Ekovitrin Dergisi Şubat 2026

Venezuela, Maduro, Petrol ve Emperyalist ABD’nin Görünmez Tuzakları

Abone Ol

Son aylarda en sık konuşulan konuların başında Venezuela’daki olaylar ve seçimle gelmiş bir Başkan’ın, Maduro’nun, ABD güçleri tarafından kaçırılmasıdır. Maduro hakkında yazılı ve görsel medyanın oluşturduğu resme bakıldığında, dünya ülkeleri yöneticilerinin birçoğu net ifade etmese de ABD’nin bu usulsüz jandarmalığını doğru bulmuş ve/veya ses çıkartamamışlardır. Birçok kişi Maduro yönetiminin bu hâle nasıl geldiğini sorgulamamıştır. ABD zorbalığının altında yatan gerekçeler de hiç sorgulanmamış, sonuçta Trump adeta Venezuela’nın kurtarıcısı gibi gösterilmiştir.

Venezuela olaylarındaki gelişimlere baktığımızda da türlü ABD tuzaklarının yıllar önceden kurulduğunu görmekteyiz. Venezuela olaylarındaki bazı gerçekleri görmek için çok eskilere değil ama öncelikli olarak 1958-1988 dönemindeki iki partili sistemin üçüncü partilerin gelişimini engellediğini görmemiz gerekmektedir. Sırayla iki partiden birinin seçimi kazanmasının ülkeye yeni, önemli bir politik bakış kazandırmadığı görülmüştür. 1988-1989 arasında sistem çökmüş ve ülke IMF’nin eline düşmüştür. IMF’nin reçetesi bellidir.

IMF’NİN ÜLKELERE DAYATMALARI

IMF, öncelikli olarak faiz oranlarının serbest bırakılmasını, kamu hizmetlerine uygulanan vergilerin artırılmasını, ithalat vergilerinin büyük ölçüde kaldırılmasını, bütçe açığında indirime gidilmesini ve yabancı firmalara kârlarının tamamını kendi ülkelerine aktarabilmesini sağlayan yeni-liberal politikaları dayatmıştır. Sonuçta enflasyon %80’i geçmiş, işsizlik ilk yıl %14’ü aşmış, ülkede yoksul sayısı %80’lere ulaşmıştır. Bu satırları yazarken ülkemizdeki eski ve yeni tecrübelerimize ne kadar benzediğini fark etmişsinizdir. Venezuela olaylarından çıkaracağımız çok önemli tecrübeler olmalıdır.

İktidara gelişi biraz sıkıntılı olsa da Hugo Chávez dönemi, Venezuela halkının önemli ölçüde rahata ulaştığı bir dönemdir. Bu bakımdan Hugo Chávez’in başkanlık dönemini (2 Şubat 1999 – 11 Nisan 2002, 14 Nisan 2002 – 5 Mart 2013) anlamak gerekir. Hugo Chávez üç kez seçime girmiş ve bu seçimleri sırasıyla %56, %59 ve %58 oy oranlarıyla kazanmıştır. Bu dönemde ülke petrol gelirlerinden halka önemli ölçüde pay ayrılmış ve ülke on dört yıllık bir refah dönemine girmiştir. Ancak bu parlak dönemin ikinci evresinde bile çıkarları bozulan iş insanları, sendikalar ve bazı ordu mensupları ile sivil toplumun ABD yanlısı unsurları 2002’de Chávez’i darbe ile başkanlıktan düşürmüşlerdir. Ancak Chávez, halk ve ordu desteği ile 48 saat içerisinde görevine geri getirilmiştir. ABD’nin bu darbedeki rolü çok tartışılsa da ispat edilememiştir.

ABD’YE OLAN BAĞIMLILIĞIN AZALTILMASI

Chávez yönetimine kadar Venezuela petrollerinin en önemli müşterisi ABD idi ve petrol alış-satış fiyatlarını kontrol ediyordu. Chávez yönetiminin en önemli kararı, ABD’ye olan bağımlılığı azaltabilmek ve ABD’nin petrol fiyatları konusundaki belirleyici rolünü engelleyebilmek amacıyla Çin, Hindistan ve Rusya gibi önemli ülkelerle anlaşmalar yapmasıydı.

Chávez’in en önemli politik eksikliği, petrol dışında Venezuela’ya gelir getirecek farklı kaynakları —özellikle tarım ve madenciliği— çok geliştirecek politikaları uygulayamaması olmuştur. Halka petrol gelirlerinden çok pay ayrılmış; üretim artmadığından ve ithalatlar yurt dışı etkenler sebebiyle engellendiğinden piyasadaki malların fiyatı çok artmış ve enflasyon körüklenmiştir.

MADURO, CHÁVEZ’İN YOLUNDAN GİTTİ

Maduro döneminde de bu politika devam etti. ABD’nin bunu kolay kolay kabul etmesi mümkün değildi ve Ocak 2019’da Trump yönetimi Venezuela’nın millî petrol şirketi PDVSA’ya yaptırım uygulama kararı aldı. Sadece bu sebeple Venezuela yaklaşık 12 milyar dolar kayba uğradı. Aynı yıl 17 Nisan’da Birleşik Devletler Hazine Bakanlığı Venezuela Merkez Bankası’na yaptırım uyguladı. Haziran ayında Deutsche Bank ve Citibank, Venezuela hükûmetinin borçlarını ödeyememesi nedeniyle 1,4 milyar dolarlık altın rezervine el koydu.

Gelir-gider dengesi 2008’deki krizle sarsılan Venezuela, petrol fiyatlarının düşüşü ve ABD politikaları sebebiyle yeniden krize girince halk hükûmetten desteğini çekmeye başladı. Halk olayları başlayıp hükûmet sert tedbirler alınca, tam da ABD’nin istediği ortam oluşmuş oldu. “Uyuşturucu gemileri Venezuela kıyısından geçiyor” ile başlayan bahaneler, seçilmiş bir başkanın —Maduro’nun— uluslararası teamüller dışında ABD güçleri tarafından kaçırılması ile son buldu. ABD, “Venezuela petrollerini ben yöneteceğim” dedi ve dünya devletlerinin önemli sayılacak bir itirazı da maalesef olmadı.

PETROLÜN VENEZUELA OLAYLARINDAKİ ROLÜ

Venezuela’nın en önemli gelirinin petrol olduğu ve uluslararası kuruluşlarca hazırlanan raporlara göre dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin %17,17’sine sahip olduğu bilinmektedir (Şekil 1). Petrol zengini olan Irak ve Kuveyt’in başına gelenlerin Venezuela’nın başına gelmemesi mümkün değildi. Dün Irak ve Kuveyt’in, bugün Venezuela’nın başına gelenlerin yarın petrol zengini İran’ın ve hatta Kanada’nın başına gelmeyeceğini kimse garanti edemez. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri şimdilik trilyon dolarlık ABD silahları alarak ve İsrail’i korumak için “Abraham Accords” anlaşmasına imza atarak kendilerini kurtardıklarını sanmaktadırlar.

ABD’NİN PETROLDEKİ GEREKÇELERİ NELER?

Birbirinin verilerini büyük ölçüde doğrulayan “Dünya Enerjisi İstatistiksel Değerlendirmesi”, “British Petroleum”, “ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA)” ve “Oil & Gas Journal” raporlarına göre, ispatlanmış dünya petrol rezervi 1.765.151.568.000 varildir. Altı varil yaklaşık olarak bir ton petrol ettiğinde, dünya rezervi yaklaşık 295 milyar tondur. Dünya yıllık tüketiminin yaklaşık 14-15 milyar ton olduğu düşünüldüğünde, dünya petrolünün ortalama ömrünün 19-21 yıl arasında olacağı görülecektir.

Yeni bulunan petrol yataklarının rezervlere katkısı çok azalmış, buna karşılık Çin ve Hindistan’ın refah seviyelerinin artışı araç sayısını, dolayısıyla petrol tüketimini çok artırmıştır. Gelişmiş ülkelerin büyük bir hızla elektrikli araçlara dönme arzusunun altında yatan sebep de esasen budur. Ancak nadir toprak elementlerinde ve çip üretimindeki Çin hâkimiyeti, bu yönde de bazı sıkıntılar olacağını açıkça göstermektedir. Bu durumun farkına varan ABD, hangi şekilde olursa olsun mevcut petrol rezervlerinin çoğunu ele geçirmek istemektedir. Irak, Kuveyt, Venezuela hatta çok fazla petrol rezervi olmamasına rağmen Suriye olaylarının arkasında yatan gerçek sebep de budur: petrol.

PETROL FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞÜN SEBEBİ NEDİR?

Azalan, tükenmekte olan petrolün varil başı fiyatının da gittikçe artması normaldir. Ancak fiyatlara bakıldığında, bu durumun aksi bir seyir izlediği ve bir zamanlar 140 dolar seviyelerine yükselen Brent petrolün varil fiyatının bugünlerde 62-63 dolar seviyesine indiği görülmektedir.

Bu paradoksun birkaç temel sebebi vardır. ABD, öncelikle rakip gördüğü ve önemli rezervlere sahip Rusya ve İran’ın petrol satışlarından elde edecekleri geliri en aza indirmek istemektedir. Yine rakip gördüğü Çin’in petrole ulaşımını engellemek için Büyük Orta Doğu Projesi gibi projeler geliştirmektedir. 2010 Aralık ile 2011 Şubat arasında sadece iki ay içinde “Arap Baharı” adı altında başlatılan ve petrolce çok zengin Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri başta olmak üzere 22 ülkeyi etkileyen olayların altında yatan sebep de esasında azalan petrol kaynaklarını ele geçirme projesidir. Yakın zamandaki Sudan, Venezuela ve petrolce zengin Somali Ogaden bölgesini ele geçirmek için savaş çıkarılması ve/veya darbeler yapılmasının sebebi de aynı gerekçelere dayanmaktadır.

Fiyatların düşük tutulmasının altında yatan belki de en önemli sebeplerden biri, ABD’nin çok büyük ölçüde petrol stokları oluşturmasıdır. Petrol tükenmeye çok yaklaştığında, petrolün varil fiyatının 200-300 dolarlara çıkması sürpriz olmamalıdır. Bu proje ile stoktaki petrolün değeri en az %500 artacaktır. İstedikleri ülkeye petrol satışı yaparak ya da yapmayarak dünyaya hükmetme, istemedikleri hükûmetleri devirme imkânları oluşacaktır. Bu proje ile sadece Rusya, İran ve Çin değil, Avrupa ülkeleri de ABD’ye muhtaç hâle gelecektir. Kısaca petrolsüz bir dünyada siyasi mekanizmalar ve dengeler bütünüyle değişmiş olacaktır.

ABD’DEN ELEKTRİKLİ ARAÇ ÜRETİMİNE ENGEL

Petrolün azalmakta olduğunu gören ülkeler, yıllar önceden başlayarak artan sayılarda elektrikli araç üretimine yönelmişlerdir. Ancak bu sefer de karşılarına bu araçlarda kullanılan nikel, kobalt, lityum ve manganez gibi elementlerin nereden temin edileceği sorusu çıkmıştır. Dünyada lityum rezervi açısından 39 milyon tonla Bolivya ilk sırada yer alırken, Şili 19,9 milyon tonla ikinci sırada, Arjantin 12 milyon tonla üçüncü sırada, İran ise son keşifle dördüncü sırada yer almaktadır. Lityuma talep arttıkça bu ülkelerde huzursuzluk çıkması kaçınılmazdır.

Sadece bu elementler değil, elektrikli araçların motorlarında özellikle kullanılan nadir toprak elementleri için de şimdilik görünmez bir ticari savaş başlamıştır. Nadir toprak elementleri, elektrikli araçların elektrik motorlarında neodimyum-demir-boron (NdFeB) mıknatısları olarak kullanılmaktadır. Bu mıknatıslar, elektrikli araçların verimliliğini ve menzilini artırmak, daha hafif ve güçlü motorlar üretmek açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca yüksek sıcaklıklarda manyetizmanın korunması, dayanıklılığın artırılması, daha yüksek manyetik alan oluşturulması ve motor performansının yükseltilmesi için praseodimyum, terbiyum ve disprosyum gibi nadir toprak elementlerine ihtiyaç vardır.

Bu elementlere yalnızca elektrikli araç motorlarında değil; güdümlü füze yapımında, savaş uçaklarında, taşınabilir X-ray cihazlarında, uzay araçlarında, uydu enerji ve termal sistemlerinde, rüzgâr türbinlerinde ve nükleer reaktörlerde de ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle ABD’nin, bu gerekçelerle bazı ülkelerde olaylar çıkarması, işgaller yapması veya Grönland örneğinde olduğu gibi iltihak girişimlerinde bulunması kaçınılmaz görünmektedir (Şekil 2). Eskişehir Mihalıççık’taki nadir toprak element rezervlerini ele geçirmek için ABD ve Çin arasındaki rekabet de göz ardı edilmemelidir.

VENEZUELA’DAKİ MADENLERİN DARBEDEKİ ÖNEMİ NEDİR?

Venezuela hükûmetinin 2018 yılı resmî verilerine göre ülkede yaklaşık 3 milyar metrik ton onaylı kömür rezervi, 14,68 milyar metrik tonu kanıtlanmış 3,6 milyar ton demir cevheri, 407 bin 885 metrik ton nikel rezervi, 99,4 milyon metrik ton alüminyum cevheri (boksit) bulunmaktadır. Orinoco Madencilik Kuşağı’nda 1,020 milyon karat, Guanaimo bölgesinde ise tek başına 275 milyon karat elmas rezervi olduğu bilinmektedir. Ayrıca 2009 yılında Chávez, “mavi altın” olarak da bilinen koltan dâhil olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarını öne çıkarmış ve Venezuela’da büyük bir koltan (tantal ve niyobyum cevheri) rezervi keşfedildiğini açıklamıştır.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’ndan elde edilen bilgilere göre Venezuela’nın nadir toprak elementleri açısından zengin bir ülke olmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu veriler, bir ülkenin iç işlerine karışıp devlet başkanını kaçıracak kadar stratejik ve hemen paraya dönüştürülebilecek zenginlikler değildir. Dolayısıyla bu madenlerin Venezuela olaylarında belirleyici bir etkisinin olmadığı düşünülmektedir.

TÜRKİYE, SÖZ KONUSU SÜREÇTE NELER YAPMALI?

Bu şartlar altında ülkemizin de petrol açısından sıkıntılı süreçler başlamadan önce, en azından ordularımızı iki-üç yıl ayakta tutacak düzeyde stratejik depolama önlemlerini alması hayati bir konudur. Bunun yanı sıra taşınabilir nükleer reaktörler, bor füzyonu, güneş ve rüzgâr enerjisinden enerji elde edilmesine yönelik projelerin önü sonuna kadar açılmalıdır.

Eskişehir Mihalıççık’taki nadir toprak element rezervleri, aynı zamanda toryum elementlerini de içerdiğinden, bu rezervler kesinlikle satılmamalıdır. Siirt–Batman–Hakkâri–Van hattı arasında önemli ölçüde petrol kapanlarının bulunduğu bilinmektedir. Bu bölgeler yabancı yatırımcılara asla açılmamalıdır.

{ "vars": { "account": "G-3HWH7J6WBF" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }