PERAKENDENİN YÜZDÜRÜLEN FİNANSMAN MODELİ SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?

Abone Ol

Organize perakende sektörü, Türkiye’nin en büyük sektörlerinden biridir. Öncelikle perakende sektörüne genel manada bir tanımla girizgah yapmadan son süreçte yaşanan tıkanıklıkları ele almak lazım. Covid-19 öncesi zaten borçluluğu sorunlu halde olan birçok perakende firması geçen yıldan itibaren oldukça zor bir süreçle mücadele etmektedir. Faiz oranlarındaki artış, bu süreci negatif yönde etkilerken hem perakendeciler hem de AVM’ler oldukça zor günler geçiriyor. Kiraların TL’ye geçiş sürecinden sonra artan döviz sebebiyle, döviz üzerinden borçlarını ödemekte zorlanan AVM’lerin bankalara devredilmesi haberlerini duymaktayız. Düşen karlılık rakamları ile yüksek faizde borçlanan perakendeciler ise öncelikli olarak mağazalarının verimsiz olanlarını kapatmak suretiyle kendilerini korumaya aldılar. Sektördeki en büyük sorun indirime bağımlı hale getirilmiş tüketicinin satın alma refleksinin perakendeciye düşük karlılık olarak yansıması. Faizlerdeki artan oranlar kredilerin ödenmesini güçleştirmektedir. Son 5 yılda yüzünü yurtdışına dönen perakendeciler, Turquality destekleriyle de ülkemize hem döviz girişi sağlarken hem de iyi karlılık ile büyüme modeline geçmişlerdi. Fakat malum pandemi süreci ve tüm dünyadaki kapanmalar bu süreci de olumsuz etkiledi. Borçluluğu çok az olan finansal yapısı sağlam olan perakendecilerin sayısı hızla azalırken, borç yükü içinde sıkıntı çeken firmalar ciddi oranda artış göstermektedir.

PERAKENDE SEKTÖRÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜ

Perakende sektörüne büyüklük anlamında bakacak olursak; Yaklaşık değerlerle; yıllık iş hacmi 80 milyar dolar, mağaza sayısı 100 bin, doğrudan istihdamı da 1 milyon 500 bin kişidir. Türkiye nüfusunun büyük bir kısmının günlük ihtiyaç ve isteklerini karşılamak için ziyaret ettikleri satış ve hizmet alanlarıdır. Organize gıda perakendecileri (BİM, Migros, vs), organize hazır giyim ve marka perakendecileri (Zara/Inditex, LCWaikiki, Beymen, vs), organize kategori mağaza perakendecileri (Koçtaş, Medya&Satürn, vs), organize yeme-içme-kültür-eğlence zincir perakendecileri (Burger King, Cinemax, vs), alışveriş merkezleri (İstinye Park, Zorlu Center, Torunlar, vs) ve organize hizmet perakendecileri (Jones Lang Lasalle Kiralama, Securitas Güvenlik, vs) şeklinde kümelere ayrılan bu sektörün binlerce şirketi, birbirleriyle ya iş ortağı ya rakip ya da komşu olarak ilişki içindedirler. İş hacmi olarak değerde yaklaşık aynı, istihdamda ise daha büyük bir de geleneksel perakende sektörü vardır. Bakkallar, büfeler, manavlar, şarküteriler, küçük marketler, açık pazarlar, cafe ve pastaneler, fırınlar, hırdavatçılar, kırtasiyeciler, mobilya dükkanları, tek şubeli hazır giyimciler, beyaz eşya bayileri, kuyumcular, gözlükçüler, kitapçılar, vs bu grup içindedir. Nitelik olarak farklar gösteriyor olsa da, her iki perakende grubu, halkın günlük ihtiyaç ve isteklerini karşıladıklarından, benzeri ürünler satarlar (Sebze, meyve, et, süt, peynir, deterjan, unlu mamüller, bakliyat ürünleri, içecek, t-shirt, elbise, manto, çanta, saat, takı, çorap, çivi, çekiç, çim biçme makinası, boya, sandalye, cep telefonu, televizyon, buzdolabı, hamburger, vs).

İŞ MODELLERİ VE YÖNETİM ŞEKİLLERİ

Her iki perakende sektöründe de başarılı olmak ve hedeflenen hayat standartlarında itibarlı bir yaşam sürdürmek mümkündür. Bununla birlikte bu iki perakende sektörünün iş modelleri ve yönetim şekilleri birbirlerinden tamamen farklıdır. Geleneksel perakendede işin sahibi (ki aynı zamanda yönetici konumundadır), belirli bir sayıdaki nesneyi havaya atıp tutan, bu esnada en az bir adet nesnenin havada kalmasını sağlayan adeta bir esnaf gibi çalışmak durumundayken, organize perakende yöneticileri ise, benzeri işlevi gören bir ‘’satış ve pazarlama mekanizması’’ kurmak ve işletmek durumunda olan ticari mühendis (perakende mühendisi) kimliğiyle işlerini yapmalıdırlar. Organize perakende sektöründe bu şekilde çalışan yönetim kadrolarına, olağanüstü durumların uzaması durumunda hissedarlar ve iş ortakları tarafından da destek gelir. Örneğin hissedarlar önceden realize ettikleri karları gerekirse sermaye artışı yoluyla şirket içine geri koyarlar. İş ortakları da samimiyet ve karşılıklı mutabakat çerçevesinde makul kolaylıklar sağlarlar. Çünkü onlar bu şirketin iş modeline ve yönetim ekiplerine güven duyar ve faaliyetlerini artırarak sürdürmelerini isterler. Güven duyarlar, çünkü bu şirketlerin yönetim ekipleri, perakendenin altın kuralı olan ‘’peşin satış-vadeli satın alma’’ geleneği nedeniyle yeteri kadar ‘’negatif işletme sermayesi’’ üretirler. Diğer deyişle vadeli aldıkları ürünleri, vade süresi gelmeden çok önce peşin satıp, nakde geçerler. Dolayısıyla işletme sermayesi için banka kredisi kullanmazlar. Faiz giderleri yoktur. Banka kredisini sadece öz sermaye ile finanse edemedikleri yatırımları için kullanırlar(en fazla yüzde 50). Bu kredilerin vadesini ise, o yatırımın geriye dönüş süresiyle ilişkilendirirler (uzun vade). Perakende operasyonları sürekli “artı değer” üretir. Diğer deyişle satış hasılatları ile amortisman, vergi ve faiz hariç diğer masrafları arasındaki fark pozitiftir (Favök=Faiz, amortisman, vergi öncesi kar). Eğer gıda perakendesinde çalışılıyorsa bu oran en az yüzde 5, hazır giyim perakendesinde çalışıyorsa en az yüzde 15’dir. (Aradaki fark, hazır giyim perakende sektöründe stok gün sayısının daha uzun, brüt kar marjının daha yüksek, günlük iş hacminin daha az olmasından kaynaklanır). Şirketlerini bu iki temel eksen üzerine oturtarak ve gerçek tüccar prensipleriyle büyütürler. Bu iki temel eksen üzerinde yönetilen ve büyütülen organize perakende şirketlerinin sayısı ne kadar yüksek olursa devlet kurumları için de o kadar iyidir. Zira olağanüstü ekonomik krizlerde kıt kaynaklarını daha küçük ölçekli çiftçi, sanatkar, esnaf ve yoksul kesime ayırırlar. Bu kaynağa temel teşkil eden vergileri de bu tip başarılı şirketlerden topladı.

GIDADA TALEP ARTIŞI

Gıda perakendecileri tarihlerinde görülmemiş bir talep artışıyla karşı karşıya kaldılar. Raflarına ne koyarlarsa satılıyor. Promosyona neredeyse ihtiyaç duymuyorlar. Müşteriler fiyat etiketleri konusunda eskisine göre daha az duyarlı. Brüt kar marjları da dolayısıyla artıyor. En büyük sorunları, Türkiye’nin gıda hammaddesinde ithalata hayli bağımlı hale gelmesi nedeniyle tedarik zincirinde oluşabilecek tıkanmalar ve çalışanlarının sağlık ve iş motivasyonlarını yüksek seviyede tutabilmeleri. Hazır giyim perakendecileri ile organize yeme-içme şirketleri ve onların ağırlıklı olarak bulundukları alışveriş merkezleri ise kapalı.

Normal satışlarının en iyimser haliyle yüzde 20’sini dijital kanallar üzerinden yapabiliyorlar. Sabit maliyetlerini azaltarak, yaşamlarını sürdürmek durumundalar. Mayıs ayında açıldıklarında müşterilerin nasıl bir reaksiyon verecekleri henüz bilinmiyor.

Güzel bir ay olması dileklerimle.

{ "vars": { "account": "G-3HWH7J6WBF" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }