Dünya, gücün nasıl kullanıldığına dair sessiz ama köklü bir dönüşüm yaşıyor. Haritalar değişmiyor, sınırlar yerinde duruyor, ordular cephe geçmiyor; fakat bazı ülkeler her geçen yıl biraz daha güçlenirken bazıları fark edilmeden zayıflıyor. Bu yeni dönemde güç artık sadece askerî kapasiteyle değil, ekonomik araçlarla ve stratejik kaynakların kontrolüyle ölçülüyor.
Bu dönüşümün adı jeoekonomi. Jeoekonomi, bir ülkenin askerî güç kullanmadan, ekonomik ve ticari araçlarla başka ülkelerin davranışlarını etkilemesi, yönlendirmesi veya sınırlamasıdır. Ambargolar, gümrük vergileri, finansal yaptırımlar, enerji ve hammadde kontrolü bu alanın bilinen enstrümanlarıdır. Ancak 2020’li yıllarla birlikte jeoekonominin merkezine çok daha temel, çok daha hayati bir unsur yerleşti: Gıda.
Petrol stratejiktir ama ikamesi vardır. Enerji krizi yönetilebilir. Fakat gıda yoksa toplumlar durur. Ekmek, su ve temel tarım ürünleri olmadan ne ekonomi çalışır ne siyaset ayakta kalır. Bu nedenle 2026’da küresel güç mücadelesinin en etkili silahı tanklar değil; buğday, mısır, pirinç ve sudur. Savaşmadan diz çöktürmenin en kestirme yolu, sofraya giden yolu kontrol etmektir.
GIDANIN ÖNEMİNDE ÜÇ TEMEL NEDEN
Gıda, jeoekonominin merkezine üç temel nedenle yerleşti; birincisi, ikamesiz olmasıdır. İnsanlar enerji tüketimini azaltabilir, teknolojik ürünlerden vazgeçebilir; ancak beslenmek zorundadır. İkincisi, gıda fiyatlarının doğrudan sosyal ve siyasi sonuçlar üretmesidir. Üçüncüsü ise tarımsal üretimin toprak, su ve iklim gibi sınırlı ve stratejik unsurlara bağlı olmasıdır.
Küresel tedarik zincirleri artık son derece kırılgan. Pandemi, iklim krizi ve bölgesel savaşlar; gıdanın “her zaman bulunabilir” bir ürün olmadığını açıkça gösterdi. Bugün bir ülkede yaşanan üretim veya lojistik sorunu, binlerce kilometre ötede siyasi krizlere yol açabiliyor. Bu nedenle büyük güçler tarımı bir ekonomik faaliyet değil, ulusal güvenlik başlığı olarak ele alıyor.
Artık bir ülkeyi zayıflatmak için askerî müdahale gerekmiyor. Gıda ihracatını sınırlamak, lojistik maliyetleri artırmak, gübre ve tohum tedarikini aksatmak yeterli. Sonuç değişmiyor: Fiyatlar yükseliyor, halk huzursuzlanıyor, siyasi baskı artıyor. İşte jeoekonomi tam bu noktada devreye giriyor.
KÜRESEL GÜÇLER GIDAYI NASIL KULLANIYOR?
Rusya–Ukrayna savaşı, gıdanın jeoekonomik gücünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Karadeniz havzası, dünya buğday ticaretinin kalbi. Savaşla birlikte sadece cepheler değil, limanlar da kilitlendi. Bu kilitlenme, Afrika’dan Orta Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada ekmek fiyatlarını artırdı, bazı ülkelerde siyasi istikrarsızlığı tetikledi.
Bu süreçte gıda, masum bir ticari ürün olmaktan çıktı; pazarlık unsuru hâline geldi. ABD bu oyunu finansal ve teknolojik araçlarla oynuyor. Tarım üretimi kadar emtia borsaları, fiyatlama mekanizmaları ve tarım finansmanı üzerinde de kontrol sağlıyor. Böylece yalnızca ürün değil, sistem ihraç ediyor.
Çin ise gıda ticaretinden ziyade gıda güvenliğine odaklanıyor. Afrika, Latin Amerika ve Orta Asya’da milyonlarca hektar tarım arazisini satın alması ya da uzun vadeli kiralaması, bir yatırım hamlesinden çok geleceğe yönelik stratejik bir sigorta. Çin, gıdanın para ile değil, toprakla güvence altına alınacağını erken fark eden ülkelerden biri.
Bu tabloda su, gıdanın görünmeyen ama belirleyici cephanesi. Nil, Fırat-Dicle, Mekong gibi havzalarda yaşanan gerilimler, klasik sınır anlaşmazlıklarından çok daha derin. Barajlar yalnızca elektrik üretmiyor; aşağı havzadaki ülkelerin tarımını, gıda fiyatlarını ve iç siyasetini etkiliyor. Su, 21. yüzyılın en sessiz ama en etkili baskı aracına dönüşmüş durumda.
TÜRKİYE: JEOEKONOMİK GÜCÜNÜ İNŞA EDEN ÜLKE
Türkiye, bu küresel dönüşümü erken fark eden ve son yıllarda gıdayı stratejik bir alan olarak ele almaya başlayan ülkeler arasında yer alıyor. Uzun süre tarım yalnızca ekonomik bir sektör olarak görülse de pandemi sonrası dönemde ve Rusya–Ukrayna savaşıyla derinleşen küresel gıda krizinde devlet aklının belirgin şekilde devreye girdiği görüldü. Tahıl Koridoru girişimi, bu yaklaşımın en somut örneklerinden biridir.
Türkiye, bu süreçte yalnızca diplomatik bir rol üstlenmedi; aynı zamanda gıdanın kriz değil, istikrar aracı olabileceğini gösterdi. Karadeniz üzerinden akan her gemi, Türkiye’nin jeoekonomik konumunu güçlendiren bir unsur hâline geldi. Bu hamle, Türkiye’nin gıda diplomasisinde merkez ülke olabileceğini açıkça ortaya koydu.
Küresel tedarik zincirleri son derece kırılgan. Pandemi, iklim krizi ve bölgesel savaşlar; gıdanın “her zaman bulunabilir” olmadığını gösterdi. Yaşanabilecek üretim veya lojistik sorunu, binlerce kilometre ötede siyasi krizlere yol açabiliyor. Bu nedenle büyük güçler tarımı artık ulusal güvenlik başlığı olarak ele alıyor.
TMO: JEOEKONOMİK BİR DENGE MEKANİZMASI
Son yıllarda tarım politikalarında öne çıkan en önemli değişim, stratejik ürün yaklaşımı oldu. Buğday, arpa, mısır, ayçiçeği ve bakliyat gibi temel ürünlerde arz güvenliğini önceleyen politikalar; kısa vadeli fiyat dalgalanmalarından ziyade uzun vadeli üretim sürekliliğini hedefliyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin piyasayı düzenleyici rolü, bu çerçevede klasik bir kamu kurumu olmanın ötesine geçerek jeoekonomik bir denge mekanizması işlevi görüyor. Türkiye bugün hâlâ geliştirilmesi gereken alanlara sahip olsa da yönünü doğru belirlemiştir. Gıda, artık tali bir sektör değil; bölgesel güç üretme aracı olarak konumlandırılmaktadır.
Bu yaklaşım sürdürüldüğü takdirde Türkiye, yalnızca kendi nüfusunu besleyen değil, çevre coğrafyalar için de istikrar sağlayan bir ülke hâline gelebilir.
2026 dünyasında ülkeler artık ordularıyla değil; ambarlarıyla, tarlalarıyla ve su yönetimleriyle değerlendiriliyor. Türkiye, coğrafi avantajı, üretim kapasitesi ve son yıllarda attığı stratejik adımlarla bu yeni düzende edilgen bir izleyici değil; oyun kurucu olma potansiyeline sahip bir ülkedir. Gıda, Türkiye için bir maliyet değil; doğru yönetildiğinde jeoekonomik bir kaldıraçtır. Bu kaldıraç ne kadar bilinçli kullanılırsa, ülkenin ekonomik ve siyasi gücü de o kadar artar. Yeni dünya düzeninde cepheler sınırda değil; tarlada başlar, sofrada görünür.
“Millî ekonominin temeli ziraattır. Tarımda güçlü olmayan bir millet, tam bağımsız olamaz.”
Mustafa Kemal Atatürk
“Gıda, bir ulusun bağımsızlığının sessiz garantisidir.”
Henry Kissinger