Tarihsel Değişime Ne Kadar Hazırız?

Adaletin, hukukun ve merhametin güç zehirlenmesinin eline geçtiği, borçlanmanın kat kat arttığı, hilenin, yalancılığın, öldürücü rekabetin ve tutarsız dış politikaların ağır bastığı, gerilimlerin arttığı ve güç dengelerinin bozulduğu dünyada ansızın farklı bir güne uyanabiliriz.

Abone Ol

Dünyada ülkelerin sınırları değişmeye zorlanırken insanlar jeopolitik hakkında olan biteni, hatta geleceğe dair beklentileri ve sonuçlarını merak ediyor. Geçmişte jeopolitiğin bu kadar konuşulmadığını, ekonomik büyüme ve sermaye akışları üzerinde bu kadar etkili olmadığını gözlemledik. Bundan sonra ne olacak, hangi gelişmelerle karşılaşacağız belli değil. Gelecek yıllar belirsizliğini koruyor. Şayet değişim büyük bir çağlayan ise akıntıya karşı kürek çekmektense söz konusu süreçte devletimize, kendimize, çevremize ve firmamız varsa müşterilerimize faydası dokunacak işlere odaklanmak en doğru yol olacak. Hangi sektörde iş yaparsak yapalım, bundan böyle jeopolitik, teknoloji ve küresel piyasaların kesiştiği ve harmanlandığı bir merkez veya platform olmak; bu çerçevede çıktılar ile ürünler imal etmek, gelecekteki belirsizliklere karşı en iyi savunma kalkanı olacağını ortaya koyuyor. Altı çizilecek olursa; fert veya cemiyet olarak jeopolitik yeteneklerle bezenmek, önce insana sonra teknolojik makineleşmeye yatırım yapmak ayakta kalmanın öncelikli şartı. Geleceğin günümüze verdiği mesaj şu: Jeopolitik ve jeoekonomik döneme ayak uyduranlar ve bu dönemde her türlü savunmasını en iyi şekilde geliştirebilenler ne olursa olsun, geçmişinden ve küllerinden yeniden doğacak, ileriye emin adımlarla yürüyecek.

FARKLI BİR GÜNE UYANABİLİRİZ

Bu dönemde ülke sınırlarının yeniden belirleneceği, tedarik zincirlerinin şekilleneceği, rekabet coğrafyalarının farklı bir şekilde yapılanacağı, yeni yeni kilit kaynak ve ülkelerin ortaya çıkacağı; Orta Doğu’dan Güney Çin Denizi ve Pasifik’e kadar, Grönland, Asya ve Avustralya’dan Güney Amerika’ya, BRICS+ ülkelerinden Afrika’ya kadar dönüşüm geçireceğini söylememek dünyayı anlamamak olur. Söz konusu süreçte hâlen yaşadığımız ve daha uzun zaman etkisini gösterecek jeopolitik ve jeoekonomik rekabetin nerede sonuçlanacağını çözümleyenler gelişmelere karşı bir nebze daha şanslı olabilir. Hülasa, derin tarihsel değişime hazır olun demek istiyorum. Adaletin ve merhametin güç zehirlenmesinin eline geçtiği, borçlanmanın kat kat arttığı, hilenin, yalancılığın, öldürücü rekabetin ve tutarsız dış politikaların ağır bastığı, şiddet ve gerilimlerin arttığı, güç dengelerinin bozulduğu ve her şeyin değişmeye yüz tuttuğu dünyada ansızın farklı bir güne uyanabiliriz!

Dünyanın geçmişten gelen cürufları olan; neoliberaller, rasyonalistler, gelenekçiler, küreselciler ve bilinemeyen fraksiyonlar nasıl konumlanacak, şu anda meçhul! Covid sonrası daha fazla bilinçlenen ve dünyanın gidişatını sorgulayan toplumlar, malum gelişmelere karşı inşallah yeni korunaklı setler oluşturuyorlardır.

ZİHİNLERDEKİ ÇÖZÜMSÜZ SORULAR

Jeopolitik duruş bir güç dengesi midir? Jeopolitiği oluşturan ana etken nedir? Jeopolitiğin arkasında ülkeler mi, sermaye mi, mega zengin aileler mi var? Jeopolitiğin sınırları nereye kadar uzanıyor? Askerî güçler jeopolitiğin neresinde konumlanıyor? Giderek daha da hızlanan jeopolitik değişim her dönem farklı bir hâl alıyorsa değişimi hangi etkenler körüklüyor? Ekonomik ve siyasi gücü harekete geçirenler jeopolitik amaçları için dünya hâkimiyetini mi hedefliyor?

Soruların kısmi cevabını, özet de olsa vermeye çalışayım…

Orta Doğu, Rusya–Ukrayna gerilimi, BRICS+’ın büyümesi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’yle ticaret yollarını elde etme çabası, Afrika’da koloniler oluşturması, ABD–Çin ticaret savaşının farklı bir şekle bürünmesi, ABD’nin Grönland ile nadir elementlere ve yeni ticaret yolları açma hedefi, Venezüela’ya ve ardından İran’ın yer altı zenginliklerine çökme planı, Türkiye, Avustralya ve Brezilya’nın güç gösterileri, dijitalleşmenin hızlandığı dönemde finansal soğuk savaş ve açık deniz rekabeti yeni dünyadaki gelişmelerin altyapısını oluşturan başlıklar şeklinde ele alınabilir.

DÜNYA NEREYE EVRİLİYOR?

Geçen son 30 yıla bakıldığında; dünyanın yaklaşık dörtte bir enerjisini tüketen ABD’nin küresel üretimde gerilediğini görmek mümkün. Diğer yandan Çin’in ise bu alanda ABD’yi geride bırakarak dünyada ticaret ortağı olarak büyük güç şeklinde ortaya çıkması; bu gelişmelere karşılık ABD başta Batı cephesinin de jeopolitik anlayışını savaşa çevirmesi görünen köyü gösteriyor. Rusya–Ukrayna savaşı, Orta Doğu’da Gazze, Güney Çin Denizi’nde gerginlikler, Venezüela ve İran’daki gelişmeler, BRICS+’ların ekonomide G7’leri geride bırakması, ABD, İngiltere, Almanya ve Japonya gibi dev ülkelerin güç kaybetmelerinin dünyayı bir ateş çemberine doğru sürükleyeceğine dair yorumlar fazlalaşıyor. Dolayısıyla terör örgütlerini de devreye alarak hâlen devam eden vekâlet savaşları ve bölgesel çatışmaların temelinde bahsettiğim fotoğrafın olduğuna dikkat çekmek isterim.

Birçok politika yazarı bu konuya fazla değiniyor. John Mearsheimer kitabında, jeoekonominin zorladığı şartlar dâhilinde büyük devletlerin mevcut güçlerini artırma eğilimine girdiklerini, olası tehditlere karşı güvenliklerini sağlamada çetin bir hegemonya kurmak yoluna gidebileceklerini ifade ediyor. Dış politika uzmanı Henry Kissinger da Batı’daki güç kullanım içgüdüsüne vurgu yaparak Batı’nın inisiyatif almaktan çekinmediğini söylüyor. Özellikle son 10 yıldır kızışan ABD–Çin ticaret savaşının büyük çaplı sıcak bir çatışmaya dönme ihtimalinden bahseden çok sayıda düşünür olduğunu belirtebiliriz.

ETKİ VE TEPKİNİN SONUÇLARI

Söz konusu doğrultuda orta vadede; jeoekonomik ortam yeni ticaret blokları doğurabilir. Yapay zekânın askerî ve ekonomik üstünlük aracı olması bazı ülkelere avantaj sağlayabilir. Orta Doğu’da İsrail’in bölgedeki enerji kaynaklarına konması ve küresel ticaret yollarını elde etme çabası hızlanabilir ve küresel finans birçok ülkeye baskılarını artırabilir. Beraberinde nükleer silahlanmanın arttığını ve kontrolsüz yayıldığını görebiliyoruz. ABD’nin Avrupa’ya her türlü stratejik baskısının Avrupa Birliği’nde ortak bir ordu kuruluşuna sebep olabileceği de değerlendirilebilir. Küresel bazda çok kutuplu, çetin bir rekabet ortamından geçiyoruz. Bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum… 2025’in hastalıkları bu yıl da devam ederse jeoekonomik rekabetin sıcak çatışmalara evrilme ihtimali yüksek görünüyor.

BELİRSİZLİKLER 2026’YA TAŞINDI

Tabii ille de sıcak çatışmalar beklememek lazım… Mücadelenin savaş ve çatışmalar jeopolitiğine bağlı başka araçlarla devam edebileceğini asla unutmayalım. Ulusal çıkar diye savaşanların kimlere hizmet ettiğini iyi görmeli; gerçekçi ve faydalı jeopolitik sonuçları üretmek için gözü doymazlara karşı gereken tedbirler gecikmeden alınmalıdır. Ticaret, enerji, siber, yardım, doğrudan ve finansal yatırımların birer jeoekonomik araç olup olmadığını iyi analiz etmek de bugünün en jeopolitik yaklaşımıdır, diyorum!

Mevcut küresel ortam çalkantılı ve menfaatler uğruna her an değişime odaklı. Sömürmeye alışmış güçlerle, sömürüye karşı direnen güçlerin icra ettikleri jeopolitik güçlerin gerektiğinde şiddeti de planlayarak belirsizliklerle dolu geleceğe hazırlandığını söylemek yanlış olmaz. 21’inci yüzyıl büyük değişimin ilk adımı… Diğer adımlar 22’nci yüzyıla nasıl taşınacak, yaşayanlar görecek!

2025 belirsizlikler yılı olarak kapandı. 2026’nın sorunlara çözüm olabileceğini düşünmek biraz iyimserlik görüntüsü veriyor. Çünkü yıl içi gelişmelere bakıldığında 2026’nın iyi bir şeyi vaat ettiğini görmek zor. Ortada olan tek şey; 2025 yılından kalma belirsizliklerin dayatılması. Yani yeni yıl muhtemelen söz konusu dayatmaların nasıl yönetileceği psikozuyla geçecek.

KIYAMETE YOLCULUK HIZLANDI

Yapay zekâ insanlığın bütün işlerinde yerini alırken ahlaki zafiyetin küreselleşmiş olmasına tepki gösterilse de artık kimse yadırgamıyor. Savaşlarda meskûn mahallerin bombalanarak çoluk çocuk, kadın, genç, ihtiyar demeden insanların paramparça edilmesi; adaletin rafa kalkması; demokratik rejimlerde dahi otoriter rejimlerde yaşananların gözlenmesi sıradan işler hâline geldi. Askerî, politik ve ekonomik gücün fevkalade hareketli olması sebebiyle küresel siyasi sistemin nereye gittiğine yönelik projeksiyon yapmak imkânsız gibi bir şey. Herhâlde kıyamete yolculuk hızlandı!

Türkiye de küreselleşmenin hızıyla farklı bir çizgide yürümüyor. Dünyadakiler kadar ahlaki çöküntü yaşamasa da bu zamana kadar güçlükle elde edilen sermayelerin zevküsefada heba edilmesi, zenginliklerin kumar, fuhuş ve uyuşturucu masalarında bırakılması, tasarruf yönünden zayıf olan Türkiye’ye önemli ikazlar zinciri olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin gerçekçi jeopolitik ve jeoekonomik tespitler yaparak savunmasının yanında; sosyal, ekonomik ve ahlaki çelik kubbesini genişletmek ve daha sağlamlaştırmak birinci ameliyesi olmalı. Liyakat ve hakikatin birçok alanda göz ardı edildiğini gözlemlediğimiz Türkiye’nin üzerine yapışan ahlaki zafiyet çamurunu atarak; temiz eller operasyonlarıyla istikrar ve dengeyi hukuka, adalete, siyasete ve yönetime taşıyıp vicdanları rahatlatmak zorunda olduğumuzu bilmeli ki değişen küresel düzene ayak uydurmada zorluk çekmeyelim.

{ "vars": { "account": "G-3HWH7J6WBF" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }