endüstriyel otomasyon ve proses modernizasyonu gibi alanlara olan talebin henüz hız kesmediğini gözlemliyoruz. Avrupa Birliği’nin devreye aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması da sürdürülebilir üretim teknolojilerine dönüşümü hızlandırıyor. Dolayısıyla enerji şoklarını makine talebini büsbütün daraltacak bir faktör olarak değil, pandemiden bu yana teknolojik kabiliyetlerini ve değerlerini hayli yükselttiğimiz yeni makinelerimize rağbet gördürecek bir fırsat olarak karşılıyoruz.

“Makineden Savunmaya geçiş trendi güçlü”

Jeopolitik gerilimlerin bir başka sonucunun da savunma sanayii yatırımlarında gözlenecek hızlı yükseliş olacağını belirten Karavelioğlu şunları söyledi:

Avrupa ülkelerinin son yıllarda savunma sanayii ithalatını büyük ölçüde artırarak küresel ölçekte en büyük alıcı konumuna yükselmesi, Birliğin güvenlik mimarisinin köklü biçimde değiştiğini gösteriyor. Savunma sanayii yatırımlarındaki bu genişleme makine sektörü açısından dolaylı ama güçlü bir talep kanalı demek. Çünkü savunma sanayii üretimi; takım tezgâhlarından kaynak, döküm, ısıl işlem, kaplama ve istifleme tesislerine, kauçuk, plastik ve kompozit bileşenlerden test ve ölçüm laboratuvarlarına kadar geniş bir malzeme, makine ve mühendislik ekosistemine dayanıyor. Bir başka ifadeyle bu yatırımlar yalnızca nihai savunma sistemlerinin üretimini değil, bu üretimi mümkün kılan tüm sanayi altyapısının yenilenmesini tetikleyen güçlü bir çarpan etkisi yaratıyor. Avrupa’nın güvenlik harcamalarını artırması yalnızca askeri platform ve mühimmat üretimini değil, bu üretimi mümkün kılan sanayi altyapısının modernizasyonunu ve hatta Almanya’dan başlayarak makine imalatçılarının tedarikçilikten savunma ana sanayiine kaymasını beraberinde getiriyor. Teknolojik rekabetin her aşamasında olduğu gibi, önümüzdeki dönemde de makine imalat sanayiinin stratejik önemi daha görünür hale gelecektir.”

“İmalat sanayii Avrupa’ya entegre ülkeler arasında rekabet sertleşiyor”

Stratejik sektörlerde üretimin Avrupa içinde veya Avrupa tedarik zincirine güçlü biçimde entegre ülkelerde yoğunlaşmasını teşvik eden ‘Made in Europe’ yaklaşımının, çeşitli politika araçlarıyla güçlendirileceğine dikkat çeken Karavelioğlu şunları belirtti:

“Gümrük Birliği ülkelerinin de kapsama alınması planlanan Sanayi Hızlandırma Yasası taslağı; enerji yoğun sanayiler, otomotiv ve net-sıfır teknolojileri gibi stratejik alanlarda üretimi hızlandırmayı amaçlarken, kamu alımlarında düşük karbonlu üretimi ve Avrupa menşeli malları teşvik eden kriterler öngörüyor. Avrupa Komisyonu ayrıca, yerli üretimi önceleyen politika araçlarıyla imalat sektörünün AB GSYİH’nda %14,3’e kadar gerileyen payını 2035 yılına kadar %20 seviyesine yükseltmeyi amaçlıyor. Türkiye’nin Gümrük Birliği sayesinde bu üretim ekosisteminin doğal bir parçası olması çok önemli bir avantaj; ancak Birliğin Hindistan ve MERCOSUR gibi ses getiren STA’larla iç pazarındaki rekabeti genişlettiğini görmek durumundayız. Dolayısıyla Avrupa ile kurduğumuz üretim entegrasyonunu korumak ve derinleştirmek, Ar-Ge ve yüksek katma değerli üretim kapasitemizi güçlendirerek küresel rekabette konumumuzu sağlamlaştırmak açısından çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Değişen küresel sanayi mimarisinde güvenilir bir mühendislik ve teknoloji ortağı olarak kalıcı bir yer edinme çabamızda, yurt içi üretim koşullarının iyileşmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.

Karavelioğlu sanayisizleşme sürecindeki sancıların en belirgin örneklerinden birinin Almanya’da görüldüğüne dikkat çekerek, “Almanya gibi, bugüne kadar küresel liderlik yürütmüş bir sanayi aktörünün, 2025 yılında makine ve tesis mühendisliği sektöründe %2’nin üzerinde istihdam kaybı yaşaması ve üretimindeki gerileme, Avrupa’nın sanayi merkezlerinin bile küresel rekabet baskısı altında yeniden konumlanmak zorunda kaldığını gösteriyor. Çin’in kural tanımaz stratejileriyle Avrupalı üreticileri kendi pazarlarında dahi zaafa uğratması, makine imalatçılarını daha fazla inovasyon, dijitalleşme ve niş üretim alanlarına yönelmeye zorluyor. Bu sancılı süreçte, AB’nin önlemlerini kırmak amacıyla Türkiye rotasını kullanabilecek Çin mallarının yolunu kesmek, hem Gümrük Birliğinin hem de güvenilir bir ortak olmanın mecburiyetidir” dedi.

“Hormonlu Çin makinelerine tedbir dayanmıyor”

2025 yılında Türkiye’de imalat sanayii üretimi %2,5 artarken makine üretiminin %6,7 gerilemesinin yatırım süreçleri ve iç pazar dinamiklerindeki asimetriyi ortaya koyduğunu belirten Karavelioğlu sözlerini şöyle tamamladı:

“Ocak ayında ithalat artarken makine üretiminin aylık bazda %10 düşmesi ve kapasite kullanım oranının geçen yıl ortasında dip yaptığı %63’lü seviyesine yeniden gerilemesi, iç pazar rekabetindeki çarpıklığı gözler önüne sermekle kalmıyor; örtülü devlet destekleri ve tek yönlü ticaret ile pazarımızı domine eden ‘hormonlu’ Çin mallarının, haksız rekabete karşı geliştirdiğimiz bütün tedbirleri kolayca bertaraf ettiğini de gösteriyor. Yüksek yerlilik oranıyla enflasyondan en fazla etkilenen sektörlerden biri olan makine imalatı istihdam ve ölçek kayıplarıyla baş etmekte güçlük çekerken; Ocak ayında yıllıklandırılmış makine ithalatının bir önceki aya göre %5,6 artarak 46,5 milyar dolara çıkmasını, sivil ve askeri savunma alanında kritik işlev üstlenen teknoloji ekosistemimizin sürdürülebilirliğine yönelik açık bir tehdit olarak algılıyoruz. Doğudan makine ithalatımız AB’nin radarına girmişken Batının ‘Adil veya Karşılıklı Ticaret’ nosyonlarının ana göstergeleri haline gelen ilave gümrük vergilerinde bizim de ihmal edilemez oranlar uygulamamız artık kaçınılmaz görünüyor.

{ "vars": { "account": "G-3HWH7J6WBF" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }