banner363

banner453

banner454

banner403

31.10.2015, 10:45 653

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR DÖNEMEÇ

Avrupa Birliği, yine ve yeniden Türkiye’ye ihtiyaç duydu. Sorun büyük ve AB’nin tüm sosyal ve ekonomik yaşantısını ilgilendirecek düzeyde. AB, 3 milyar avro mali yardımın yanı sıra, vize serbestisi ve 35 başlık altındaki bazı fasılların açılmasını teklif ediyor. Türkiye, diplomasi masasında AB karşısında daha güçlü. 

Avrupa Birliği sınırına dayanan mülteci krizi temel sorun. Suriye Ortadoğu’da kanayan en büyük yara haline geldi. Öyle ki kangrene dönüşen sorunun en büyük yarası da şüphesiz savaş ortamından kaçan Suriye halkı. Bir yanda Esad, bir yanda IŞİD ve şimdi de Rusya’nın Esad’a destek olmak amacıyla Suriye’ye askeri müdahale de bulunması, her tarafı ölüm kokan topraklardan Suriye halkı kaçmasına sebep oluyor. 
Global dünyanın “yeni soğuk savaşı” olarak adlandırılan ve Ortadoğu’da ilk denemeleri yapılan ve çok bilinmeyenli denkleme dönüşen yeni soğuk savaşın acısını Suriyeli göçmenler çekiyor.
Suriye’de iç savaşın çıktığı 2011’den bu yana geçen 4 yılda, Sureye halkı savaştan kaçmış ve en büyük sınır ülkesi olan Türkiye’ye sığınmıştır. Hatta denilebilir ki Türkiye bir bakıma bütün yükü tek başına üstlenmiştir. Uzun süre ne AB, ne BM, ne de ABD bu konuda üzerine düşeni yapmamıştır. 

Mülteci sorunu AB gündeminde
Özellikle AB, mülteci krizine sadece uzaktan bakmış, göçün sosyal ve ekonomik ağır faturasını görmezden gelmiştir. Türkiye’nin bütün çağrılarına kulak tıkayan AB, sorunun kendi sınırlarına dayanmasıyla adeta derin bir uykudan uyanmışçasına konuyu ivedilikle gündemine almıştır. Tabii bunda son aylarda Akdeniz ve Ege’nin birer ölüm denize haline gelmesi, nerdeyse her gün onlarca, yüzlerce insanın Ege ve Akdeniz’in sularında can vermesi, hele hele Bodrum sahiline vuran küçük bebeğin cansız bedeninin tüm dünyada derin bir infial yaratması, AB’yi bu konuya adeta zorlamıştır. Ancak esas mesele Suriyeli göçmenlerin her ne pahasına olursa olsun Avrupa’ya geçme isteğinin bir sonucu olarak, dramatik bir biçimde Avrupa sınırlarını zorlamasıydı. AB’nin rahatı ve huzuru kaçmıştı. Toplumsal huzur ve refah, Avrupa halklarının vazgeçilmeziydi ve hükümetler de bunu sağlamakla yükümlüydü.
İşte tam da bu ortam da AB, Türkiye’ye yardım etmeye karar verdi. Aslında yardımın ana felsefesi şuydu: “Suriyeli göçmenler sende kalsın, ben sana mali yardımlar yapayım, tam üyeliğe giden yolda bir kaç müzakere başlığı açayım, vizeleri kolaylaştırayım veya kaldırayım, ucu açık bir müzakere ile yola devam edelim.”

Ardından AB üyesi ülkelerden art arda açıklamalar geldi. 16 Ekim’de AB liderleri 7 saat süren bir toplantı ile mülteci krizini ve Türkiye’yi ele aldı. Ardından AB Konseyi Başkanı Donald Tusk açıklama yaptı ve dedi ki, ''Mevcut sığınmacı krizi konusunda Türkiye-AB ortak eylem planı anlaşmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Türk liderle geçtiğimiz haftalarda Brüksel, Ankara ve New York'ta yaptığımız yoğunlaştırılmış görüşmeler, Türkiye'den AB'ye olan sığınmacı akışını yavaşlatmak amacını taşıyor. Eylem planı bu yönde önemli bir adım'' dedi.
Zaten Tusk’un açıklamalarında ki anahtar kelime şuydu: “Türkiye'den AB'ye olan sığınmacı akışını yavaşlatmak amacını taşıyor. Eylem planı bu yönde önemli bir adım''

Türkiye tam üyeliğin netleşmesini bekliyor
Türkiye AB arasındaki donmuş ilişkiler, mülteci krizi şemsiyesi altında yeniden canlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Brüksel’e gitti. Merkel, Türkiye’ye geldi. AB liderleri Türkiye lehine birbiri ardına olumlu açıklamalar yaptı. Hatta her sene Ekim ayının ilk haftasında açıklanan İlerleme Raporu, açıklanmadı, ertelendi. Zira 2015 İlerleme Raporu demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve basın alanın da çok ağır eleştiriler içeriyordu. Bu nedenle de 2015 İlerleme Raporu hala yayınlanmadı.

Evet, Türkiye AB ilişkilerinde yeni bir döneme giriliyor. Diplomasi yönetimi devrede. Tarafların karşılıklı çıkarları söz konusu. AB, Türkiye’ye sadaka vermek istiyor, Türkiye ise sadaka değil, ahde vefa ve tam üyelik yolunun netleşmesini bekliyor. Mademki AB, “Siz bize yardım edin, biz de size” diyor, o halde Ankara, güçlü ve geriye dönülmez kazanımlar elde etmelidir. Diplomasi masasında, Türkiye açık ve net olarak AB karşısında daha güçlüdür. AB, 3 milyar avro mali yardım yanı sıra, ucu açık (muallak) olmak üzere, vize serbestisi ve 35 başlık altındaki bazı fasılların açılmasını teklif ediyor. Kıbrıs Rum tarafı şimdiden veto ettiği fasılların açılmasına “onay” vermeyeceğini söylemeye başladı. Rumlar, AB’den tavizler koparmadan “evet” demeyecek.
Türkiye, tam üyelik sürecinde AB’nin ortaya koyduğu ucu açıklık (open-ended) ilkesinin netleştirilmesini istemelidir. Fasılların açılması ve tamamlanması yeterli değildir. Fransa ve Almanya mutlaka ikna edilmelidir. Almanya özellikle Euro krizinde AB üzerindeki gücünü pekiştirmiştir. Bunu Türkiye lehine fırsat varken, kullanmak gerekir.
Yorumlar (0)