Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, 'Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda müttefiklerine ve ortaklarına da katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir' dedi.
Ankara'nın ev sahipliğinde düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, transatlantik savunma üretimi ve yatırımların ön planda olacağı Savunma Sanayii Forumu'yla başladı.
'Ülkeler egemenliklerini, hak ve menfaatlerini koruyabilmeleri için; güçlü bir devlet yapısına, etkin bir diplomasiye sahip olmalıdırlar'
NATO Zirvesi kapsamında düzenlenen forumda, ittifakların gelecekteki caydırıcılık ve savunma mimarisini şekillendirecek en kritik alanlardan birini, savunma sanayi kapasitesini, üretim gücünü ve yenilikçi kabiliyetleri ele aldıklarından bahseden Güler, 'Ülkeler; egemenliklerini, hak ve menfaatlerini koruyabilmeleri için; güçlü bir devlet yapısına, etkin bir diplomasiye, caydırıcı bir askerî kapasiteye ve sürdürülebilir bir savunma sanayii ekosistemine sahip olmalıdırlar. Bu çerçevede NATO'nun kolektif savunma anlayışı ve müttefikler arasındaki dayanışma ruhu ve birlikte hareket etme kararlılığı, bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu kararlılığı destekleyen üretim kapasitesi, mühimmat stoku, platform modernizasyonu, sürdürülebilir tedarik zincirleri ve hızlı uyum sağlayabilen sanayi ekosistemi de bir o kadar hayatidir. Nitekim, Ukrayna'daki savaş, modern harp ortamında mühimmat tedarik hızının, insansız sistemlerin, hava ve füze savunmasının, elektronik harbin ve hızlı inovasyonun ne kadar belirleyici olduğunu göstermiştir' ifadelerinde bulundu.
Son dönemde Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler ise ulaştırma hatları güvenliği ile tedarik zinciri yönetiminin artık savunma planlamasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Güler, zirvesinin ana hedeflerinden biri de müttefiklerin savunma yatırımlarındaki artışlarını göstermeleri, yeni yetenek hedeflerine ulaşmaları, üretim kapasitelerini büyütmeleri ve daha güçlü, daha yenilikçi, daha dayanıklı bir transatlantik savunma sanayi tabanı inşa etmeleri olduğunu belirtti.
Güler, Türkiye'nin savunma sanayindeki yerli ve millî üretim kapasitesinin, mühendislik altyapısının küresel ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştığını vurguladı.
'Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, müttefiklerine de katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir'
Güler konuşmasında, 'Bugün kara, deniz ve hava platformlarından insansız sistemlere; elektronik harp kabiliyetlerinden hava savunma çözümlerine kadar geniş bir alanda önemli yetkinliklere sahibiz. Nitekim tersanelerimizde onlarca askerî gemi eş zamanlı olarak inşa edilmektedir. Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda müttefiklerine ve ortaklarına da katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir. Kara gücümüzün modernizasyonu kapsamında ALTAY ana muharebe tankımızın seri üretim safhası, zırhlı kara araçları alanında ulaştığımız teknolojik ve endüstriyel seviyenin somut göstergesidir. KAAN programı, hava harekât alanında Türkiye'nin yüksek teknolojiye dayalı muharip hava platformları geliştirme kapasitesinde yeni bir lige çıktığını göstermektedir' dedi.
ROKETSAN'ın yeni üretim ve entegrasyon yatırımlarıyla füze ve mühimmat üretim kapasitesini önemli ölçüde büyüttüklerinden bahseden Güler, 'ASELSAN ve HAVELSAN gibi şirketlerimizin radar, elektronik harp, haberleşme, komuta-kontrol, yazılım, simülasyon ve yapay zekâ destekli sistemler alanındaki yatırımları ise savunma sanayi kapasitemizi yalnızca nicelik olarak değil, nitelik olarak da ileri taşımaktadır. Tüm bunlarla birlikte, NATO'nun yüzde 5 savunma yatırım taahhüdünü de önemli görüyoruz. Zira bu taahhüt, aynı zamanda İttifakın caydırıcılığını güçlendirme, savunma üretimini ölçeklendirme ve ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri zamanında sahaya yansıtma iradesinin somut göstergesidir' ifadelerini kullandı.