Türkiye Büyük Bir Servet Üzerinde Oturuyor!

Kalkınmamız lâzım… Büyümemiz lâzım… Halkımızı refaha ulaştırmamız lâzım, deniyor… Ama, sözün devamında, “Madencilik sektörü olmadan hiç kimse kalkınmadan, zenginleşmeden bahsedemez” denemiyor! Madencilik politikası ve maden hukuku ekonominin can damarı, demek istiyorum”

Abone Ol

Bu ay madencilik üzerinde duralım!

Gelişmiş ülkelere bakıldığında işin temeli madencilik üzerinde yoğunlaşıyor. Bugün dijitalleşme diye yanıp tutuşan dünya, maden olmasa dijitalleşmenin “d”sini göremez! Geçmiş yıllarda kaleme aldığım bu yazıyı bir kez daha gündeme almaktan üzüntü duyuyorum; ancak bir taraftan da ikaz niteliği taşıdığından seviniyorum!

Kalkınmamız lâzım… Büyümemiz lâzım… Halkımızı refaha ulaştırmamız lâzım, deniyor… Ama sözün devamında, “Madencilik sektörü olmadan hiç kimse kalkınmadan, zenginleşmeden bahsedemez” denemiyor!

Madencilik politikası ve maden hukuku ekonominin can damarı… Ekonominin büyümesi ve sağlamlaştırılması adına madenciliğe uygun mutlaka yeni stratejiler geliştirilmeli, demek istiyorum.

TİCARETİ YAPILAN 90 MADENDEN 77’Sİ BİZDE

Gelişmiş ülkelerdeki madenciliği başka bir zamana bırakarak Türkiye’mizde durum ne, bir projeksiyon yapalım:

Dünyada ticareti yapılan 90 madenden 77’si Türkiye’de… Resmî rakamlara göre; ülkemizde 3 milyar ton bor (dünya rezervlerinin yüzde 72’si), 6 bin 500 ton altın (potansiyelin yüzde 10’una ulaşılabildi), 10,5 milyar ton linyit, 2 milyon ton metal bakır, 1,5 milyar ton demir, 41 milyon ton krom, 151 milyon ton kuvars, 7,2 milyar ton kaya tuzu, 1 milyar ton sodyum sülfat rezervi var…

Ayrıca en büyük zenginlik kaynaklarımızdan mermer ve doğal taşlarda ise yine dünyanın öncü ülkeleri arasındayız. Türkiye’nin 80 bölgesinde 150’den fazla farklı renk, desen ve kalitede mermer rezervleri var. Ülkemizin toplam mermer potansiyeli 5 milyar metreküp civarında.

Özellikle altın rezervi açısından dünya ikincisi olan Türkiye’miz maalesef hâlâ altın ithalatı yaparak ihracat gerçekleştirebiliyor. Yıllık altın ithalatımız 300 ton… İthal ettiğimiz altının yarısını işleyerek ihraç ediyoruz. Üretime gelince… Rezervlerden 95 senede ancak 50 tonu üretilebildi.

DUDAK UÇUKLATACAK BÜYÜKLÜK

Yine jeotermalde Avrupa’da birinciyiz… Doğrudan kullanım açısından küresel sıralamada 4’üncü konumdayız. Hâlen 32 bin MWt jeotermal enerji kapasitesi olan ülkemiz, bunun yalnızca 1739 MWt’sini kullanabiliyor.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve ilgili kurumlar birkaç yıl önce oturmuşlar, hesap etmişler… Sanayi ve teknoloji başta olmak üzere yaklaşık her sektörde kullanılan maden kaynakları hakkıyla işletilebilse ekonomik girdimiz dudak uçuklatacak… İsterseniz yalnızca madencilikten elde edilecek tahmini geliri söyleyeyim… Tamı tamına 2,5 trilyon dolar.

Peki, şu anda madenciliğin mevcut durumu ne, diye sorarsanız… İşte orada biraz durun!.. Cevap vermek için üç kere yutkunmanız lâzım! Madencilik sektörünün gayrisafi millî hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 10, yüzde 20, 25 değil… Sadece yüzde 1,4… Toplam ihracattaki payı ise yüzde 2,6. Sebep, madenciliğin önünü tıkayan engeller!

SEKTÖRÜN ÖNÜNÜ TIKAYAN ENGELLER

Şimdi biraz ayrıntıya gireyim… Neymiş bu sektörün önünü tıkayan engeller?.. Şöyle ki: Birincisi ruhsat alma zorluğu ve bürokrasi… Olay burada bitmiyor… Katma değer dâhil üretimde zorluklar daha fazla… Arazi tahsisi… Çevre izni… Üretim ruhsatı… Ve bu engelleri aşmada harcanacak yüksek maliyetler ve kaybedilecek zaman!..

Ayrıca güvenlik… Sektörde iş kazaları ve meslek hastalıkları oranındaki yükseklik… Maden yataklarının ekonomik işletmeciliğe uygunsuzluğu… Üretimin küçük firmalar tarafından yapılması sebebiyle verimliliğin düşük seviyede olması… Sermaye ve teknolojik güce dayalı zafiyet… Enerji maliyetlerindeki vergi yükü…

Sektörde koordinasyon ve iletişim eksikliği… Üniversite / sanayi iş birliğinin yetersizliği… Dolayısıyla madencilik bizde hep fantezi kalmış. Dolayısıyla mevcut yasalar ve işleyiş, sektörde atılım yapmanın önünü tıkadığından kimse cesaret edip madenciliğe soyunamamış.

6 MİLYAR $’LIK MADEN İHRACATI YETER Mİ?
Sözün özü; 2000 yılında madencilik üretiminin gayri safi milli hasılaya (GSYH) oranı sadece yüzde 1,25’ti. Bu pay dolaylı katkılarla da olsa yüzde 15’ler seviyesinin üzerinde ama Türkiye’nin gerçek potansiyelini göstermekten çok uzak. Zira 2002 yılında 700 milyon dolar olan maden ihracatı bugün ancak 6,2 milyar dolar ile ifade edilebiliyor. Hakikaten, dünya ölçeğinde bu kadar zengin rezervlere sahip ülkemizin 6 milyar dolar gibi küçük rakamlı maden ihracatını insan içine sindiremiyor! İhracatın önemli bir kısmı da doğaltaş…
Büyük bir servet üzerinde oturuyoruz ama gel de anlat! Türkiye, yeraltı kaynakları açısından dünya madenciliğinde adı geçen 130 küsur ülke arasında toplam üretim değeri itibarıyla 28’inci, maden çeşitliliği itibarıyla da 10’uncu sırada. Dolayısıyla sıralama değil, mevcut madencilikteki cılız duruşumuzun sebebi kesinlikle kaynak yetersizliği değil! Mesela sadece Siirt’ten Sivrihisar’a, Beypazarı’ndan Adana’ya, Manisa’dan Hasançelebi’ye kadar sayılabilecek öyle çok örnek var ki… Demek ki zengin kaynaklara sahip olmak yetmiyormuş… Demek ki bu zenginlikleri bulup işletebilecek maharet sahibi insanlara ihtiyaç varmış!

GÜNEY KORE’NİN MÜTHİŞ ÇIKIŞI
Güney Kore ve Japonya’da yeterli maden çıkmaz ama ekonomileri çok güçlü. Yani güçlü ekonomi için illa maden gerekmez. Topraklarında madeni olanlar kalkınır, zenginleşir, diyorum. Madenleri katma değerli işletip ekonomisinin temeli yapanlar kalkınır ve zenginleşir diyorum. Konuyu madeni bol olan Güney Kore’yi de ekleyerek daha netleştireyim… Güney Kore 1953 yılında savaştan çıktığında açlık ve yoksullukla mücadele ediyordu. Bugün gayri safi milli hasılası (GSYH) 1,6 trilyon doları aşmış. Kişi başı 36 bin dolar milli geliri var. Başarısındaki sır: “Yüksek eğitim, çalışkanlık, dünyayı iyi okuma, teknoloji ve istikrarlı büyüme”…
Evet, Güney Kore’nin petrolü ve madenleri yok… Ama bu ülke ithal petrolü rafine edip, petrol ürünleri ihraç eden bir ülke hâline dönüşmüş. Güney Kore ayrıca cevher ithal edip dünyaya çelik ürünleri satıyor. Hatta gemi sanayinde Çin’i bile solladı, dünya liderliğine oturdu. Zengin madenlere sahip Kuzey Kore’de ise ekonomik durum belli! Güney Kore örneğiyle söylemek istediğim şu: Kuzey Kore’nin yeterince madeni var ama dünya ekonomisinde yeri yok. Güney Kore’nin hiç madeni yok fakat dünya ekonomisinde ilk 10’da yer alıyor.

JAPONYA YOKLUKTA NASIL BAŞARDI?
Japonya’nın da GSYH’i 4,5 trilyon dolar… Kişi başı milli gelir 35 bin dolar… Dünyanın 3’üncü büyük ekonomisi… Deprem riski yüksek bir ülke. Çok kısıtlı altın, magnezyum, kömür, petrol ve gümüş rezervlerine sahip Japonya, yeraltı kaynakları açısından ithalata bağımlı. Ancak cevher ithal eden Japonya, çelik, kâğıt ve ileri teknoloji ürünleriyle büyük bir ihracatçı… Ayrıca otomobil, robotik, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve yenilenebilir enerji sektörlerinde oldukça güçlü. Ülke dünyanın en büyük üçüncü binek araç ve gemi üreticisi.
Diğer taraftan ülkenin yüzde 90’ı tarıma uygun değil ancak dünyanın en büyük deniz ürünleri üreticilerinden biri. Hizmet sektörünün de GSYH içindeki payı yüksek… Japonya son yaptığı araştırmalarla, sanayi ve yüksek teknolojide uzun yıllar kendine yetecek itriyum, disprozyum, evropiyum ve terbiyum kaynaklarına sahip olduğunu gördü. Bu madenlerin işletilmesi durumunda Japonya, dünya liderliğine yürüyebilir. Türkiye’de zenginlik bitmez! Tarım ve su ürünleri var… Henüz 100 milyar doları bulamadığımız turizm ise tam anlamıyla açılmamış bir hazine sandığı…

BU MESELENİN ÇÖZÜMÜ NE?
Bu doğrultuda Türkiye özellikle Güney Kore ve Japonya örnekleriyle hareket etmek zorunda… Ya mevcut yer üstü ve yer altı kaynaklarımızı ve madenlerimizi en rantabıl ve katma değerli şekilde işleyeceğiz ya da ithal ettiğimiz hammaddeleri yüksek teknolojiyle rafine ederek, işleyerek DİR yapıp yüksek ihracatçı olacağız… Değerli madenlerimizi, zenginliklerimizi taşı/toprağıyla üç kuruşa satıp dünyaya sermaye yaptırmayacağız!
Özetle, dış ticarette (ithalat/ihracat) yaklaşık 10-12 milyar dolarlık hacme sahip Türk madencilik sektörü, içinde bulunduğu sorunlardan çıkmak için tutunacak bir dal arıyor. Dolayısıyla yasal engeller ve sermaye meselesi çözülmeden sektörü bir adım ileri taşımanın imkânı yok!
Bir vatan evladı olarak, madencilikle ilgili yasal ve finansal atılacak adımların takibindeyiz. Şu ana kadar sondajlar dışında dişe dokunur bir icraatın gerçekleştiğini ve söylemlerin müşahhaslaştığını henüz göremedik ama umudumuzu da yitirmiş değiliz… Madencilik sektörü “agresif ve cesaret verici yeniden yapılanma”yı gündeme taşıyacak müjdeli haberler bekliyor!

{ "vars": { "account": "G-3HWH7J6WBF" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }