DÜNDEN BUGÜNE DEİK

Abone Ol


Sanayimizin ve ekonomimizin can çekiştiği yıllardı yetmişli ve seksenli yıllar. Karma ekonomik bir anlayışla yönetilmeye çalışılan ülkemizde her şey devlet yönetimine tabii idi. Kotalar tahsisler, döviz kıtlığının ve aşırı devletçi bürokratik engellerin hakim olduğu çile dolu yıllar. Türk parasını koruma...!, ihracatı geliştirme...! vb. kanunlarla ekonomimiz adeta kilitlenmiş iflasın eşiğine sürüklenmişti. İthalatın sıkı devlet iznine bağlı olması yanında, ihracatta imkansızdı zira her şey memurun iznine bağlıydı, gerekli izin ve döviz tahsisiyle dışarıdan ithal edilen bir tezgahın yedek parçası bile yüzün üzerinde imza ile verilen izine ve fiyat tescille mümkündü. 24 Ocak 1980 kararları, 12 Eylül askeri müdahalesi devamında Anavatan Partisi’nin iktidar olması sonucu Turgut Özal hükümetleri ile Türkiye yeniden dirilip yepyeni bir yönetim anlayışı ile ekonomimiz dünyayla bütünleşmeye başlamıştı. Serbest piyasa ekonomisine geçiliyor, ekonomimiz libere edilerek birçok tabular yıkılıyordu ve bir dizi reform uygulandığı zor günlerdi. Zira Türkiye dışa açılırken en büyük engel yine devlet kuruluşlarıydı. Türkiye’nin tanıtılması bile devletin elindeydi. Uluslararası fuarlarda yoktuk. Hazine’ye bağlı İhracatı Geliştirme Dairesi’nin katıldığı fuarlarda bir masa bir kasa, şanlı bayrağımızla temsil ediliyorduk. Ülkemize gelen yabancı heyetlerin muhatapları genelde memurlardı. Karma Ekonomik Kurullar’da (KEK) sektörler temsil edilmiyordu. Memurların gündeminde klasik ihraç ürünlerimiz; kuru incir, üzüm, fındık, tütün, pamuk vb. bilgiler vardı. Ülkenin üretim gücünü ve ihracat potansiyelini bilmiyorlardı.

DEİK İş Konseyleri toplantıları diğer ülkelere örnek oldu
1980 yılında bu sebeplerle doğrudan yabancı yatırım bir milyar dolar, toplam ihracatımız 3 milyar dolar altındaydı ve sadece petrol ithalatımıza bile yetmiyordu. TOBB Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde başkan vekilliğinden sonra başkan seçilmiştim. * Bir taraftan İstanbul ve Marmara bölgesinde yoğunlaşmış olan sanayimizi Anadolu’ya yaymak. * Özel sektör öncülüğünde yatırım, üretim ve ihracat seferberliği kalkınma modelini benimsemek. * Ekonomimizin dünya ekonomileri ile entegre olması için özel sektörün önündeki engellerin kaldırılması hususunda yılmadan mücadele veriyorduk. * Durumu kapsamlı şekilde başbakan Turgut Özal’a sunduğumuzda büyük destek gördük, örnek olarak birçok yetkiyi TOBB çatısı altındaki Oda ve Borsalarımız bünyesine alabildik. * Karma Ekonomi Kurulları’nda (KEK) sektör temsilcilerimizde yer almaya başladı. Bünyemizdeki Orta ve Küçük İşletmeler Kurulu (OKİK) çalışmalarımızdan KOBİ kuruluşlarını destekleyen ve Anadolu’ya yayan KOSGEB kuruldu. * İhracatı büyük ölçüde Hazine’nin yönetiminden kurtardık. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kuruldu * Türkiye, dünyaya açılırken TOBB çatısı ve 5580 sayılı yasa çerçevesinde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nu (DEİK) kurduk. Kurucu başkan olarak bizzat ülkeler arasındaki iş konseylerinin kuruluşlarını temin için ülkemizle iş ilişkisi olan iş adamlarıyla önemli ilişkilerin kurulmasını sağladık. Kolay olmadı ama başarabildik. * Durumu Turgut Özal’a şöyle ifade etmiştim, “Müsaade ederseniz devlet adamlarının ve siyasi kadroların ya da sivil toplum kuruluşlarının ülkelerle açacakları dostluk kapılarından iş adamları geçerek meslektaşlarıyla gerçek anlamda karşılıklı menfaatlere dayalı ekonomik, ticari ilişkiler kursunlar ancak doğrudan ikili yatırımları ve gelişmeleri böyle sağlayabiliriz. Devlet elini ticaretten çekip özel sektöre fırsat vermelidir” teklifimizi yerinde bularak her türlü desteği sağladı. İlk İş Konseyi anlaşmasını da Amerika seyahatimiz sırasında onun ve ABD Ekonomi Bakanı huzurunda ABD Ticaret Odaları Başkanı ile imzaladık. Şimdi 100’ün üzerinde ülke ile İş Konseylerimiz var. Fikir ve yapılanma bize ait olmakla birlikte şimdilerde Turgut Özal’ın kurduğu ifadesi kullanılıyor evet çok destek verdi. TÜSİAD, TİSK, TZOB gibi diğer STK kuruluşlarını da DEİK gibi bünyemize almamızı arzu etti. Büyük holding sahiplerinin görev almasını destekledi, ruhu şad, makamı cennet olsun. Böylece Türkiye ekonomisi seçimle görev alan gönüllü iş adamlarımızın gayretleri ile dünyaya açılırken en önemlisi DEİK İş Konseyleri toplantıları diğer ülkelere örnek oldu ve ülkeler arasında diplomatik gelişmelere de olumlu zemin hazırlayarak yıllardır devlet adamlarının, başbakanların, bakanların, iş adamlarının buluşup görüştükleri ortamların oluşmasına ev sahipliği yaptılar. DEİK, bu haliyle birçok sivil kuruluşun imrendiği hatta kıskandığı bir güç haline geldi. Oysaki elde edilen başarı ülkemizindi. İş dünyasının, ekonomimizin yücelmesi içindi. DEİK’in Ekonomi Bakanlığı’na bağlanma gerekçesini hala anlayabilmiş değiliz. Bence hükümetimizin ekonomimiz konusunda yaptığı güzel icraatlar içinde bu olay yanlış bir karar olarak tarihe geçti. Bir gece yarısı torba yasaya ilave edilen bir maddeyle DEİK devletleştirildi, bir gecede iş konseyleri başkanları bakanın tayin edeceği maaşsız devlet memuru ya da genel müdür haline gelmiş oldu ve TOBB Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu, DEİK başkanlığından istifa etti. Görev alan arkadaşlarımızı tebrik ediyor, başarı diliyor ve beni anlayacaklarına inanıyorum. Onlar hizmeti aksatmamak için çalışıyorlar. Hem dost ülke iş konseyi başkanları hem de bizim başkan ve üyelerimiz hizmeti geçmiş birçok iş adamımız hükümete karşı susmayı tercih etseler de huzursuzlar. Kurucu başkan olarak bana dert yanıyorlar.

DEİK’in uluslararası etkinliği ile ilgili endişelerimiz var
DEİK, 2015 yılı Olağan Genel Kurulu 19 Aralık 2015 tarihinde İstanbul Swissotel The Bosphorus TV’den izlediğimize göre görkemli bir şekilde yapıldı. Başbakanımız ve ilgili bakanlar katıldığından ilgi fazlaydı. Ancak dış ilişkilerde DEİK’in uluslararası etkinliğinin ve güvenilirliğinin sarsılabileceği endişemiz devam ediyor. Yeni Ekonomi Bakanımız Mustafa Elitaş, aynı zamanda saygın bir iş adamı arkadaşımızdır. Kendisini makamında ziyaret ederek durumu anlattım. Hükümetimizin bu karardan dönmesini, uygulamada aksaklık varsa onun düzenlenmesini talep ettim. Anlayışla karşılasa da zamana ihtiyaç olduğunu açıklamak durumunda kaldı. Bu gelişmeyi dış ülkelere anlatmak imkansız gibi bir şey. Bu bana Almanya’da yaşadığım bir olayı hatırlattı. Almanya’nın Villingen kentinde yerleşik sanayici arkadaşımızın yemeğinde yargıç bir dostu da vardı. Tanıştıktan sonra merak ettiğim bir soruyu sordum. Sorum şuydu: Alman mahkemelerinde Türklerin duruşmalarında ihtiyaç duyulduğunda dini konularda devletin resmi kuruluşu Diyanete İşleri’ne bağlı din ateşelerimizden görüş almayıp neden gönüllü din kuruluşlarının fetvalarına itibar ediliyor? Cevap şöyleydi: Diyanet, hükümetinize bağlıdır. O nedenle Diyanet görevlisi hükümetin resmi ideolojisine ters açıklama yapmaz. Oysaki biz dinin emrettiği doğru açıklamaya itibar ederiz. Serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı ve serbest ticaret anlaşmalarının yaygınlaştığı dünyamızda yabancı iş adamları hükümetçe tayin edilmeyen ya da o görüntüyü sergilemeyen iş adamlarıyla görüşme eğilimindedirler. Umarım 1980’li yılların devletçi anlayışına kapılıp böyle çelişkili yorumlara ekonomiyi sürüklemeyiz.



{ "vars": { "account": "G-3HWH7J6WBF" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }