banner363

banner453

banner454

banner403

banner420

Bu tablo 1 milyar liraya satıldı! Dünya Mark Rothko'nun eserini konuşuyor

1970 yılında esrarengiz bir şekilde intihar ederek hayatına son veren Mark Rothko'nun eserleri günümüz sanat dünyasında büyük rağbet görmeye başladı. Eserleri on milyonlarca dolara alıcı bulan Rothko'nun son olarak No.7 isimli tablosu Sotheby's müzayesinde 82,5 milyon dolara (Yaklaşık bir milyar lira) satıldı. Peki hayattayken geçim zorluğu içinde yaşayan Rothko'nun soyut eserlerinin sırrı ne? Nasıl bu kadar yüksek fiyatlara alıcı buluyor?

Kültür Sanat 25.11.2021, 15:20
Bu tablo 1 milyar liraya satıldı! Dünya Mark Rothko'nun eserini konuşuyor

Sanat dünyası, soyut dışa vurumcu Mark Rothko'nun eserlerini konuşuyor. 25 Şubat 1970 tarihinde hayatına son vererek aramızdan ayrılan Rothko'nun eserlerine son yıllarda büyük bir rağbet var. "Renk alanı resmi" ve "Geç resimsel soyutlama" adıyla da bilinen anlayışın önemli temsilcilerinden birisi olarak kabul edilen Rothko'nun büyük tuvaller üzerine çalıştığı ve tek renkli bir zemin üzerine canlı renklerle birkaç dairesel köşeli dikdörtgen kuşaklarla boyadığı resimleri milyonlarca dolara alıcı buluyor.

82,5 MİLYON DOLARA SATILDI

Daha önce de No.10 çalışması 80 milyon, No.1 (Royal Red and Blue) çalışması 75 milyon dolara satılan Rothko'nun No.7 isimli eseri de son olarak Sotheby's müzayede evinde gerçekleşen müzayedede 82,5 milyon dolara (yaklaşık 1 milyon liraya) alıcı buldu. Bu son olay sanat dünyasında 'birçok sanatçıya olduğu gibi Rothko'nun da hayattayken sanat dünyasında gerekli ilgi göremediği' eleştirilerinin dillendirilmesine neden oldu.

ROTHKO'NUN ESERLERİNİN SIRRI...

Son yıllarda Mark Rothko başta olmak üzere, soyut dışavurumcu eserlere ilginin artmasını, Selçuk Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Hazal Orgun'a sorduk.

Bu ilgiye Rothko’nun “En ilgi çekici resim, kişinin gördüğünden ziyade düşündüğünü ifade edendir” sözüyle yorumlayan Orgun şu tespitlerde bulundu:

* Soyut dışavurumcu eserlere duyulan ilginin artmasını esasen bu cümle ile özetlemek mümkündür. İçinde yaşadığımız bu teknoloji çağında, özellikle de çok sayıdaki sosyal medya uygulamalarının da bir sonucu olarak, çok yoğun bir şekilde görsel materyallere maruz kaldığımız ve bunları çok hızlı tükettiğimiz bir yaşam şekline sahibiz.

GÜNÜMÜZ SANATINDAN BİR KAÇIŞ...

* Fotoğraflar, videolar, afişler, dizi ve Filmler, binge-watch denilen kavramlar... Bu şekilde var olan, hazır olarak üretilmiş, algılayıcı olan izleyici yani bizler yerine üzerine düşünülmüş çok sayıda içeriğe maruz kalıyoruz. Her şeyi hazır alabildiğimiz ve tüketime odaklandığımız bu yaşam tarzında, soyut dışavurumculuk bir nevi izleyicisine kendi içerisine, duygu ve düşüncelerine dönmesine bir olanak sunuyor, bir kapı aralıyor.

* Bir yandan sanatçının bunu nasıl bir halet-i ruhiyeyle yaptığını anlamaya çalışırken bir diğer yandan da kendi sevinç, coşku, trajedi, üzüntü gibi çeşitli duygularımızla temas etme ve onların içinde kaybolma imkânı sağlıyorlar. Rothko özelinde bu durum büyük boyutlu eserler aracılığıyla da etkisini arttırıyor.

'SİZ RESMİ DEĞİL, RESİM SİZİ YÖNETMEYE BAŞLAR'

* Çünkü eserin boyutu büyüdükçe resmin içerisinde kaybolma, kendimizi resmin akışına bırakma eğilimimiz yükselir. Siz resmi değil, resim sizi yönetmeye, yönlendirmeye başlar; eserin hakimiyeti altına girersiniz. Böylelikle de sadece bir resme bakmakla kalmaz, bir deneyim yaşamış olursunuz. Rothko ve onun resimleri de bu duygusal ve duyusal yolcuğu en özgürce yapabileceği alanı izleyiciye sunan eserlerdendir.

ASTRONOMİK RAKAMLARIN EN ÖNEMLİ SEBEBİ: SANAT PİYASASI

* Rothko ve soyut dışavurumculuğun bu yükselişini yalnızca bu sebeplere bağlamak biraz romantik bir bakış açısı olacaktır. Dönem dönem belli sanatçı ve/veya akımların popülerleşmesi, yüksek meblağlara alıcı bulması, üzerine çok konuşulur hale gelmesinde “sanat piyasası” denilen olgunun etkisi oldukça yüksektir. Sanat piyasasının yapısı esasen bir ouroboros (kuyruğu ağzında olan meşhur yılan sembolü) gibidir.

EN ÖNEMLİ FAKTÖR: POPÜLARİTE

* Alıcı, aracı, sanatçı, galeri, fuar, müzayede evi başta olmak üzere kişi ve kurumlar arz ve talepleri yaratırlar. Her ne kadar sanat eserleri herhangi bir meta gibi bir değer biçilmesi kolay nesneler olmasa da satışa sunulacak bir sanat eserini fiyatlandırmak açısından; özgünlük, nadirlik, eser kalitesi, restorasyon geçirip geçirmediği gibi birtakım kriterler mevcuttur. Fakat ne yazık ki çoğu zaman asıl öne çıkan popülarite olmaktadır.

* Bir sanatçı/akımın güncel sergilerinin olması, medya görünürlüğü, bir sosyal prestij unsuru olarak görülmesi, sanatçı/akım okur-yazarlığının artmış olması, öncül yüksek fiyatlı satışlarının olması, önemli müzelerde sergilenmeleri gibi etmenler ardıl gelen satışlarda da fiyat artışlarına sebep olmaktadır. Bu da kendi döngüsü içerisinde yüksek meblağlara satılan sanatçı ya da akım eserlerinin daha çok bilinirliğini sağlamakta ve popülerleştirmektedir. Sanat piyasasını en çok yönlendiren kurumların başında da Sotheby's, Christie's gibi dünyaca ünlü müzayede evleri gelmektedir.


ROTHKO'NUN SAĞLIĞINDA 'YETERLİ İLGİYİ' GÖRMEME NEDENİ

Rothko'nun hayattayken şimdiki kadar büyük ilgi göremediği eleştirilerini yorumlayan Orgun, "Esasen sanat tarihi kendi yaşadığı dönemde değeri bilinmemiş, ilgi görmemiş, sanat camiası ve/veya piyasasından dışlanmış, maddi ve manevi çok zorluklar çekmiş sanatçılarla doludur" dedi.

'VAN GOGH'UN SADECE BİR ESERİ SATIN ALINDI ONU DA KARDEŞİ ALDI'

Tabloları milyon dolarlara satılan Van Gogh'un, hayattayken yalnızca bir tablo satabildiğini hatırlatan Orgun, "Onu da abisi satın almıştır. Bugün Batı sanatında manzara resminin en büyük ustası olarak kabul edilen William Turner, dönemin resim akademisinden dışlanmıştır. 1860’larda Fransız Akademisi’nin sanat anlayışına uymadığı için Paris Salon Sergilerine kabul edilmeyen resimler, Reddedilenler Salonu adlı sergilerde sergilenmeye başlamışlardır ki Manet, Cézanne, Courbet gibi yine günümüzde çok yüksek meblağlara eserleri satılan sanatçılar bu Reddedilen Salonlarında ancak kendilerine yer bulabilmişlerdir" ifadelerini kullandı. 

Bu sanatçıların büyük bir çoğunluğu hayatlarını oldukça fakir geçirdiklerini anlatan Orgun şunları söyledi:

"Her ne kadar sanatsal beğeniler öznel olsa da dönemlerin sanat piyasaları, sanat akademileri, sosyo-kültürel yapıları toplumsal bir sanatsal beğeni, sanat eserinin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir beklenti yaratır Eğer sanatçı bu kabullerin dışında hareket ediyorsa, kabul edilmesi doğal olarak biraz zaman almaktadır."

"Günümüzdeki hızlı ilerleyen yaşam, iletişim teknolojileri, sanatın çok hızlı şekil değiştirebiliyor olması bu bağlamda günümüz sanatçılarının yaşarken bilinirlik ve kabul sağlamaları noktasında lehlerine bir durum olarak ortaya çıkıyor. Örneğin; belki bundan 50-60 sene önce yaşasa Banksy’nin işlerini kimse ciddiye almayacaktı. Bu durumu bir sanatçı üzerinden çözümlemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Belki de sanatçı ile sanat izleyicisinin hayata bakışlarının farklılığıyla alakalı. Bizlerin sanat alımlayıcısı olarak sanatçılara yetişmemiz sanırım biraz vakit alıyor. Bu neden de dünya sanat tarihi değeri geç anlaşılmış sanatçılarla dolu"

Mark Rothko 1970 yılında geride not bırakmadan intihar ederek yaşamına son verdi.

MARK ROTHKO: SANATINI YAPMAK İÇİN GARSONLUKLA GEÇİNEN BİR GÖÇMEN

1903 yılında Markus Yakovlevich Rothkowitz adıyla dünyaya gelen Rothko, 1910 yılında ABD'ye yerleşti. Yale Üniversitesi'ne sanat eğitimi almak için yazılan ancak Yahudi karşıtlığı yüzünden okulunu bırakmak zorunda kalan Rothko, geçimini kuryelik ve garsonluk gibi işlerle kazandı.

Daha sonra bir sanat akademisinde ve Parsons Tasarım Okulu'nda eğitim gören ve soyut dışavurumcu sanata ilgi duyan Arshile Gorky'ten etkilenen Rothko, Yahudi Merkezi'nde çocuklara ders vererek geçimini sağladı. 1938'de ABD vatandaşlığına kabul edildi ve dünyada yükselen ırkçılık nedeniyle adını Mark Rotko olarak değiştirdi. 1940'lara kadar eserlerinde realizm ve sürrealizm gibi akımlardan izler taşıyan eserler üretti. 1930'larda yaptığı Metro (Subway) adlı seride New York metrosunda insanları resmetti ancak onların bireysel dünyalarında kendilerine yarattığı hapishaneleri ve insanın modern dünyadan kopukluğunu anlattı.

2. Dünya Savaşı yıllarında daha çok daha çok ölüm, din, mitoloji ve ahlaki konuları ele aldı. 1943'te ilk eşinden ayrılıp çocuk kitapları resimleyen Mary Alice Beistle ile evlendi ve iki çocuk sahibi oldu.

Zamanla eserlerinde karmaşık eserleri basit ifade edebilmeye odaklandı ve imzası sayılan kompozisyonu 1949'da kullanmaya başladı. İlk zamanlarında yaptığı eserlerinde bitki, hayvan ve Balık formları görülse de zamanla bunlardan tamamen arındı. 1940'ların sonunda tarzını oturttu ve adından sıkça söz edilen bir ressam oldu.

1964 yılında Teksas'ın Houston şehrinde bir şapelde insanların meditasyon yapacağı bir yer tasarlama işini aldı. Roth Şapeli olarak tanınan bu şapel için siyah ve koyu renklerle resmettiği 14 tablo yaptı ancak ağır bir depresyona girdiği için şapelin açılışına tanık olamadı. 1970 yılında geride not bırakmadan intihar ederek yaşamına son verdi.

Kaynak: Hürriyet

Yorumlar (0)