Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, “Yargıtay tarafından yürütülen reform çalışmaları etik, şeffaflık ve adli kalite olmak üzere üç ana sütun üzerine inşa edilmiştir” dedi.

Yargıtay’ın kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi ortak projesinde ‘Temyiz Mahkemelerinin Uluslararası Hukuki Çerçevesi’ konulu çalıştaya katılan Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, temyiz mahkemelerinin görevinin sadece verilen kararların hukuka uygunluğunu incelemekle sınırlı olmadığını belirtti. Yargıtay’ı özverili çalışmaya yönelten en önemli motivasyonun yapılan çalışmaların toplum içindeki yaşamsal değeri olduğunu hatırlatan Akarca, “Özgürlük, adalet ve toplumsal barış gibi hepimizin üzerine titrediği toplumun temelleri, iyi işleyen bir yargı sistemi ile korunabilir. İfa ettiğimiz vazifenin içinde yaşadığımız toplum için yaşamsal önemi, bizi özverili çalışmaya yönelten en önemli motivasyondur. Uluslararası belgelerde çağdaş toplumun adalete ilişkin beklentilerinin karşılanması konusunda yüksek mahkemelerin ‘açıklık ve duyarlılık göstermeleri’nin önemi vurgulanmaktadır. Bu nedenle yüksek mahkemeler, adaletin genel işleyişine ilişkin en doğru ve zengin bilgilere sahip olup, en isabetli gözlemleri yapabilecek konumdadırlar. Edindikleri bu bilgileri ve yargının genel işleyişine ilişkin çözüm önerilerini tüm adalet aktörleri ve toplumla paylaşarak, adalet politikalarına katkı sağlamalıdırlar. Uluslararası alandaki gelişmeler, yargı sisteminin etkin, verimli ve makul sürede işlev gösterebilmesinin gün geçtikçe artan önemini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.

Temyiz mahkemelerinin modern dünyadaki zorluklarla baş edebilecek stratejik bir yöntem anlayışı geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Akarca, sözlerine şöyle devam etti:

“Günümüzde temyiz mahkemelerinin görevi sadece verilen kararların hukuka uygunluğunu incelemekle sınırlı değildir. Temyiz mahkemelerinin hukuki güvenliğin ve öngörülebilirliğin sağlanması, bu yolla gereksiz dava açılmasının veya kanun yoluna başvuruların önlenmesi, adli kalitenin yükseltilmesi, halkın yargıya duyduğu güvenin artırılması gibi görevleri de bulunmaktadır. Temyiz mahkemelerinin eğitici ve liderlik rolü, insan kaynakları ve mahkeme yönetimi, stratejik planlama, adalet politikalarına katkı sağlama, etik, şeffaflık, dosya yönetim sistemi ve içtihat yaygınlaştırma gibi birçok alanda detaylı çalışma yapılmasını gerektirmektedir. Bu konular bazı hallerde oldukça zor, karmaşık ve teknik bir hal alabilir. İşte bu nedenle temyiz mahkemeleri, modern dünyanın kendilerine yüklediği sorumlulukları yerine getirebilecek teknik ve fiziki alt yapıya sahip olmalı, ayrıca bu zorluklarla baş edecek stratejik bir yönetim anlayışı geliştirmelidir.”

“Temyiz mahkemelerinin birçok özelliği ve sorunu ortaktır”

Farklı ülkelerden gelen başsavcılar ve mahkeme başkanlarıyla yapılan çalışmalar neticesinde belirlenen ilkelerin küresel yargı için önemli bir referans oluşturduğuna değinen Akarca, “Yapıları ve işleyişleri konusunda dünyada büyük bir çeşitlilik olmasına rağmen temyiz mahkemelerinin birçok özelliği ve sorunu ortaktır. Yakın bir tarihe kadar temyiz mahkemelerine özgü uluslararası bir hukuki çerçeve bulunmamaktaydı. Bu konu, genel olarak, mahkemeler, yargı sistemi veya adalete ilişkin uluslararası metinlerde farklı yönlerden ele alınmıştır. Örneğin yargıda şeffaflığa ilişkin İstanbul Bildirgesi’nin 8. maddesinde temyiz mahkemelerinin kararlarının düzenli şekilde yayımlanması öngörülmüştür. Bu konuda bir başka örnek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ‘Hukuk ve Ticaret Davalarında Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin Hakkında Üye Devletlere Yönelik R(95) 5 Sayılı Tavsiye’ kararıdır. Çeşitli uluslararası metinlerde dağınık şekilde bazı standartlar bulunmakta ise de bütünsel ve sistematik bir şekilde münhasıran temyiz mahkemelerine ilişkin bir hukuki çerçeveye ihtiyaç olduğu açıkça ortadadır. Bu konuda 2 Eylül 2021’de Yargıtay’ın ev sahipliğinde ilk adım atılmıştır. Üç kıtadan 13 ülkeden ve farklı hukuk geleneklerinden gelen yüksek mahkeme başkanları ve ülke başsavcıları ile birlikte ‘Temyiz Mahkemelerinde Mükemmeliyet İlkeleri’ içinde bulunduğumuz salonda geliştirilmeye başlanmıştır. Yüksek mahkemelerin ve ülke başsavcılıklarının hiçbir ayrımcılık yapmaksızın insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı artırma konusunda uluslararası işbirliğini sağlama çabasının bir sonucu olarak tespit edilen bu ilkeler kısa sürede yaygınlaşmış ve küresel yargı için de önemli bir referans kaynağı olmuştur” şeklinde konuştu.

“Yargıtay, yargı etiği derslerinin hukuk fakültelerinde yaygınlaştırılmasına öncülük etmiştir”

Yargıtay tarafından yürütülen reform çalışmalarının etik, şeffaflık ve adli kalite olmak üzere üç üç ana sütun üzerine inşa edildiğine işaret eden Akarca, “Yargıtay son yıllarda çok önemli yapısal reformlar gerçekleştirmiştir. Bu yenilenme ve dünyadaki temyiz mahkemeleri arasında en iyi uygulama örneklerini geliştirme çabası gün geçtikçe ivme kazanarak devam etmektedir. Yargıtay tarafından yürütülen reform çalışmaları etik, şeffaflık ve adli kalite olmak üzere üç ana sütun üzerine inşa edilmiştir. Hem ülkemizde hem de küresel düzeyde yargı etiğinin önemi gün geçtikte daha iyi anlaşılmaktadır. Yargıtay 2017 yılında yüksek uluslararası standartları yansıtan bir yargı etiği sistemi geliştirmiş, temel etik metinlerini, rehberleri, eğitim programlarını ve sosyal medya kullanımına ilişkin Birleşmiş Milletler kılavuzunu Türkçeye çevirerek toplumun istifadesine sunmuştur. Hukukun üstünlüğü ile yargının görevine duyulan saygıyı artırmak, etik değerler ile temel hakların nesiller boyunca anlaşılmasına bağlıdır. Bu nedenle Yargıtay, yargı etiği derslerinin hukuk fakültelerinde yaygınlaştırılmasına da öncülük etmiştir” diye konuştu.

“İstanbul Bildirgesi’nin gücü ve önemi kısa sürede tüm dünyada fark edilmiştir”

İstanbul Bildirgesi’nin Japonya’da düzenlenen ‘Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti 14’üncü Kongresinin Siyasi Deklarasyonu’nda da göz önünde bulundurulduğunu belirten Akarca, “Reform çalışmalarımızın ikinci sütununu oluşturan şeffaflık konusunda Yargıtay’ın liderliğinde ve ev sahipliğinde ‘Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi (İstanbul Bildirgesi)’ geliştirilmiştir. Bildirgenin 2019 yılında Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey’de kabul edilmesi, Yargıtay’ın hukuk devleti ve insan hakları ideallerine bağlılığının en somut ve canlı örneğidir. İstanbul Bildirgesi, yargı bağımsızlığı ve yargıda dürüstlük kavramları üzerine temellendirilen Birleşmiş Milletler standartlarına ‘yargıda şeffaflık’ boyutunu eklemiştir. İstanbul Bildirgesi’nin gücü ve önemi kısa sürede tüm dünyada fark edilmiştir. Son olarak bu yılın mart ayında Japonya’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti 14’üncü Kongresi’nin Siyasi Deklarasyonu’nda isimlerini zikrettiğim temel metinler ile birlikte İstanbul Bildirgesi’ne de atıf yapılmıştır. Kyoto Deklarasyonu olarak da ifade edilen bu metinde bağımsız, tarafsız, adil, etkili, şeffaf ve hesap verebilir bir yargının önemi vurgulanmış, reform çabalarında bu temel insan hakları metinlerinin göz önünde bulundurulması gerektiği tüm üye devletler tarafından bir kez daha teyit edilmiştir. Reform çalışmalarımızın üçüncü sütununu oluşturan adli kalitenin artırılması, şu an için en önemli önceliğimizdir” dedi.

Akarca, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinin etkisi ile Yargıtay’ın iş yükünde meydana gelen azalmanın Yargıtay’ın asli görevi olan içtihat tutarlılığının güçlendirilmesi bakımından da önemli bir fırsat sunduğunu söyledi.

“Avrupa Konseyi ile yürütülen projelerin bir yıl içinde tamamlanması bekleniyor”

Yargıtay’ın topluma sunduğu adli hizmetin kalitesini artırmak amacıyla son yıllarda etkili mahkeme araçları geliştirdiğini vurgulayan Akarca, “Adli kalitenin yükseltilmesi için yapılması gereken en öncelikli işlerden bir tanesi, ölçme ve değerlendirme araçlarının uygulanmasıdır. Çünkü ölçülemeyen şey geliştirilemez. Ölçemediğinizi anlayamazsınız. Anlayamadığınızı kontrol edemezsiniz. Kontrol edemediğinizi ise geliştiremezsiniz. Bu nedenle, ölçme ve değerlendirme araçlarını adli yönetim anlayışımızın bir parçası hâline getirmek, reform çalışmalarımızın başarısı için bir ön koşuldur. Yargıtay, topluma sunduğu adli hizmetin kalitesini artırmak amacıyla son yıllarda etkili mahkeme araçları geliştirmiştir. Dosya İzleme Sistemi, Dosya Eksik Tamamlama Sistemi, her dosyaya bireysel ilgi gösterilmesine olanak sağlayan raporlama ve izleme yöntemleri sayesinde dairelerimizin iş akışını yönetme kapasiteleri güçlendirilmiştir. İş süreçlerine ilişkin standartlar geliştirilerek yapılan detaylı rehberlik, dosyaların daha kısa bir süre içerisinde sonuçlandırılmasına imkan sağlamıştır. Hukuk dairelerinin ortalama temyiz süresi 2020 yılında Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin ortalamasının altına düşmüştür. Ceza daireleri bakımından da 2023 yılında aynı sonuca ulaşacağımızı düşünüyorum. Uluslararası alanda mahkemelerin performansını ölçmeye yönelik göstergelerin bir kısmını da ölçme ve değerlendirme sistemimize dâhil ettik. Bu şekilde şeffaflık ve topluma karşı hesap verebilirlik bakımından da ilerleme sağladığımızı söyleyebilirim. Yargı bağımsızlığının bir bileşeni olan eğitim konusu da önem verdiğimiz ana başlıklardan bir tanesidir. Aynı zamanda içtihat yaygınlaştırma stratejimize uygun şekilde Yargıtay kararlarının bilişim sistemi üzerinden doğru ve güncel şekilde toplumda yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımız da devam etmektedir. Bu iki konu Avrupa Konseyi ile birlikte yürüttüğümüz proje çerçevesinde planlanmış olup, çalışmaların en geç bir yıl içinde tamamlanması beklenmektedir” açıklamasında bulundu.