Bazı şehirler yalnızca tarihiyle değil, ürettiği değerle de öne çıkar. Önemli finans merkezlerinden biri olmasının yanı sıra diplomasi, ticaret, yatırım ve kültürün aynı potada buluştuğu Londra, her ziyaretimde bana farklı bir perspektif kazandırıyor. Bu kez Londra’yı sadece gezen biri olarak değil, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkileri yakından takip eden bir yazar ve iş dünyasının içinde yer alan biri olarak gözlemleme fırsatı buldum. Şehrin sokaklarında gezerken tarihle geleceğin, gelenekle modern ekonominin nasıl uyum içinde ilerlediğini görmek gerçekten etkileyiciydi.
Sabahın ilk saatlerinde Hyde Park’ta yaptığım yürüyüş, Londra’nın yaşam kültürünü anlamak için en güzel başlangıçlardan biri oldu. Hyde Park çevresindeki The Dorchester, The Ritz London ve The Connaught, yalnızca lüks konaklama adresleri değil; uluslararası iş dünyasının ve diplomatik temasların buluşma noktaları. Bu seyahatte The Dorchester’da brunch, The Ritz’te geleneksel Afternoon Tea ve The Connaught’ta akşam yemeği deneyimledim. Mayfair’in efsane restoranı Scott’s ise lezzeti ve zarif atmosferiyle bu deneyimi tamamladı.
Mayfair’de beni en çok gururlandıran durak ise Pelit markasının dördüncü kuşak tarafından açılan Naya oldu. Kapısındaki uzun kuyruk, Türk markalarının Londra’nın en prestijli semtinde gördüğü ilgiyi gözler önüne seriyordu.
Londra’nın simge noktalarından Mayfair’deki, dünyanın en seçkin buluşma adreslerinden Bacchanalia’da, TRT’de yayınlanan ve uluslararası platformlarda büyük ilgi gören Bir Dilek Tut filminin yapımcısı ve yönetmeni Meta Akkaş ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Hollywood’da hazırlıkları süren yeni film projesi üzerine yaptığımız sohbet, Türk sinemasının küresel yolculuğuna dair umut verici bir vizyon ortaya koyarken, ülkemizi Londra’da başarıyla temsil eden değerli isimlerden biriyle daha bir araya gelmekten büyük memnuniyet duydum.
Westminster Sarayı ve Big Ben çevresinde yaptığım ziyaret sırasında ise İngiliz demokrasisinin köklü geçmişini bir kez daha hissettim. Parlamento Binası, yalnızca mimarisiyle değil, güçlü kurumların ve hukukun üstünlüğünün sembolü olmasıyla da dikkat çekiyor. Birleşik Krallık’ın uluslararası yatırımcılar açısından güven veren ekonomik yapısının temelinde de bu kurumsal kültür bulunuyor.
Londra’nın en hareketli bölgelerinden Covent Garden ise sanatın, turizmin, alışverişin ve gastronominin buluştuğu yaşayan bir şehir meydanı. Sokak sanatçıları, tarihi çarşısı ve sürekli devam eden hareketlilik, Londra ekonomisinin sadece finansla sınırlı olmadığını; hizmet ve turizm sektörlerinde de ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Londra ziyaretlerimde ilham aldığım isimlerden biri de Galler Prensesi Catherine oldu. Daha önceki bir Londra programım sırasında Prens William ve Prenses Kate’in halkla buluşmasına tanıklık etmek, Birleşik Krallık’ın gelenek ile modernliği nasıl uyum içinde yaşattığını yakından hissetmemi sağlamıştı. Özellikle Prenses Kate’in zarif ve zamansız stilini her zaman beğeniyle takip ediyorum. Kraliyet Ailesi’nin yalnızca kültürel mirası temsil etmekle kalmayıp, İngiltere’nin turizmden ekonomiye, uluslararası tanıtımdan yumuşak gücüne kadar birçok alanda dünyadaki güçlü konumuna önemli katkılar sunması da ülkenin küresel etkisinin en dikkat çekici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
TABA-AmCham’ın öncülüğünde düzenlenen özel davette, Türk ve İngiliz iş insanları aynı masa etrafında buluştu. Ev sahipliğini Av. Cem Congar’ın üstlendiği organizasyona, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birleşik Krallık Büyükelçisi Sn. Osman Koray Ertaş da katıldı. TABA-AmCham Başkanı Süleyman Ecevit Şanlı’nın yönetimiyle gerçekleşen davette başarılı iş insanları Ulaş Kayacan, Çağrı Koray Öztopçu, Murat Bingöl, Gazeteci Alpaslan Düven, Hafız Mustafa UK Direktörü Ahmet Demir, Levent Börek Direktörü Osman Pullukçu, Hakan Yıldırım, Nasser Salem, Oğuz Karasu, Şerife Kara, Gülfem Gören ve Feraye Özfesoğlu’nun da yer aldığı toplantıda; yatırım fırsatları, finans, teknoloji ve savunma sanayii başta olmak üzere birçok alanda değerlendirmeler yapıldı.
Toplantının ana gündemini ise Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacminin daha da artırılması, yeni yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi, ihracatın güçlendirilmesi ve iki ülke iş dünyasının daha yakın iş birlikleri kurması oluşturdu. Samimi ancak son derece profesyonel atmosferde gerçekleşen görüşmeler, geleceğe yönelik önemli projelerin habercisi niteliğindeydi.
Program kapsamında Sn. Büyükelçi Koray Ertaş ile bir araya gelerek aile şirketleri üzerine kaleme aldığım kitabımı kendilerine takdim etme ve Ekovitrin dergisinin 26. yılındaki başarısını paylaşma fırsatı da buldum. Türkiye’nin Birleşik Krallık’taki ekonomik ve ticari ilişkilerinin gelişmesi adına yürüttüğü başarılı çalışmalar, iş dünyasıyla kurduğu güçlü iletişim ve çözüm odaklı yaklaşımı, Büyükelçimiz Sn. Ertaş’ı farklı kılan önemli özelliklerden biri olarak dikkat çekiyor.
Londra’dan ayrılırken geriye yalnızca tarihi yapılar ya da güzel manzaralar kalmıyor. Aynı zamanda disiplinli çalışma kültürü, güçlü kurumları, uluslararası vizyonu ve ticareti destekleyen yapısıyla örnek alınabilecek bir şehir hafızalarda yer ediyor. Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki dostluğun ve ekonomik iş birliklerinin önümüzdeki yıllarda çok daha büyük projelerle güçleneceğine inanıyorum.
Bu süreçte ülkemizi başarıyla temsil eden diplomatlarımızın, iş dünyası kuruluşlarımızın ve uluslararası vizyon sahibi girişimcilerimizin ortaya koyduğu çaba, geleceğe duyulan güveni daha da artırıyor. Londra bir kez daha gösterdi ki; şehirleri büyük yapan yalnızca tarihi değil, kurdukları güçlü ticaret köprüleri ve insanları ortak hedeflerde buluşturabilme becerisidir.